09.Kasım.2012, 04:56
“Keklikler Ahmet’i geçirmiş, ancak Kurzhaar iti Tarçın’ı kandıramamış. Köpeğin geriye dönüp çalının içine doğru yönelmesiyle fırlayan kekliğe Ahmet sıkıyı yapıştırıyor…”
Havaların sıcak olması, kuşların puskun olmaması, köpeklerin doğru düzgün çalışmaması, biraz da yoğun geçen bir sınav haftası sonucu yorgun düşmem nedeniyle bende ava gitmek konusunda bir isteksizlik var.
Ekürim Ahmet de cuma akşamından beri düğün yorgunu olduğu için pek hevessiz. “Hoca, gidelim ama erken döneceksek geleyim. Pazar günü kız alınacak. Ona göre avı 10-11 gibi bırakacaksak geleyim.” dedi. “Yok ben de erken bırakacağım. Bir sürü sınav var pazartesi. Benim derdim köpekler dolaşsın.” “Aynen Hoca” deyince önceden kararlaştırdığımız meraya gitmeye karar verdik.
Gideceğimiz meraya bizden önce avcı, çoban girmesin; biraz da avdan çabuk döneceğiz diye erken davrandık. Ancak hiç de umduğumuz gibi olmadı, merada kimsecikler yoktu. Gideceğimiz yer kısa çalı olunca köpeklere beeper bile takmadık. Duamızı ederek ve bismillah diyerek daldık meraya.
Ancak köpeklerde avın olduğuna dair hiçbir emare yok. İkimiz de biliyorduk ki keklik her yağmuru yiyişi sonrası yukarıya çıkıyor. Aşağılarda hiç oyalanmadan yukarı sarıyoruz. Yürü babam yürü git babam git. Her sene 8-10 keklik kaldırdığımız yerde sıfır çektik. Rampaya devam. Yukarıda geniş bir düzlük var, o düzlüğün sağında çok dik kayalık bir yar. Ahmet’e “O düzlüğün sağından girelim ki keklik varsa kendini sağdaki kayalıklara atmasın.” dedim. Sağdan çıkıp düzlüğe 50 metre arayla yayıldık.
Derken sabahtan beridir sinyal vermeyen köpeklerin kuyrukları, bozuk kilometre göstergesi gibi bir sağa bir sola hızla gidip gelmeye başladı. Ahmet’le birbirimize bakıyoruz. O da tetikte. Hızlanan Megi’yi erken basmaması için “Bekle!” şeklinde uyarıyorum. FARRRR! İlk kalkan tek kuşun kanat sesiyle yüreğimiz hopluyor ama kuş uzak, atılmaz. Aşağıdaki kayalıklara konuyor. Bu kuş tek değildir ama gerisi nerdedir? İşte o büyük bir soru işareti…
Kuşun gittiği istikamete doğru gidelim diyoruz. O tarafı gezmediğimiz için belki vardır diye ümidediyoruz. Önümüzde küçük bir sırt var. Orayı tırmanırken köpeklerin bozuk kilometre saati tekrar sinyal vermeye başlıyor. İşin tuhaf tarafı Megi sırta doğru çıkarken, Kurzhaar iti Tarçın aşağıya doğru gidiyor. Sonra Ahmet’in 50 metre önünden yine o muhteşem ses: FARRRR! Uzaktan parlayan 5-6 kekliğin sesi yüreklerimizi tekrar hoplatıyor. Atılmaz uzak. Meğer keklikler yukarıya yayılıp herhalde bizi görünce biraz aşağıya kaymışlar. Aksi gibi tam kondukları yeri göremiyoruz.
Bu durumda bizi merakta bırakan iki şık var: Ya aşağıya dereye attılar ya da kayanın üstünde kaldılar. Ahmet’e dedim ki ben aşağıya gidiyorum, sen kayanın üstünde kal. Oraları bırakma. Derenin olduğu yere gittim , çok güzel taşladım ama köpekte bir sinyal yok. Baktım bacağım titriyor. Sessize aldığım telefonum deli gibi çalıyor. Açıyorum nefes nefese bir ses “Hoca keklikler kalktı. Kayaya doğru sardılar. Doğru geri gel. Önündeki büyük kayanın ya altında ya üstündeler. Dikkat et!” Meğer benimkisi yanlış tercihmiş. Keklikler kayanın üstündeymiş.
