17.Ekim.2012, 21:55
Bir gün Amcam yolda giderken bana şöyle demişti: “Bir babanın öldükten sonra çocuklarına bırakacağı en önemli miras, arkasından küfür edilmeyen, saygıyla anılan soylu bir isimdir. O isimdir ki kiminin başını yere eğdirir, kimininse ömür boyu başını dik tutar.” Güngör BABAÇOĞLU
Av açılışlarında herkesi saran uykusuzluk derdi beni de bulmuştu o gece. Suat Abiyle Korkut’un gece geç gelecek olması da beni huzursuz etmişti. Sonunda saat 3 sularında araba kapıda görününce rahatladım. Hemen yatıp sabah erkenden kalktık.
Ekürim Ahmet de sürpriz yaparak av açılışında iyi bir zamanlama yaparak 1 ay izin almıştı. Demek ki avda 4 kişi olacaktık. Ekürim Ahmet, Efferim Ahmet ;)
Nereye gideceğimizi haftalar öncesinden biliyordum ama misafirlerin formsuz oluşları beni kara kara düşündürüyordu. O yüzden araziye neresinden girmem gerektiği konusunda çelişkide kalmıştım. Meraya gireceğimiz yer biraz uzaktaydı ama 3 yıl üst üste ilk açılışta o mevkide araziye girer girmez keklik vurmamdan ötürü ve arazinin geçen sene kapalı oluşu, misafiri de kekliklerle çabuk buluşturma adına tercihimi oradan yana kullandım.
Erkenden tüfekleri alıp daldık meraya. Sürdüm namluya 32 gr. Remingtonları. Ancak o da ne? Kekliklerden eser yok! Ana, nereye gitti bunlar? Hem de sezon açılışında.
Ortalık aydınlandıkça bir tek keklik eşintisinin olmadığını görünce hepsine “Hiç buralarda oyalanmayalım derhal tepeye çıkalım, bu keklikler mutlaka yukardadır.” dedim. Tabi bunu söylemek kolay ama 2 kilometrelik yokuşu çıkmaya başlamadan bizimkiler su kaynatmaya başlayınca yaptığım hatayı anladım. Ama artık çok geçti. Ne yapıp edip tepeye varmak gerekiyordu. Ha gayret de gayret derken biz yokuşun yarısına varmadan tepeyi bulan Ahmet, benim telefonu çaldırmaya başladı. “Nirdesiniz?” El cevap “Bizimkiler şişti kaldı be yav. Yavaş yavaş çıkıyoruz bekle...”
Öfleye pöfleye 1 saatte tepeye vardık. Bizimkiler erkenden acıkmış. Oturduk bir yemek yedik.
http://imageshack.us/a/img42/6260/dscf2033i.jpg
Bizimkilerde kas yorgunluğuyla birlikte moral bozukluğu da başladı. “Keklik yok burda, keşke öteki yere gitseydik…vs. vs. v.s.” Dedim ki “Bundan sonra tepe nispeten düz. Acele etmeyin, moral bozmayın, keklik göreceğiz mutlaka.” Sırtı geçtik. Keklik kalkması gereken ikinci yerden yine keklik kalkmadı. Beni de kuruntu bastı tabi. Allah Allah neler oluyor diye geçirdim aklımdan.Yav burası geçen sene kapalıydı. Daha bu sene ava açıldı. E bu gün de günlerden cumartesi…
Suat Abiye ilerisindeki kayaya kadar gitmesini, orayı iyi taşlamasını ve çevresinde bir tur atıp keklik kalkmazsa geri dönmesini söyledim. Oranın bir alay kekliği vardı, oradan ümitliydim. Derken DAN! Bir silah sesi Suat Abi’den telefonla sordum ne olduğunu. İlk kekliği devirmişti. Yanımıza geldi, koca horozu devirmiş, yüzünde güller açıyordu. Kaç tane olduğunu sorduk. Meğer tek kalkmış. Biraz dinlenip yürümeye başladık. Ancak sıcak basmaya başlamıştı.
