03.Eylül.2012, 11:59
“Hocam bak sen ağır bir ameliyattan yeni çıktın. Enfeksiyon kaptın. Allah korusun yalnız başına ava gitme, gözün kararır düşer kalırsın. Arife günü ovada kimse bulunmaz. Ne olur ne olmaz, sen azıcık daha bekle. Şöyle biraz kendine gel. Sonra beraber gideriz…”
Arife gününden bir önceki akşam geçmiş olsuna hanımıyla beraber gelen Bayram Başkanla çay içiyoruz. Yarın ava gitmek istiyorum. Aylardır kurtlar birikmiş içim içime sığmıyor. Ancak Bayram Başkan da fena halde doğru söylüyor. Çünkü arife günü kimse ava gitmediği için yalnız gitmem lazım. Onun da tehlikesi malum…
Hanım da diyor ki “Gitme bak biz av eti sevmiyoruz. Sezon sonu vurdukların bile hala duruyor. Gitme otur oturduğum yerde.”
Neyse uğurladık onları. Aldığım cevaba istinaden yarın ava gitmeme konusunda yarı yarıya ikna olduğum için hazırlık yapmadan yattım. İnşallah derin bir uyku çekerim de sabah kalktığımda av için geç kalmış olurum. Böylelikle ava da gitmemiş olurum. Diye vurdum kafayı yattım uyudum.
Sabah bütün avcıları rahatsız eden o kurt beni de dürttü saat 05.10 sularında uyandım. Yine de yataktayım. Gitsen bir türlü gitmesen olmaz. Gitmekle gitmemek arasında gelgitler yaşıyorum. Derken benim pointer iti Megi ulumaya başlamaz mı. Fırladım yataktan. Önce ona bir destur çektim. Ancak hayvan haklıydı. Ava gitmeye gitmeye artık neredeyse bunalıma girecek garibim. Acil ama sıkı bir kahvaltı yaptım. Bol bol bal yedim ki kan şekeri düşmesin. Her zamanki gibi fişek, köpek, tüfek … seri bir biçimde hazırlandım. Bütün bu işler o kadar çabuk oldu ki adeta arabanın içine ışınlandım. Yolda bıldırcın vurmayayım, ötüşünü duysam yeter diye düşünüyorum. Vardım meraya arabanın kapısını açtım amanın dört bir yandan bıldırcın ötüyor.Etrafta hiç avcı yok. Köpeği salıverdim. Tüfek elde daldım tarlaya.
Ancak bir hususta kararlıyım. Köpek ferma vermezse tüfek atmayacağım. Aklımdan geçmeden ponter iti Meginin kaldırdığı bir bıldırcının ileri gittiğini gördüm. İkinci de yanımdan geçti atmadım. Çünkü ferma vermedi itif :( :( :(
Derken bir yoncanın yanına geldim iki taraftan ötüş var. Köpek dalıyor ama yoncalar çok yüksek kuş sekip benimkini aldatıyor. Yanımdan kalıyor atmıyorum. Hadi diyorum bir ferma. Kuş fırlatma makineleriyle çalıştırıp heykel gibi fermalar verdirdiğimiz Megi’de fermadan eser yok. Hırsla kuşları dalıp dalıp kaldırıyor.10-15 kuş böyle kalkıp kalkıp gidince benim gübek şişti. Çatlayacam ortamdan derken dayanamadım. Üstüme doğru kalkan bir bıldırcın DAN! Sabır taşması neticesinde aşağıda. Al gel kızım! Derken taka tuka başladı.
Kuşlar yoncanın içinden kalkmıyor. Ben de anızların kenarlarından yürümeye başladım. Sen iki tane fırla Frink, Prink. Bir tane birine bir tane birine İkisi de TRAŞ :) :) :)
Sıkıyı doldurdum. Bir tane daha fırladı. Dan o da gitti. Kendi kendime “Ameliyat yaramamış bak. Bunlar normalde benden kaçmazdı ama gitti.” diye düşünüyorum. Her zamanki gibi babamın o sözleri geliyor aklıma. “Kuşu torbaya sok, ondan sonra tetiği çek.”