Yüksek dik kayanın altına iyice ve dikkatle yaklaşıyorum. Çünkü Ahmet’ten kalksa bana gelecek. Derken “PIRRR!” diye bir ses. Kafamı kaldırıyorum. Kalkan keklik küçük bir U çizip kayanın biraz ilerisine ama yine üstüne konuyor. Ardından bir tane daha… Kayanın üstündeki düz çalılığa konuyor hepsi. Ahmet’e bir telefon açıyorum. Aynı anda kuşların 20 metre gerisinde Kurzhaar iti Tarçın’ın kuyruğunu görüyorum, ardından da Ahmet’i. Telaşla “Keklikler önünde , oraya kondular iyi ara.” diyorum. Ben ne yapayım diye kararsız kalıyorum. Keklik kayayı bırakmıyor. Bu durumda karşımda yine iki şık var. Ya kayayı bırakmayan kekliklerden biri yine üstüme dönecek ya da kendini aşağı salacak. Fakat aşağıya salarsa kendini, benim bir 30 metre daha sola aşağı inmem gerek. İkilemde kalıyorum. Ahmet’le durumu bildiğimiz için o da bana yerinde kal, ben giriyorum işareti yapıyor. Ancak o ses bir türlü gelmiyor. Keklikler Ahmet’i geçirmiş, ancak Kurzhaar iti Tarçın’ı kandıramamış. Köpeğin geriye dönüp çalının içine doğru yönelmesiyle fırlayan ve kayayı dönmek üzere olan tek kekliğe Ahmet sıkıyı yapıştırıyor… DAN! Ancak geç kalıyor ve yetiştiremiyor. Keklik ikinci şıkkı tercih edip kendini aşağı salıyor. Benim tercihim yine yanlış. 30 metre aşağı yürüsem tam üstüme kalkacakmış meret. Benimkisi yine yanlış tercih. Kalkan kekliğe şapka sallıyorum artık. Anneciğine babacığına selamlar :) :) :) Öteki iki keklik de ters yöne, karşıya geçiyor.
Kayanın başında Ahmet dövünüp duruyor. “Kuşlar buradaymış ya. Biz kuşlar nasılsa kalkıyor diye köpeklere dikkat etmiyoruz. Çalının içine pusmuş ve beni geçirmiş. Kayayı dönerken attım ama yetiştiremedim… Hoca karşıya kondular gel gidelim.” diyor. Konuşuyoruz ama kaya çok yüksek etrafından dolanıp yukarıya çıkmam bayağı zaman alacak. Bir dere inip tekrar yukarı çıkacağız. O zamana kadar keklik yukarıya yürüyecek, hayli zaman kaybı olacak diye. Ahmet’e “Sen git! ” diyorum.
Ben önümdeki dereye giderken Ahmet bir geçit bulup çabucak karşıya geçiyor. Derenin içinde 10-15 metre yüksekliğinde blok gibi bir kaya var. Onun üstüne doğru ilerliyor. Derken DAN, DUN! İki sıkı patlıyor. “Varıyooooo! Geliyooooo!” Yukarıda kıyamet kopuyor ama bekliyorum gelen geçen yok. Meğer Ahmet o kayanın tam arkasına varır varmaz ortalık karışmış. 10-12 kuş ikili üçlü FAARRR! Kalkınca, Ahmet şaşkına dönmüş ama iki sıkı yapıştırıp birini düşürmüş. Ancak kayanın arkasında kalınca nereye gittiklerini görememiş.
Telefon açtım kekliği buldun mu diye. “Keklik çelgin!” cevabını aldım. Ancak Kurzhaar iti Tarçın’ın kokuyu alıp çalının içine yönelmesiyle birlikte VİCİYK! VİCİYK! Kekliğin sesi geliyor. Anlıyoruz ki artık keklik torbada…
http://img534.imageshack.us/img534/9066/dscf2046q.jpg
“Efferim Ahmet namusu kurtardın!” deyip elini sıkarak tebrik ediyorum. Ancak saat 10 oluyor ve düğün sebebiyle ava son noktayı koyup geri dönüyoruz.
http://img826.imageshack.us/img826/1849/dscf2047x.jpg
Dedem Korkut geliyor boy boyluyor, soy soyluyor ve günün ehemmiyetini tebarüz ettiren şu maniyi söylüyor.
Az da olsa keklik yine var
Bugün verdin hep yanlış karar
Kısacık zaman diliminde
Avın ancak olur bu kadar
http://img62.imageshack.us/img62/3156/dscf2048b.jpg
Not: Avımız limitler dahilindedir. :) :) :)
Tabi av açılalı beş keredir ava gidiyorum. Benim önümden kalkan göçen yok. Bu ne şanssızlık. Bu şanssızlık nereye kadar devam edecek? Orasını bilemiyorum. İnşallah haftaya av vurmuş şekilde başka bir hikayede görüşmek ümidiyle şimdilik, kalın sağlıcakla.
