20.Mart.2012, 14:03
Hani şöyle bir söz vardır : Bir avcı anılarını anlatmaya başladı mı, o avcının işi bitmiştir. İşimiz bitmiş mi, yoksa gittiği yere kadar gidecek mi, yarını bu günden bilemeyiz ama bunları yazmaktaki tek amacım şu. Avın kapalı olduğu ve canımın alabildiğine sıkıldığı şu günlerde içimde kalacağına dışıma vursun…
http://e1203.hizliresim.com/v/c/3dwzw.jpg
Yıl 1986. Gerçek anlamda ilk keklik avım.
Eskiler bilirler, hafta sonu ava gitmeden önceki cuma- cumartesi geceleri sıkı doldurma günüdür. Ben barutları cumadan doldurur, cumartesileri de saçmaları doldurur fişekleri pazara hazır ederdim.
İşte yine böyle bir kasım ayının cuma günü sıkı dolduruyorum. İzmir Bayramyeri’ndeki evdeyiz o zaman. Akşamüstü pat diye amcaoğlum Korkut geldi eve. Dedi ki hazırlan yarın Kütahya Simav’a ava gidiyoruz. Amcam sigorta eksperiydi. Simav’da iş çıkınca oradakilere de demiş ki cumartesi geleyim bari Pazar günü av yaparız….
Ana dedim amcaoğluma çabuk yardım et, şunların saçmalarını dolduralım. Yarım saatte bitirdik işi, tası tarağı topladım. Tek kırma 16 yerine babamın (Nasıl olsa babam ava gitmeyecek ya) full full şok İspanyol Piperini aldım, (En büyük hata) doooğru onların eve. Sordum ne avlayacağız? Cevap : Keklik! Bende büyük bir düş kırıklığı…:) Suratımı buruşturdum…Tabi ki neden diye soracaksınız. O yıllarda ben bıldırcın avlarını daha çok seviyorum. Kekliğe gidiyoruz. 10-15 kuş çıkıyor. Çoğu kez tüfek atmadan geri dönüyoruz.. Ama bıldırcın avlarında çok tüfek atıyoruz. En azından kuş görüyoruz ya daha hoşuma gidiyor.
Uzatmayalım cumartesi iş bitti, av için sözleşildi. O gece Eynal Termal Otelinde kaldık. Bir banyo yaptık, amanın! Aynaya baktık saçlar cam gibi parlak olmuş. :) :) :) Kendimizi tanıyamadık. Meğer oranın suyunun özelliğiymiş...
Tabi o gün sabahı zor ettik. Sabah bankacı Erdoğan Abi, Tamirci Remzi Abi, Mehmet Dayı diye yaşlı bir amca ile dolduk arabaya doooğru yola… Eynal’dan kuzeye doğru 30 km kadar gidip yol levhasından sola döndüğümüzü hatırlıyorum. Bir vadinin içinden bir süre gidip arabayı bıraktık. Erdoğan Abi çıktığımız derenin içinde kalabalık bir alayın olduğunu söylüyordu. Bir de Korkut dedi ki “Buradaki keklikler çok büyük oluyor. Hepsi futbol topu gibi. :) :)” Amcamla beni o derenin içinden saldılar, çıktık yukarı ama çok dik, aynı zamanda mıcırımsı kaygan bir zeminde sırtı çıkıncaya kadar mahvolduk. Öf püf soluyoruz.
Zaten keklik avını pek sevmiyorum. İçimden diyorum ki “Ulen yok muydu güzel bir bıldırcın yeri bizi götüreydiniz.Hiç olmazsa acık tüfek atardık.” ( Tabi neyle karşılaşacağımı bilmediğim için esip yağıyordum.)
Dedikleri derenin içinden kanat çıkmayınca onlar da çok şaşırdılar. Bir de beyaz bir erkek köpekleri var, her nedense adını Liz takmışlar. :) :) Zaten bu durum komik. Bir de Erdoğan Abi köpek çok açılıyor diye ona “Liz! Ge buri, Ge buri!” diyor. Korkut’la biz ilk kez duyduğumuz bu hitap şekline gülmekten kırılıyoruz ama belli etmemeye çalışıyoruz.