Kekliğin sırttaki çukurların içinden kalkma olasılığı yüksekti. Bu yüzden Ahmet’le ikimiz kenarlara sarkarak misafiri sırtta bıraktık. Nitekim Ahmet’in gördüğü 10 kadar keklik ters istikametten kalkıp Korkut’un üstüne bindirmiş. Koca bir horoz Vicyk, Vicyk! Bağıra bağıra Korkut’un üstüne gelmiş. DAN! Bir sıkı Korkut’tan keklik takla atıp yere düşmüş ancak araki bulaki. Bizi çağırıyor Ahmet’le köpekleri alıp yanına koştuk ama kekliğin ayakları sağlam olmalı ki 10 dakikada sır olmuş. Köpekler bayağı iz sürdü ama sonunda sıcaktan kokuyu bıraktılar. Kekliğe de yazık oldu!
Oturduk otururken tüfekleri kırdık. Korkut her zaman yaptığı gibi fişekleri de çıkarttı. Biraz durum kritiği yaptıktan sonra tekrar kalktık. Karşımda göz hizasında bir taşlık var, hafif çukur. Sen 5 metre önümden koca tavşan FART! Bir fırla… Koştukça ensesi ve sırtı görünüyor. DAN! Bir sıkı.Saçmaların çoğu taşa sıvandı ama yine de tavşan bir takla atıp yeniden kalktı. Ana soluma doğru gidiyor. Çalılardan ikinciyi atamadım. “Tavşan geliyor, tavşan geliyor!” diye uyardım. Korkut’un önünden geçiyor.ÇIT, ÇIT! Yuh tüfeğe fişek koymayı unutmuş. Tüh Allah tependen baksın. DAN, DUN! Ahmet’ten uzak uzak iki sıkı. TAN,TUN! Suat Abi’den iki sıkı nafile. Tavşan on metrede bir oturup soluklana soluklana yürümeye devam. Her taraf kan içinde. Köpekler tüfek seslerine delirdi ortalıkta yoklar. Tavşan mesafeyi açıp kaybolmayı başardı. Gitti yazık oldu tavşana da ….. :( :( :(
Oturduk. Karşıdan keklik ötmeye başladı. Ancak o kadar uzak ki Ahmet’le olsak gidip basacağız ama bizimkileri götürsem aklımdaki soru: “Nasıl geri dönecekler?”
Dedim “Geri dönüp şu ters gelen alaya gidelim.” Döndük. Tepeyi en üstten alırken Kurzhaar itimiz Tarçın, fermalarını göstermeye başladı. Fermada durup durup yürümeleri neticesinde uzaktan üç keklik fırladı. Uzak uzak Korkut’tan DAN! Bir sıkı patladı. Keklik kafadan saçmalandı. Göğe yükselerek sağa kavis yaparak uzadı, uzadı , uzadı… 500-600 metre ileri de bir ağacın arkasında gözden kayboldu. Hava çok sıcak, ardıcın gölgesine giren köpeklerin kıpırdayacak hali kalmadı. Kekliği kaybettiğimizi düşünürken meğer kekliği gözden kaybetmeyen biri varmış aramızda: Ekürim Ahmet…
Bir baktım Ahmet yeleğini çıkarttı. Gözünü ayırmadan koşar adım doğru kekliğin olduğu yere. Gitti, gitti... Biz bekliyoruz ki keklik kalksın tüfek patlasın. Ses seda yok. Korkut dedi ki “Ordan keklik kalkmadığına göre bu oralarda bir yerde olabilir. Köpekleri alıp yanına gidelim.” dedi. Sonra bir baktık Ahmet gelmeyin işareti yaptı. Elinde bir şey sallıyor. “Keklik!”
http://imageshack.us/a/img189/9256/dscf2034z.jpg
“Ana, Ahmet kekliği kapmış geliyor!”
http://imageshack.us/a/img88/2504/dscf2035t.jpg
“Bravo!” diye bağırıyoruz.
