24.Temmuz.2012, 09:57
Türklerde Av ve Avcılığının Geçirdiği Dönemler
Eski Türklerde avcılığa çok önem verildiği görülmektedir. Türklerin tazı, zağar ve
yırtıcı kuşlarla at üzerinde veya yaya olarak yapmış oldukları avcılık önceleri dini bir nitelik
taşımaktaydı. Sonraları ise ulusal bir gelenek halini almıştır. Türkler avcılığı savaşa
hazırlayıcı bir araç ve bir ön tatbikat olarak uygulamışlar, savaşlardan önce harp uygulaması
niteliğinde büyük sürgün avları düzenlemişlerdir. Genellikle Başbuğ ve Sultanların
katılmasıyla yılda birkaç kez genel av partileri yapılırdı.
1
Eski Türklerde genelde bir savaş uygulaması olarak yapılan avcılık, Selçuklulara aynı
örf ve adetlerle geçmiştir. Selçukluklar döneminde hükümdara bağlı “Emir-i Şikar (Av
komutanları)” birlikleri vardı. Kürk, deri ve trofe ticareti oldukça yaygındı.
Osmanlılarda, avcılığın ihtişamı artarak devam etmiştir. Padişahın şikar (av) halkını
oluşturan o dönemde saraya bağlı çalışan kapsamlı bir örgüttür. Osmanlı Padişahlarının
birçoğu, savaş dışındaki zamanlarını maiyetleriyle büyük av partileri düzenleyerek
değerlendirmişlerdir. Böylece özellikle şehzadelerin ve genç kuşakların binicilik ve atıcılık
gibi sportif faaliyetlere alıştırılması suretiyle, ileride karşılaşacakları çeşitli zorlukları
yenmeleri için hazır duruma getirilmelerine büyük önem verilmiştir.
Osmanlılar, avcılığa verdikleri önemi, gerek merkezi (Saray), gerekse taşrada (İller)
kurdukları organizasyonlarla kanıtlamışlardır. Avcılığın bir düzen içerisinde yapılmasını
sağlamak amacıyla Sarayda geniş ölçüde bir örgüt kurmuşlardır. Bu kuruluş 1839’a kadar
(Tanzimat’ın ilanı) çeşitli şekillerde sürdürülmüştür.
1839’da Tanzimat’ın ilanı ile Saray hassa avcıları ve taşra örgütü avcıları tarihe
karışmış, fakat avlanmalar yine her yerde ve herkes tarafından koşulsuz ve kontrolsüz olarak
yapılmıştır. Bu gelişi güzel avlanmalarda hayvan soyunun sürekliliği, korunması ve üretilmesi
gibi hususlar üzerinde hiçbir şekilde durulmamıştır. Bu nedenle birçok yararlı ve ender
hayvan türleri tükenmiştir.
Eski Türklerde avcılığa çok önem verildiği görülmektedir. Türklerin tazı, zağar ve
yırtıcı kuşlarla at üzerinde veya yaya olarak yapmış oldukları avcılık önceleri dini bir nitelik
taşımaktaydı. Sonraları ise ulusal bir gelenek halini almıştır. Türkler avcılığı savaşa
hazırlayıcı bir araç ve bir ön tatbikat olarak uygulamışlar, savaşlardan önce harp uygulaması
niteliğinde büyük sürgün avları düzenlemişlerdir. Genellikle Başbuğ ve Sultanların
katılmasıyla yılda birkaç kez genel av partileri yapılırdı.
1
Eski Türklerde genelde bir savaş uygulaması olarak yapılan avcılık, Selçuklulara aynı
örf ve adetlerle geçmiştir. Selçukluklar döneminde hükümdara bağlı “Emir-i Şikar (Av
komutanları)” birlikleri vardı. Kürk, deri ve trofe ticareti oldukça yaygındı.
Osmanlılarda, avcılığın ihtişamı artarak devam etmiştir. Padişahın şikar (av) halkını
oluşturan o dönemde saraya bağlı çalışan kapsamlı bir örgüttür. Osmanlı Padişahlarının
birçoğu, savaş dışındaki zamanlarını maiyetleriyle büyük av partileri düzenleyerek
değerlendirmişlerdir. Böylece özellikle şehzadelerin ve genç kuşakların binicilik ve atıcılık
gibi sportif faaliyetlere alıştırılması suretiyle, ileride karşılaşacakları çeşitli zorlukları
yenmeleri için hazır duruma getirilmelerine büyük önem verilmiştir.
Osmanlılar, avcılığa verdikleri önemi, gerek merkezi (Saray), gerekse taşrada (İller)
kurdukları organizasyonlarla kanıtlamışlardır. Avcılığın bir düzen içerisinde yapılmasını
sağlamak amacıyla Sarayda geniş ölçüde bir örgüt kurmuşlardır. Bu kuruluş 1839’a kadar
(Tanzimat’ın ilanı) çeşitli şekillerde sürdürülmüştür.
1839’da Tanzimat’ın ilanı ile Saray hassa avcıları ve taşra örgütü avcıları tarihe
karışmış, fakat avlanmalar yine her yerde ve herkes tarafından koşulsuz ve kontrolsüz olarak
yapılmıştır. Bu gelişi güzel avlanmalarda hayvan soyunun sürekliliği, korunması ve üretilmesi
gibi hususlar üzerinde hiçbir şekilde durulmamıştır. Bu nedenle birçok yararlı ve ender
hayvan türleri tükenmiştir.