Derken fotoğrafın en üstünde görülen tek ağacın dibinden bir alay keklik kalktı 35-40 tane var. Nereye konduklarını gözlerken aynı ağacın dibinden bir 15 tane daha fırladı onların peşinden… Tabi benim aklım çıktı, bir de tüylerini kabartmışlar. Korkuta dedim ki “Oğlum bunlar futbol topu gibi değil basketbol topu gibi :) :) :)” Doğru peşlerine amcamla ikisi yukarı çıktı ben daha aşağıda kaldım. Bizim İrlanda seteri Funda ile Liz keklikleri görünce doğru tepeye sardılar.Zaten iki köpek var, biz köpeksiz kaldık Remzi ağabeyle, kekliklerin içine girmişiz, hatta biraz da geçmişiz. Amanın ortalık bir karıştı. Her çalının içinden keklik fırlıyor. Kınalarını görüyorum. BAM GÜM geçiriyorum. Tüy kopartamıyorum. Çok acemiyim. Remzi Abi bir sıkı çekti. Kekliğin takla attığını gördüm. Onu aldı bir tane daha fırladı onu da aldı aşağı. Ben yaylım ateşine tuttum keklikleri ama bir tane düşüremedim. Remzi Abi kızdı bana “Ne biçim tüfek atıyon leyn sen. Baksana biraz ucuna!” Neyse fırçayı yedik ama acemiyim.
Keklikler bir dereye attılar kendilerini. Acık aşağı indim. Baktım bir kaya var yukarıdan kendini salan keklik o kayanın etrafından uçup geçiyor. Bir tırıs kaldırdım Kayanın başına vardım. Mehmet Dayı yukarıdan bir taş atıyor. 2-3 tane tam üstüme BAM, GÜM yok bir numara. O kayanın üzerinde 12 sıkı atmışım. Bir tane düşüremedim. Yukarıdan ses geliyor. Remzi Abi “YUUUUUHHHH! Ucuna bak ucuna!” Heyecandan tir tir titrediğimi hatırlıyorum. Bir yandan da Remzi ağabeye çok kızıyorum. Moral vereceğine dalga geçiyor diye... Benim stres oldu 1500…
O full full şok tüfek acemi adamın elinde olursa sonuç böyle olur.Ama o zamanlar bunu bilmiyorum. Kayadan indim yukarı doğru çıkacam. Çalıların içinde bir çatırtı. Korkutun o futbol toplarından biri kalktı, şişmanlıktan uçamıyor. TAN TUN! O da gitti. Yuh dedim nasıl vuramadım? Bir de elimi attım baktım. Babamın yeleğin sol ilk hanesine koyduğu şavrotin yok. Arada o da kaynamış :) :) :)
Dinlendik biraz benim yüzümden düşen bin parça. Bir de Remzi Abi yaraya tuz biber. Ama inadına keklikler de benim önümden kalkıyor. Amcam ve Korkut kayıp. Neyse sırtı aştık.
Mehmet Dayı “Taşla!” dedi. Bir taş attım. Yok bir şey, dedim. Dedi ki “Daşı gocuman atcen!” Bir attım FARRRR… 2 tane varmış. DAN DUN! Gitti… Yukarıdan bir tane basketbol topu gibi kalktı tam üstümüze geliyor. Dan DUN attım yok. Erdoğan Abi bir çekti keklik önüme düştü. Dedi ki at torbana. Aldım keklik sırt yeleğin arkasına girmedi. Çıkardım zorla soktum kekliği içine.
Arabanın yanına geldik. Korkut geldi ne oldu falan diye sordu. Remzi Abi artık beni iyice makaraya sardı. Dedi ki “Sen böyle tüfek atarsan var ya dayak yersin. Bak bana iki sıkı iki keklik” Bir şey diyemiyorum küçüğüm o zaman 15 yaşlarındayım.