http://imageshack.us/a/img856/6926/dscf2036g.jpg
İyice yaklaşıyor, ikinci sürpriz “Kekliği canlı canlı tutmuş.” :) :) :)
http://imageshack.us/a/img850/8338/dscf2037f.jpg
Sıcaktan ağzını sırıtır gibi açıp sırıtır gibi duran itlerden birine hafiften bir tekme : “Ulen yazıklar olsun size! Bak, sizin yapamadığınızı Ahmet yaptı. Kekliği aportlamış geliyor.” :) :) :) “Ahmet! Oğlum sen yandın. Benim Bu haftaki yazımın başlığı hazır. AHMET’İN KEKLİK APORTU... :) :) :)
Gerekeni yaptık. Ardından geri dönüyoruz. Karşımıza bir avcı gurubu çıktı. “Selamünaleyküm.” “A.s.” Biri yanımıza yanaştı. “Nerdensiniz?” “Fethiye’den.” Üç keklik vurmuşlar. Biz de tavşanı , kekliği yaralı gönderdiğimizi iki tane vurduğumuzu söyledik. Kaç gr. saçma attığımızı sordu. 32 olduğunu söyleyince. “Olmaz. Yok mu 24-28-30 gr. Saçma yanında?” Trap fişeklerinden bir avuç vardı. “Onlardan koy .” dedi.
Sonra kendimizi tanıttık. Ben Oğuz BABAÇOĞLU dedim. Adam durdu. “Babaçoğlu mu?” Herhalde beni internet sitelerinden tanıyor, diye düşünürken “Güngör Babaçoğlu’nu tanıyor musunuz?” demez mi. “Amcam olur. Oğlu burada.” dedim Korkut’u göstererek. “Ben çok iyi tanırdım rahmetliyi.” dedi? Fethiyeli Alaaddin Abi’yi sordum. Amcamın çok yakın arkadaşıydı. O da maalesef amcam gibi trafik kazasında ölmüş. :( :( :( Telefon açıp oğluyla bizi görüştürdü.
İsmini sordum Ali Yörük, Fethiye Avcılar Kulübü Başkanı. Bize kartını verip “Fethiye’ye beklerim.” deyip ayrıldı… Dünya ne küçük diye düşündük hepimiz. Nerdeeeen nereye…
Amcam arabada bana o sözü söylediğinde ne demek istediğini pek anlamamıştım. Şimdi çok daha iyi anlıyordum. Korkut’a baktım babasıyla bir kez daha gurur duymuştu. Başı dimdikti…
Derken dönüşe geçtik. Onlar yakın bir yola inecek, ben de arabayı alıp getirecektim. Yassı bir çalıyı geçiyorum FART! Sen bir tavşan fırla bir sıkı DAN! Boşa…
Derken saliseler içinde Dedem Korkut geldi ve “Oğlum Oğuz! Bak hep aynı hatayı yapıyorsun. Zaten açıklık alan, tavşan ilk kalkışta sağ sol yapıyor. Bırak düzelsin de ondan sonra at değil mi? Ne halt etmeye acele ediyorsun?” diye bana bir fırça.. Sonra “Tamam sen ikinci sıkıdan devam et.” diyerek çekilip gitti. :) :) :)
DUN! İkinci sıkıda tavşan attı taklayı. Başına iki it çöreklendi. Aldık ağızlarından. Doğuştan kopay avcısı Ahmet’e dedim ki “Oğlum, bu sıcakta bu kadar yükle gidemem, gel şunu bir yüzelim.” Bir giriştik. 10 dakikada tavşan çırçıplak… Attık torbaya yürüyoruz. Ahmet gülerek dedi ki “Hoca! Telaşla bir şey unuttun.” Her tavşan yüzdüğümüzde bir bıçak bıraktığımız için hemen bıçağa davrandım, yerinde. “Fotoğraf çekmeyi unuttun.” Demez mi? “ Tüh Allah cevizini vermesin, insan şimdi mi hatırlatır! Yakışıklı tavşandı be yav. Neyse bakalım bu hafta da böyle olsun.”
Biliyorum, yine Dedem Korkut gelecek ve tavşanın birine yazık edip yaralı gönderdiğim için, bunu kafama kakacak … Gelsin bakalım… :(
Dedem Korkut geldi boy boyladı soy soyladı. Günün ahval ve şeraitini belirten şu maniyi düzdü.
