AVCILIK PAYLAŞMAKTIR
22 Aralık 2010 Çarşamba günü her zaman olduğu gibi sabah saat 05’te Burak
Çelik’le Marçalı’ya doğru yola çıktık.
İstasyondan arabaya mazot, Beçin beldesinin çıkışındaki fırından ekmek alıncaya kadar alıncaya kadar saat 05,30 sularına gelmişti. Son günlerde aralıksız yağan yağmur yüzünden bozulmuş yer, yer çukurlarla dolu yollardan geçerek saat 06,30 sularında Marçalı’ya vardık. Dağın bir yüzünde Burak bir yüzünde ben beklemeye başladık. Saat 06,45’te bir erkek keklik öttü kısa bir süre sonra bu ötüşe bir dişi eşlik etti başka seste duymadık.
Burak “ Koca dağda kala, kala bir çift keklik kalmış, bırakalım da onlar bari üresin, biz başka avlara bakalım başkanım” dedi.
Burak, genç yaşına rağmen gerçek bir avcı, bu işi bilerek ve severek yapan biri, avı leş toplamak için değil köpeğinin fermada duruşundan haz alarak yapan, av hayvanlarını kaçmak için fırsat tanıyıp kalleşçe vurmayan, zihinsel ve bedensel bir spor olarak görüp yapan biri, Vatanının tabiatına aşık yaban hayatına, avlaklarına düşkün, dağlarındaki yaban mersinine, dağ çileğine, mis gibi kekik ve çam kokan havasına sevdalı biri, yasalara saygılı, yasaklara duyarlı yeri geldiğinde avcı yeri geldiğinde koruyucu biri…
Tekrar arabaya binip yola devam ettik, Marçalı’daki Orman yangın gözetleme kulesinin bulunduğu Kavak dağının eteğine vardık. Termostan birer bardak çay koyduk ve arabanın bagajında köpeklerimiz Lusi ve Paşa’yı dışarı çıkardık. Yağmur yüzünden üç av günü evde bağlı kalan köpeklerin hırslarını almaları epey sürdü…
Birbirimize rasgele deyip besmeleyle avlağa girdik, 200 metre gitmeden Burak’ın ön kısmındaki çam ağacından bir tahtalı güvercini kalktı atış mesafesi biraz aralıda olsa kuş ikinci fişekte düştü, o sırada patlayan tüfek sesinden ürken iki tahtalı üzerime doğru geldiler birisini bende torbaya koymayı başardım, bir anda ikimizde avımızı almıştık.
Aynı istikamette birkaç tepe geçtik bir düzlüğe çıkmıştım ki elli metre kadar uzağımdan bir Lökşe (Çulluk) kalktı, uzak yakın demeden tetiği çektim hayvan kanat kırığı da olda düşmüştü, Lusi kuşu getirirken yamacın arka kısmında kalıp kendisini göremediğim Burak’ın tüfeğinin sesi geldi. Seslendim “ Burak neye attın? “ diye.
Burak “Çullukmuş başkanım o da çantaya girdi” diye cevap verdi.
Az daha ilerledik önümüz sık ormanlık olduğu için tekrar geri dönüp bu sefer dağın alt kısmından ilerlemeye koyulduk, meyilli bir yerden inerken köpekler bir anda koku tutup döşleri yerle bir oldu, Burak’a dikkatli ol demeye kalmadan 20 metre altımdan bir keklik gürledi yamaçta olduğumdan attım ama vuramadım. Silah sesinden çamların arasından birkaç keklik daha kalktı ama onları atış menzili dışında ancak görebildik, önümüzdeki tepeyi geçip sarktılar. Biz kekliklerin gittikleri yöne doğru ilerlemeye devam ettik. Konabileceği tahmin ettiğimiz yere vardığımızda köpeklerde bir hareket olmadı Burak’a dönüp “ Oğlum az daha gidip aşağıya doğru dönelim” diye bağırmamla beraber keklik sağ üst tarafımda bulunan kayanın altındaki pinar çalısının içinden gürledi, koca tülek çam ağaçlarının arasına girerken tüfeğimin namlusundan çıkan saçmalara hedef oldu.
Kekliği av yeleğimin filesine koyup aynı istikamette yürümeye devam ettik. Gidilecek yolun sonuna dayandık bir şey bulamadık, bu sefer geldiğimiz yerin daha aşağısından tekrar geri döndük. Fazla gitmeden Burak bağırdı “Başkanım paşa fermada “ diye.
Tut komutuyla Burak’ın önünden kalkan keklikte adeta havada söndü…
Nasıl olsa avımızı aldık arabaya en kestirme yoldan dönelim dedik ve patika yollardan ilerlemeye başladık. Köpeklerimizin keyfine diyecek yoktu bir oraya bir buraya bakmadık çalı bırakmıyorlardı. Bu şekilde ilerlerken bir ara Lusi’nin hareketleri hızlandı ve öylece kaldı. Burak’a seslendim “ Yaklaş oğlum köpek koku tuttu” diye.
Çalılara giren Lusi’nin önünden bir tavşanın sıçradığını gördüğüm anda çalıya girdi, Lusi devam edince çalıdan çıkar çıkmaz tetiği çektim olmadı, sık çalılara girerken ikinciyi patlattım. Burak “ Hayrola neye attın başkanım? “ diye sordu. Bende heyecan dorukta “ Tavşana attım tavşana, gitti gibi “ diye cevap verdim. O anda Burak bağırdı
“Arkandan geçti “ dedi. Şaşırmış bir vaziyette etrafı gözlerken Burak iki el arka arkaya ateş etti ve “ Hala gidiyor at başkanım at! ” diye bir yandan söyleniyor bir yandan koşuyordu, çalıların arasından bir ara gördüğüm tavşana bir fişekte ben attım.
Tavşan kaçıyor köpekler arkasından kovalıyordu, sonunda aldığı yaranın etsinden olsa gerek yavaşlayan tavşanı paşa tuttu ve hırsını aldıktan sonra yanımıza getirdi. Tavşanın kaldırılış anından vuruluş anına kadar o kısacık zamanın bize çok uzun geldiği anları tartışırken içime bir kurt düştü. Burak’a dönüp “ Oğlum benim tüfek attığım tavşan yukarıya doğru gidiyordu peki bu tavşan nasıl oldu da tekrar geri döndü? Bir türlü aklım almıyor. Şu benim tavşana tüfek attığım yere gidip bir bakalım” dedim.
Tüfek attığım yere vardığımızda tavşana ilk fişeği attığım yerler tavşan tüyü ile doluydu, ikinciyi attığım çalıya varınca bir tavşanın daha yerde yattığını gördüm!
Bir anda heyecanı şaşkınlığı ve sevinci yaşamıştık…
Arabamıza bindiğimizde ikimizde de o günkü avı doyasıya yaşamış ve vurdukları avları da eşit miktarda paylaşmış avcıların yüzündeki mutluluğunun ifadeleri vardı. Rasgele
Not: Tüm okurlarıma mutlu ve sağlıklı bir yaşam dilerim.
Linklerin Görülmesine İzin VerilmiyorLinki Görebilmek İçin ÜYE OL veya GİRİŞ YAP