Amcam da yukarıdan gelmek üzere biz tabandayız. Dedi ki köpek fermada hazır olun. Herkes tüfeklere sarıldı. Üstümüze beş keklik uçtu. Ne kadar tüfek varsa patladı. Sonuç tüy yok. Korkut da Remzi Abiye döndü dedi ki “Eeee iki sıkı attın, hani keklik?” Remzi Abi mosmor. :) :) :)
Kekliğin biri karşı dereye uçtu Erdoğan Abi sağdan, ben ortadan, Korkut soldan girmeye kalmadı keklik farr demeden Erdoğan Abi aşağı indirdi o da önüme düştü. Av bitti.
Sonuç 26 fişek 1 şavrotin attım tüy kopartamadım.Amcamın yanına gittim dedim ”Amca rezil olduk, sorma.” O, çok güzel tüfek atardı. Gülümsedi….Söyledikleri ders niteliğindeydi “Boşver, dedi takma kafana. Kafana taktıkça vuramazsın. Vuramadıklarını unut vuracaklarına bak. Attışlarını ben yukarıdan az çok gördüm.Saçmalar ya yan geçişlerde kuşların arkasında kalıyor ya da düz kalkışlarda altına gidiyor. Yan geçişlerde biraz önleme ver. Kuşa bakma , kuşu namluyla buluştur. Tetiği sert çekme ki tüfeğin namlusu aşağı eğilmesin. Sen bol bol karatavuklara at. Onları indirdiğin gün kekliğin işi bitmiştir...” ( Sonra bunlara çok çalıştım.Ne karatavuklar vurdum.O yüzden yan geçişlere atışlarım çok iyidir.)
Not: Elimdeki tüfek Korkut’un hala kullandığı 20 numara huğlu.
http://e1203.hizliresim.com/v/c/3dwzw.jpg
26 sene geçmiş… Yunus emre ne güzel söylemiş.
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Bir göz yumup açmış gibi
Korkut BABAÇOĞLU: İzmir’de sigorta acentesi, işine devam ediyor.
Erdoğan Abi: Aldığım son habere göre emekli oldu, yaşıyor.
Mehmet Dayı: Öldü. Allah Rahmet eylesin.
Amcam Güngör BABAÇOĞLU: Beton kamyonlarının yarışı yüzünden 1997 yılında İzmir Pınarbaşı’ndaki bir trafik kazasında öldü. Allah rahmet eylesin.
Remzi Abi: Bu avdan birkaç yıl sonra girdiği bir bunalım neticesinde intihar etti. Allah rahmet eylesin...
DEVAM EDECEK...
http://e1203.hizliresim.com/v/c/3dwzw.jpg
Yıl 1986. Gerçek anlamda ilk keklik avım.
Eskiler bilirler, hafta sonu ava gitmeden önceki cuma- cumartesi geceleri sıkı doldurma günüdür. Ben barutları cumadan doldurur, cumartesileri de saçmaları doldurur fişekleri pazara hazır ederdim.
İşte yine böyle bir kasım ayının cuma günü sıkı dolduruyorum. İzmir Bayramyeri’ndeki evdeyiz o zaman. Akşamüstü pat diye amcaoğlum Korkut geldi eve. Dedi ki hazırlan yarın Kütahya Simav’a ava gidiyoruz. Amcam sigorta eksperiydi. Simav’da iş çıkınca oradakilere de demiş ki cumartesi geleyim bari Pazar günü av yaparız….
Ana dedim amcaoğluma çabuk yardım et, şunların saçmalarını dolduralım. Yarım saatte bitirdik işi, tası tarağı topladım. Tek kırma 16 yerine babamın (Nasıl olsa babam ava gitmeyecek ya) full full şok İspanyol Piperini aldım, (En büyük hata) doooğru onların eve. Sordum ne avlayacağız? Cevap : Keklik! Bende büyük bir düş kırıklığı…:) Suratımı buruşturdum…Tabi ki neden diye soracaksınız. O yıllarda ben bıldırcın avlarını daha çok seviyorum. Kekliğe gidiyoruz. 10-15 kuş çıkıyor. Çoğu kez tüfek atmadan geri dönüyoruz.. Ama bıldırcın avlarında çok tüfek atıyoruz. En azından kuş görüyoruz ya daha hoşuma gidiyor.