Bir tane mısıra doğru fırlıyor Dan! Hadi aşağı. He maşallah topaç gibi. Bu babam da işi biliyor doğrusu. Ne varsa eski topraklarda var. :) :) :)
Meginin kaldırdığı bir bıldırcın travers geçiş yapıyor hafif bir önleme TUM! Aşağıda…
Neyse uzatmayalım 7 bıldırcın vurdum, ikisini bulamadım saat 10’da sıcak bastı av bitti.
Arabanın yanına geldim. Yanlışlıkla bostan tarlasının tam girişine park ettiğim için tarlanın sahipleri arabalarını içeri sokamamışlar. Arabaları dışarıda kalınca “Selamünaleyküm” sözüme biraz ekşimsi bir suratla karşılayarak isteksizce “Aleykümselam” dediler. Neredensin diye sorunca Anadolu Lisesinde öğretmenim, deyince biraz gevşediler. Kızları da benim öğrencim çıkınca daha bir bambaşka sevindiler. Başladılar bana bostandan domates, biber toplamaya. Olmaz falan ne kadar söylesem de arabanın arkasına koyuverdiler koca torbayı.
Ben de bunun altında kalmamak için önce bıldırcınların fotolarını çektim.
http://img824.imageshack.us/img824/1678/dscf2197p.jpg
Daha sonra hepsini bir torbaya doldurup onlara verdim. Önce kabul etmediler. Sonra dedim ki “Ben ameliyat oldum. Bununla uğraşmam zor. Zaten benim hanım da av etini pek sevmez. Lütfen alın, siz yiyin. Ancak sakın mundar etmeyin.” Dedim. Bir tanesi torbayı aldı arabanın arkasına koydu. Ana benim pointer iti de torbanın arkasından arabanın içine binmez mi. :) :) :) Adam dedi ki “Abi senin köpek kuşları vermek istemiyor galiba dedi.” “Köpeği çekip kapıyı kapattım. Köpek ön ayaklarını cama dayayıp kuşlara bakıyor. “Siz devam edin.” dedim. Bagajı açtım. Seninkisi içeri girmez. “Gel kızım, gel kızım” girmez. Zorla kucaklayıp attım içeri.
Eve geldim bu sefer de bagajdan inmez, yüzüme bile bakmıyor. Aaaaa köpek küstü benimle konuşmuyor. :) :) :) Kafesine kadar getirdim. Av dönüşü en çok sevdiği simitini verdim. Hiç koklamadan doğru kulübesine girdi. Tam gidicem dışarı çıkıp su içmeye başladı. Dedim bunun karnı aç şu simidini vereyim. Benim döndüğümü görünce tekrar kulübeye girdi.
MEGİYE TERCÜME: “Ulan bana it oğlu it dersin, ama kendin eşşoğlueşşeksin. Sabah sabah götürdün beni sıcaklar basıncaya kadar dolaştırdın. O kuşları kaldırcam diye anam ağladı.Çamurlara girdim. Saçımı süpürge ettim… Sezon başı antremansızım zaten her yerim ağrıyor. Her taraf toz zaten burnum kireç kuyusuna döndü. Koku alamıyorum. Ama sen nankör, güç bela avladığımız beş kuşu da başkasına veriyorsun. Allah seni bildiği gibi yapsın. Konuşmuyorum seninle. BÖÖÖÖ!”
http://img155.imageshack.us/img155/892/dscf2198r.jpg
Ne diyelim Dedem Korkut Geldi günün anlam ve önemini belirten şu maniyi düzdü.
Sıcak havada av sana zor geldi
Yine de mera iyi bıldırcın verdi
Zor avladığın kuşları veriverdin
Çok kızdı sana pointer iti Megi
Bayramda hiç ava gidemedim. Öyle bir yorgunluk çıktı ki 3 gün uyudum desem yeridir. Ne yapalım ava gidince zor oluyor. Ancak avsız hiç olmuyor.