Dünya küçük insan ömrü çok az
Değerli insanların ardından tutulur yas
Evlatların boynu bükük olmasın
Soylu bir isimdir en büyük miras
Böylelikle Dedem Korkut da beni ters köşeye yatırıp güzel bir gol attı. :) :) :)
http://imageshack.us/a/img248/1013/dscf2045k.jpg
Sonuç olarak sevgili dostlarım. Sezon açılışı sıcak yüzünden pek güzel olmasa da iyiydi.
http://imageshack.us/a/img3/5356/dscf2070di.jpg
Bir başka hikayede tekrar buluşmak dileğiyle. Şimdilik , kalın sağlıcakla…
Av açılışlarında herkesi saran uykusuzluk derdi beni de bulmuştu o gece. Suat Abiyle Korkut’un gece geç gelecek olması da beni huzursuz etmişti. Sonunda saat 3 sularında araba kapıda görününce rahatladım. Hemen yatıp sabah erkenden kalktık.
Ekürim Ahmet de sürpriz yaparak av açılışında iyi bir zamanlama yaparak 1 ay izin almıştı. Demek ki avda 4 kişi olacaktık. Ekürim Ahmet, Efferim Ahmet ;)
Nereye gideceğimizi haftalar öncesinden biliyordum ama misafirlerin formsuz oluşları beni kara kara düşündürüyordu. O yüzden araziye neresinden girmem gerektiği konusunda çelişkide kalmıştım. Meraya gireceğimiz yer biraz uzaktaydı ama 3 yıl üst üste ilk açılışta o mevkide araziye girer girmez keklik vurmamdan ötürü ve arazinin geçen sene kapalı oluşu, misafiri de kekliklerle çabuk buluşturma adına tercihimi oradan yana kullandım.
Erkenden tüfekleri alıp daldık meraya. Sürdüm namluya 32 gr. Remingtonları. Ancak o da ne? Kekliklerden eser yok! Ana, nereye gitti bunlar? Hem de sezon açılışında.
Ortalık aydınlandıkça bir tek keklik eşintisinin olmadığını görünce hepsine “Hiç buralarda oyalanmayalım derhal tepeye çıkalım, bu keklikler mutlaka yukardadır.” dedim. Tabi bunu söylemek kolay ama 2 kilometrelik yokuşu çıkmaya başlamadan bizimkiler su kaynatmaya başlayınca yaptığım hatayı anladım. Ama artık çok geçti. Ne yapıp edip tepeye varmak gerekiyordu. Ha gayret de gayret derken biz yokuşun yarısına varmadan tepeyi bulan Ahmet, benim telefonu çaldırmaya başladı. “Nirdesiniz?” El cevap “Bizimkiler şişti kaldı be yav. Yavaş yavaş çıkıyoruz bekle...”
Öfleye pöfleye 1 saatte tepeye vardık. Bizimkiler erkenden acıkmış. Oturduk bir yemek yedik.
http://imageshack.us/a/img42/6260/dscf2033i.jpg
Bizimkilerde kas yorgunluğuyla birlikte moral bozukluğu da başladı. “Keklik yok burda, keşke öteki yere gitseydik…vs. vs. v.s.” Dedim ki “Bundan sonra tepe nispeten düz. Acele etmeyin, moral bozmayın, keklik göreceğiz mutlaka.” Sırtı geçtik. Keklik kalkması gereken ikinci yerden yine keklik kalkmadı. Beni de kuruntu bastı tabi. Allah Allah neler oluyor diye geçirdim aklımdan.Yav burası geçen sene kapalıydı. Daha bu sene ava açıldı. E bu gün de günlerden cumartesi…
Suat Abiye ilerisindeki kayaya kadar gitmesini, orayı iyi taşlamasını ve çevresinde bir tur atıp keklik kalkmazsa geri dönmesini söyledim. Oranın bir alay kekliği vardı, oradan ümitliydim. Derken DAN! Bir silah sesi Suat Abi’den telefonla sordum ne olduğunu. İlk kekliği devirmişti. Yanımıza geldi, koca horozu devirmiş, yüzünde güller açıyordu. Kaç tane olduğunu sorduk. Meğer tek kalkmış. Biraz dinlenip yürümeye başladık. Ancak sıcak basmaya başlamıştı.
Kekliğin sırttaki çukurların içinden kalkma olasılığı yüksekti. Bu yüzden Ahmet’le ikimiz kenarlara sarkarak misafiri sırtta bıraktık. Nitekim Ahmet’in gördüğü 10 kadar keklik ters istikametten kalkıp Korkut’un üstüne bindirmiş. Koca bir horoz Vicyk, Vicyk! Bağıra bağıra Korkut’un üstüne gelmiş. DAN! Bir sıkı Korkut’tan keklik takla atıp yere düşmüş ancak araki bulaki. Bizi çağırıyor Ahmet’le köpekleri alıp yanına koştuk ama kekliğin ayakları sağlam olmalı ki 10 dakikada sır olmuş. Köpekler bayağı iz sürdü ama sonunda sıcaktan kokuyu bıraktılar. Kekliğe de yazık oldu!