Uzatmayalım cumartesi iş bitti, av için sözleşildi. O gece Eynal Termal Otelinde kaldık. Bir banyo yaptık, amanın! Aynaya baktık saçlar cam gibi parlak olmuş. :) :) :) Kendimizi tanıyamadık. Meğer oranın suyunun özelliğiymiş...
Tabi o gün sabahı zor ettik. Sabah bankacı Erdoğan Abi, Tamirci Remzi Abi, Mehmet Dayı diye yaşlı bir amca ile dolduk arabaya doooğru yola… Eynal’dan kuzeye doğru 30 km kadar gidip yol levhasından sola döndüğümüzü hatırlıyorum. Bir vadinin içinden bir süre gidip arabayı bıraktık. Erdoğan Abi çıktığımız derenin içinde kalabalık bir alayın olduğunu söylüyordu. Bir de Korkut dedi ki “Buradaki keklikler çok büyük oluyor. Hepsi futbol topu gibi. :) :)” Amcamla beni o derenin içinden saldılar, çıktık yukarı ama çok dik, aynı zamanda mıcırımsı kaygan bir zeminde sırtı çıkıncaya kadar mahvolduk. Öf püf soluyoruz.
Zaten keklik avını pek sevmiyorum. İçimden diyorum ki “Ulen yok muydu güzel bir bıldırcın yeri bizi götüreydiniz.Hiç olmazsa acık tüfek atardık.” ( Tabi neyle karşılaşacağımı bilmediğim için esip yağıyordum.)
Dedikleri derenin içinden kanat çıkmayınca onlar da çok şaşırdılar. Bir de beyaz bir erkek köpekleri var, her nedense adını Liz takmışlar. :) :) Zaten bu durum komik. Bir de Erdoğan Abi köpek çok açılıyor diye ona “Liz! Ge buri, Ge buri!” diyor. Korkut’la biz ilk kez duyduğumuz bu hitap şekline gülmekten kırılıyoruz ama belli etmemeye çalışıyoruz.
Derken fotoğrafın en üstünde görülen tek ağacın dibinden bir alay keklik kalktı 35-40 tane var. Nereye konduklarını gözlerken aynı ağacın dibinden bir 15 tane daha fırladı onların peşinden… Tabi benim aklım çıktı, bir de tüylerini kabartmışlar. Korkuta dedim ki “Oğlum bunlar futbol topu gibi değil basketbol topu gibi :) :) :)” Doğru peşlerine amcamla ikisi yukarı çıktı ben daha aşağıda kaldım. Bizim İrlanda seteri Funda ile Liz keklikleri görünce doğru tepeye sardılar.Zaten iki köpek var, biz köpeksiz kaldık Remzi ağabeyle, kekliklerin içine girmişiz, hatta biraz da geçmişiz. Amanın ortalık bir karıştı. Her çalının içinden keklik fırlıyor. Kınalarını görüyorum. BAM GÜM geçiriyorum. Tüy kopartamıyorum. Çok acemiyim. Remzi Abi bir sıkı çekti. Kekliğin takla attığını gördüm. Onu aldı bir tane daha fırladı onu da aldı aşağı. Ben yaylım ateşine tuttum keklikleri ama bir tane düşüremedim. Remzi Abi kızdı bana “Ne biçim tüfek atıyon leyn sen. Baksana biraz ucuna!” Neyse fırçayı yedik ama acemiyim.
Keklikler bir dereye attılar kendilerini. Acık aşağı indim. Baktım bir kaya var yukarıdan kendini salan keklik o kayanın etrafından uçup geçiyor. Bir tırıs kaldırdım Kayanın başına vardım. Mehmet Dayı yukarıdan bir taş atıyor. 2-3 tane tam üstüme BAM, GÜM yok bir numara. O kayanın üzerinde 12 sıkı atmışım. Bir tane düşüremedim. Yukarıdan ses geliyor. Remzi Abi “YUUUUUHHHH! Ucuna bak ucuna!” Heyecandan tir tir titrediğimi hatırlıyorum. Bir yandan da Remzi ağabeye çok kızıyorum. Moral vereceğine dalga geçiyor diye... Benim stres oldu 1500…
O full full şok tüfek acemi adamın elinde olursa sonuç böyle olur.Ama o zamanlar bunu bilmiyorum. Kayadan indim yukarı doğru çıkacam. Çalıların içinde bir çatırtı. Korkutun o futbol toplarından biri kalktı, şişmanlıktan uçamıyor. TAN TUN! O da gitti. Yuh dedim nasıl vuramadım? Bir de elimi attım baktım. Babamın yeleğin sol ilk hanesine koyduğu şavrotin yok. Arada o da kaynamış :) :) :)
Dinlendik biraz benim yüzümden düşen bin parça. Bir de Remzi Abi yaraya tuz biber. Ama inadına keklikler de benim önümden kalkıyor. Amcam ve Korkut kayıp. Neyse sırtı aştık.