Başka bir av hikayesine kadar şimdilik kalın sağlıcakla …
Arife gününden bir önceki akşam geçmiş olsuna hanımıyla beraber gelen Bayram Başkanla çay içiyoruz. Yarın ava gitmek istiyorum. Aylardır kurtlar birikmiş içim içime sığmıyor. Ancak Bayram Başkan da fena halde doğru söylüyor. Çünkü arife günü kimse ava gitmediği için yalnız gitmem lazım. Onun da tehlikesi malum…
Hanım da diyor ki “Gitme bak biz av eti sevmiyoruz. Sezon sonu vurdukların bile hala duruyor. Gitme otur oturduğum yerde.”
Neyse uğurladık onları. Aldığım cevaba istinaden yarın ava gitmeme konusunda yarı yarıya ikna olduğum için hazırlık yapmadan yattım. İnşallah derin bir uyku çekerim de sabah kalktığımda av için geç kalmış olurum. Böylelikle ava da gitmemiş olurum. Diye vurdum kafayı yattım uyudum.
Sabah bütün avcıları rahatsız eden o kurt beni de dürttü saat 05.10 sularında uyandım. Yine de yataktayım. Gitsen bir türlü gitmesen olmaz. Gitmekle gitmemek arasında gelgitler yaşıyorum. Derken benim pointer iti Megi ulumaya başlamaz mı. Fırladım yataktan. Önce ona bir destur çektim. Ancak hayvan haklıydı. Ava gitmeye gitmeye artık neredeyse bunalıma girecek garibim. Acil ama sıkı bir kahvaltı yaptım. Bol bol bal yedim ki kan şekeri düşmesin. Her zamanki gibi fişek, köpek, tüfek … seri bir biçimde hazırlandım. Bütün bu işler o kadar çabuk oldu ki adeta arabanın içine ışınlandım. Yolda bıldırcın vurmayayım, ötüşünü duysam yeter diye düşünüyorum. Vardım meraya arabanın kapısını açtım amanın dört bir yandan bıldırcın ötüyor.Etrafta hiç avcı yok. Köpeği salıverdim. Tüfek elde daldım tarlaya.
Ancak bir hususta kararlıyım. Köpek ferma vermezse tüfek atmayacağım. Aklımdan geçmeden ponter iti Meginin kaldırdığı bir bıldırcının ileri gittiğini gördüm. İkinci de yanımdan geçti atmadım. Çünkü ferma vermedi itif :( :( :(
Derken bir yoncanın yanına geldim iki taraftan ötüş var. Köpek dalıyor ama yoncalar çok yüksek kuş sekip benimkini aldatıyor. Yanımdan kalıyor atmıyorum. Hadi diyorum bir ferma. Kuş fırlatma makineleriyle çalıştırıp heykel gibi fermalar verdirdiğimiz Megi’de fermadan eser yok. Hırsla kuşları dalıp dalıp kaldırıyor.10-15 kuş böyle kalkıp kalkıp gidince benim gübek şişti. Çatlayacam ortamdan derken dayanamadım. Üstüme doğru kalkan bir bıldırcın DAN! Sabır taşması neticesinde aşağıda. Al gel kızım! Derken taka tuka başladı.
Kuşlar yoncanın içinden kalkmıyor. Ben de anızların kenarlarından yürümeye başladım. Sen iki tane fırla Frink, Prink. Bir tane birine bir tane birine İkisi de TRAŞ :) :) :)
Sıkıyı doldurdum. Bir tane daha fırladı. Dan o da gitti. Kendi kendime “Ameliyat yaramamış bak. Bunlar normalde benden kaçmazdı ama gitti.” diye düşünüyorum. Her zamanki gibi babamın o sözleri geliyor aklıma. “Kuşu torbaya sok, ondan sonra tetiği çek.”