Oturduk otururken tüfekleri kırdık. Korkut her zaman yaptığı gibi fişekleri de çıkarttı. Biraz durum kritiği yaptıktan sonra tekrar kalktık. Karşımda göz hizasında bir taşlık var, hafif çukur. Sen 5 metre önümden koca tavşan FART! Bir fırla… Koştukça ensesi ve sırtı görünüyor. DAN! Bir sıkı.Saçmaların çoğu taşa sıvandı ama yine de tavşan bir takla atıp yeniden kalktı. Ana soluma doğru gidiyor. Çalılardan ikinciyi atamadım. “Tavşan geliyor, tavşan geliyor!” diye uyardım. Korkut’un önünden geçiyor.ÇIT, ÇIT! Yuh tüfeğe fişek koymayı unutmuş. Tüh Allah tependen baksın. DAN, DUN! Ahmet’ten uzak uzak iki sıkı. TAN,TUN! Suat Abi’den iki sıkı nafile. Tavşan on metrede bir oturup soluklana soluklana yürümeye devam. Her taraf kan içinde. Köpekler tüfek seslerine delirdi ortalıkta yoklar. Tavşan mesafeyi açıp kaybolmayı başardı. Gitti yazık oldu tavşana da ….. :( :( :(
Oturduk. Karşıdan keklik ötmeye başladı. Ancak o kadar uzak ki Ahmet’le olsak gidip basacağız ama bizimkileri götürsem aklımdaki soru: “Nasıl geri dönecekler?”
Dedim “Geri dönüp şu ters gelen alaya gidelim.” Döndük. Tepeyi en üstten alırken Kurzhaar itimiz Tarçın, fermalarını göstermeye başladı. Fermada durup durup yürümeleri neticesinde uzaktan üç keklik fırladı. Uzak uzak Korkut’tan DAN! Bir sıkı patladı. Keklik kafadan saçmalandı. Göğe yükselerek sağa kavis yaparak uzadı, uzadı , uzadı… 500-600 metre ileri de bir ağacın arkasında gözden kayboldu. Hava çok sıcak, ardıcın gölgesine giren köpeklerin kıpırdayacak hali kalmadı. Kekliği kaybettiğimizi düşünürken meğer kekliği gözden kaybetmeyen biri varmış aramızda: Ekürim Ahmet…
Bir baktım Ahmet yeleğini çıkarttı. Gözünü ayırmadan koşar adım doğru kekliğin olduğu yere. Gitti, gitti... Biz bekliyoruz ki keklik kalksın tüfek patlasın. Ses seda yok. Korkut dedi ki “Ordan keklik kalkmadığına göre bu oralarda bir yerde olabilir. Köpekleri alıp yanına gidelim.” dedi. Sonra bir baktık Ahmet gelmeyin işareti yaptı. Elinde bir şey sallıyor. “Keklik!”
http://imageshack.us/a/img189/9256/dscf2034z.jpg
“Ana, Ahmet kekliği kapmış geliyor!”
http://imageshack.us/a/img88/2504/dscf2035t.jpg
“Bravo!” diye bağırıyoruz.
http://imageshack.us/a/img856/6926/dscf2036g.jpg
İyice yaklaşıyor, ikinci sürpriz “Kekliği canlı canlı tutmuş.” :) :) :)
http://imageshack.us/a/img850/8338/dscf2037f.jpg
Sıcaktan ağzını sırıtır gibi açıp sırıtır gibi duran itlerden birine hafiften bir tekme : “Ulen yazıklar olsun size! Bak, sizin yapamadığınızı Ahmet yaptı. Kekliği aportlamış geliyor.” :) :) :) “Ahmet! Oğlum sen yandın. Benim Bu haftaki yazımın başlığı hazır. AHMET’İN KEKLİK APORTU... :) :) :)
Gerekeni yaptık. Ardından geri dönüyoruz. Karşımıza bir avcı gurubu çıktı. “Selamünaleyküm.” “A.s.” Biri yanımıza yanaştı. “Nerdensiniz?” “Fethiye’den.” Üç keklik vurmuşlar. Biz de tavşanı , kekliği yaralı gönderdiğimizi iki tane vurduğumuzu söyledik. Kaç gr. saçma attığımızı sordu. 32 olduğunu söyleyince. “Olmaz. Yok mu 24-28-30 gr. Saçma yanında?” Trap fişeklerinden bir avuç vardı. “Onlardan koy .” dedi.