Mehmet Dayı “Taşla!” dedi. Bir taş attım. Yok bir şey, dedim. Dedi ki “Daşı gocuman atcen!” Bir attım FARRRR… 2 tane varmış. DAN DUN! Gitti… Yukarıdan bir tane basketbol topu gibi kalktı tam üstümüze geliyor. Dan DUN attım yok. Erdoğan Abi bir çekti keklik önüme düştü. Dedi ki at torbana. Aldım keklik sırt yeleğin arkasına girmedi. Çıkardım zorla soktum kekliği içine.
Arabanın yanına geldik. Korkut geldi ne oldu falan diye sordu. Remzi Abi artık beni iyice makaraya sardı. Dedi ki “Sen böyle tüfek atarsan var ya dayak yersin. Bak bana iki sıkı iki keklik” Bir şey diyemiyorum küçüğüm o zaman 15 yaşlarındayım.
Amcam da yukarıdan gelmek üzere biz tabandayız. Dedi ki köpek fermada hazır olun. Herkes tüfeklere sarıldı. Üstümüze beş keklik uçtu. Ne kadar tüfek varsa patladı. Sonuç tüy yok. Korkut da Remzi Abiye döndü dedi ki “Eeee iki sıkı attın, hani keklik?” Remzi Abi mosmor. :) :) :)
Kekliğin biri karşı dereye uçtu Erdoğan Abi sağdan, ben ortadan, Korkut soldan girmeye kalmadı keklik farr demeden Erdoğan Abi aşağı indirdi o da önüme düştü. Av bitti.
Sonuç 26 fişek 1 şavrotin attım tüy kopartamadım.Amcamın yanına gittim dedim ”Amca rezil olduk, sorma.” O, çok güzel tüfek atardı. Gülümsedi….Söyledikleri ders niteliğindeydi “Boşver, dedi takma kafana. Kafana taktıkça vuramazsın. Vuramadıklarını unut vuracaklarına bak. Attışlarını ben yukarıdan az çok gördüm.Saçmalar ya yan geçişlerde kuşların arkasında kalıyor ya da düz kalkışlarda altına gidiyor. Yan geçişlerde biraz önleme ver. Kuşa bakma , kuşu namluyla buluştur. Tetiği sert çekme ki tüfeğin namlusu aşağı eğilmesin. Sen bol bol karatavuklara at. Onları indirdiğin gün kekliğin işi bitmiştir...” ( Sonra bunlara çok çalıştım.Ne karatavuklar vurdum.O yüzden yan geçişlere atışlarım çok iyidir.)
Not: Elimdeki tüfek Korkut’un hala kullandığı 20 numara huğlu.
http://e1203.hizliresim.com/v/c/3dwzw.jpg
26 sene geçmiş… Yunus emre ne güzel söylemiş.
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Bir göz yumup açmış gibi
Korkut BABAÇOĞLU: İzmir’de sigorta acentesi, işine devam ediyor.
Erdoğan Abi: Aldığım son habere göre emekli oldu, yaşıyor.
Mehmet Dayı: Öldü. Allah Rahmet eylesin.
Amcam Güngör BABAÇOĞLU: Beton kamyonlarının yarışı yüzünden 1997 yılında İzmir Pınarbaşı’ndaki bir trafik kazasında öldü. Allah rahmet eylesin.
Remzi Abi: Bu avdan birkaç yıl sonra girdiği bir bunalım neticesinde intihar etti. Allah rahmet eylesin...
DEVAM EDECEK...