Bir tane mısıra doğru fırlıyor Dan! Hadi aşağı. He maşallah topaç gibi. Bu babam da işi biliyor doğrusu. Ne varsa eski topraklarda var. :) :) :)
Meginin kaldırdığı bir bıldırcın travers geçiş yapıyor hafif bir önleme TUM! Aşağıda…
Neyse uzatmayalım 7 bıldırcın vurdum, ikisini bulamadım saat 10’da sıcak bastı av bitti.
Arabanın yanına geldim. Yanlışlıkla bostan tarlasının tam girişine park ettiğim için tarlanın sahipleri arabalarını içeri sokamamışlar. Arabaları dışarıda kalınca “Selamünaleyküm” sözüme biraz ekşimsi bir suratla karşılayarak isteksizce “Aleykümselam” dediler. Neredensin diye sorunca Anadolu Lisesinde öğretmenim, deyince biraz gevşediler. Kızları da benim öğrencim çıkınca daha bir bambaşka sevindiler. Başladılar bana bostandan domates, biber toplamaya. Olmaz falan ne kadar söylesem de arabanın arkasına koyuverdiler koca torbayı.
Ben de bunun altında kalmamak için önce bıldırcınların fotolarını çektim.
http://img824.imageshack.us/img824/1678/dscf2197p.jpg
Daha sonra hepsini bir torbaya doldurup onlara verdim. Önce kabul etmediler. Sonra dedim ki “Ben ameliyat oldum. Bununla uğraşmam zor. Zaten benim hanım da av etini pek sevmez. Lütfen alın, siz yiyin. Ancak sakın mundar etmeyin.” Dedim. Bir tanesi torbayı aldı arabanın arkasına koydu. Ana benim pointer iti de torbanın arkasından arabanın içine binmez mi. :) :) :) Adam dedi ki “Abi senin köpek kuşları vermek istemiyor galiba dedi.” “Köpeği çekip kapıyı kapattım. Köpek ön ayaklarını cama dayayıp kuşlara bakıyor. “Siz devam edin.” dedim. Bagajı açtım. Seninkisi içeri girmez. “Gel kızım, gel kızım” girmez. Zorla kucaklayıp attım içeri.
Eve geldim bu sefer de bagajdan inmez, yüzüme bile bakmıyor. Aaaaa köpek küstü benimle konuşmuyor. :) :) :) Kafesine kadar getirdim. Av dönüşü en çok sevdiği simitini verdim. Hiç koklamadan doğru kulübesine girdi. Tam gidicem dışarı çıkıp su içmeye başladı. Dedim bunun karnı aç şu simidini vereyim. Benim döndüğümü görünce tekrar kulübeye girdi.
MEGİYE TERCÜME: “Ulan bana it oğlu it dersin, ama kendin eşşoğlueşşeksin. Sabah sabah götürdün beni sıcaklar basıncaya kadar dolaştırdın. O kuşları kaldırcam diye anam ağladı.Çamurlara girdim. Saçımı süpürge ettim… Sezon başı antremansızım zaten her yerim ağrıyor. Her taraf toz zaten burnum kireç kuyusuna döndü. Koku alamıyorum. Ama sen nankör, güç bela avladığımız beş kuşu da başkasına veriyorsun. Allah seni bildiği gibi yapsın. Konuşmuyorum seninle. BÖÖÖÖ!”
http://img155.imageshack.us/img155/892/dscf2198r.jpg
Ne diyelim Dedem Korkut Geldi günün anlam ve önemini belirten şu maniyi düzdü.
Sıcak havada av sana zor geldi
Yine de mera iyi bıldırcın verdi
Zor avladığın kuşları veriverdin
Çok kızdı sana pointer iti Megi
Bayramda hiç ava gidemedim. Öyle bir yorgunluk çıktı ki 3 gün uyudum desem yeridir. Ne yapalım ava gidince zor oluyor. Ancak avsız hiç olmuyor.
Başka bir av hikayesine kadar şimdilik kalın sağlıcakla …