Sonra kendimizi tanıttık. Ben Oğuz BABAÇOĞLU dedim. Adam durdu. “Babaçoğlu mu?” Herhalde beni internet sitelerinden tanıyor, diye düşünürken “Güngör Babaçoğlu’nu tanıyor musunuz?” demez mi. “Amcam olur. Oğlu burada.” dedim Korkut’u göstererek. “Ben çok iyi tanırdım rahmetliyi.” dedi? Fethiyeli Alaaddin Abi’yi sordum. Amcamın çok yakın arkadaşıydı. O da maalesef amcam gibi trafik kazasında ölmüş. :( :( :( Telefon açıp oğluyla bizi görüştürdü.
İsmini sordum Ali Yörük, Fethiye Avcılar Kulübü Başkanı. Bize kartını verip “Fethiye’ye beklerim.” deyip ayrıldı… Dünya ne küçük diye düşündük hepimiz. Nerdeeeen nereye…
Amcam arabada bana o sözü söylediğinde ne demek istediğini pek anlamamıştım. Şimdi çok daha iyi anlıyordum. Korkut’a baktım babasıyla bir kez daha gurur duymuştu. Başı dimdikti…
Derken dönüşe geçtik. Onlar yakın bir yola inecek, ben de arabayı alıp getirecektim. Yassı bir çalıyı geçiyorum FART! Sen bir tavşan fırla bir sıkı DAN! Boşa…
Derken saliseler içinde Dedem Korkut geldi ve “Oğlum Oğuz! Bak hep aynı hatayı yapıyorsun. Zaten açıklık alan, tavşan ilk kalkışta sağ sol yapıyor. Bırak düzelsin de ondan sonra at değil mi? Ne halt etmeye acele ediyorsun?” diye bana bir fırça.. Sonra “Tamam sen ikinci sıkıdan devam et.” diyerek çekilip gitti. :) :) :)
DUN! İkinci sıkıda tavşan attı taklayı. Başına iki it çöreklendi. Aldık ağızlarından. Doğuştan kopay avcısı Ahmet’e dedim ki “Oğlum, bu sıcakta bu kadar yükle gidemem, gel şunu bir yüzelim.” Bir giriştik. 10 dakikada tavşan çırçıplak… Attık torbaya yürüyoruz. Ahmet gülerek dedi ki “Hoca! Telaşla bir şey unuttun.” Her tavşan yüzdüğümüzde bir bıçak bıraktığımız için hemen bıçağa davrandım, yerinde. “Fotoğraf çekmeyi unuttun.” Demez mi? “ Tüh Allah cevizini vermesin, insan şimdi mi hatırlatır! Yakışıklı tavşandı be yav. Neyse bakalım bu hafta da böyle olsun.”
Biliyorum, yine Dedem Korkut gelecek ve tavşanın birine yazık edip yaralı gönderdiğim için, bunu kafama kakacak … Gelsin bakalım… :(
Dedem Korkut geldi boy boyladı soy soyladı. Günün ahval ve şeraitini belirten şu maniyi düzdü.
Dünya küçük insan ömrü çok az
Değerli insanların ardından tutulur yas
Evlatların boynu bükük olmasın
Soylu bir isimdir en büyük miras
Böylelikle Dedem Korkut da beni ters köşeye yatırıp güzel bir gol attı. :) :) :)
http://imageshack.us/a/img248/1013/dscf2045k.jpg
Sonuç olarak sevgili dostlarım. Sezon açılışı sıcak yüzünden pek güzel olmasa da iyiydi.
http://imageshack.us/a/img3/5356/dscf2070di.jpg
Bir başka hikayede tekrar buluşmak dileğiyle. Şimdilik , kalın sağlıcakla…