Havaların sıcak olması, kuşların puskun olmaması, köpeklerin doğru düzgün çalışmaması, biraz da yoğun geçen bir sınav haftası sonucu yorgun düşmem nedeniyle bende ava gitmek konusunda bir isteksizlik var.
Ekürim Ahmet de cuma akşamından beri düğün yorgunu olduğu için pek hevessiz. “Hoca, gidelim ama erken döneceksek geleyim. Pazar günü kız alınacak. Ona göre avı 10-11 gibi bırakacaksak geleyim.” dedi. “Yok ben de erken bırakacağım. Bir sürü sınav var pazartesi. Benim derdim köpekler dolaşsın.” “Aynen Hoca” deyince önceden kararlaştırdığımız meraya gitmeye karar verdik.
Gideceğimiz meraya bizden önce avcı, çoban girmesin; biraz da avdan çabuk döneceğiz diye erken davrandık. Ancak hiç de umduğumuz gibi olmadı, merada kimsecikler yoktu. Gideceğimiz yer kısa çalı olunca köpeklere beeper bile takmadık. Duamızı ederek ve bismillah diyerek daldık meraya.
Ancak köpeklerde avın olduğuna dair hiçbir emare yok. İkimiz de biliyorduk ki keklik her yağmuru yiyişi sonrası yukarıya çıkıyor. Aşağılarda hiç oyalanmadan yukarı sarıyoruz. Yürü babam yürü git babam git. Her sene 8-10 keklik kaldırdığımız yerde sıfır çektik. Rampaya devam. Yukarıda geniş bir düzlük var, o düzlüğün sağında çok dik kayalık bir yar. Ahmet’e “O düzlüğün sağından girelim ki keklik varsa kendini sağdaki kayalıklara atmasın.” dedim. Sağdan çıkıp düzlüğe 50 metre arayla yayıldık.
Derken sabahtan beridir sinyal vermeyen köpeklerin kuyrukları, bozuk kilometre göstergesi gibi bir sağa bir sola hızla gidip gelmeye başladı. Ahmet’le birbirimize bakıyoruz. O da tetikte. Hızlanan Megi’yi erken basmaması için “Bekle!” şeklinde uyarıyorum. FARRRR! İlk kalkan tek kuşun kanat sesiyle yüreğimiz hopluyor ama kuş uzak, atılmaz. Aşağıdaki kayalıklara konuyor. Bu kuş tek değildir ama gerisi nerdedir? İşte o büyük bir soru işareti…
Kuşun gittiği istikamete doğru gidelim diyoruz. O tarafı gezmediğimiz için belki vardır diye ümidediyoruz. Önümüzde küçük bir sırt var. Orayı tırmanırken köpeklerin bozuk kilometre saati tekrar sinyal vermeye başlıyor. İşin tuhaf tarafı Megi sırta doğru çıkarken, Kurzhaar iti Tarçın aşağıya doğru gidiyor. Sonra Ahmet’in 50 metre önünden yine o muhteşem ses: FARRRR! Uzaktan parlayan 5-6 kekliğin sesi yüreklerimizi tekrar hoplatıyor. Atılmaz uzak. Meğer keklikler yukarıya yayılıp herhalde bizi görünce biraz aşağıya kaymışlar. Aksi gibi tam kondukları yeri göremiyoruz.
Bu durumda bizi merakta bırakan iki şık var: Ya aşağıya dereye attılar ya da kayanın üstünde kaldılar. Ahmet’e dedim ki ben aşağıya gidiyorum, sen kayanın üstünde kal. Oraları bırakma. Derenin olduğu yere gittim , çok güzel taşladım ama köpekte bir sinyal yok. Baktım bacağım titriyor. Sessize aldığım telefonum deli gibi çalıyor. Açıyorum nefes nefese bir ses “Hoca keklikler kalktı. Kayaya doğru sardılar. Doğru geri gel. Önündeki büyük kayanın ya altında ya üstündeler. Dikkat et!” Meğer benimkisi yanlış tercihmiş. Keklikler kayanın üstündeymiş.
Yüksek dik kayanın altına iyice ve dikkatle yaklaşıyorum. Çünkü Ahmet’ten kalksa bana gelecek. Derken “PIRRR!” diye bir ses. Kafamı kaldırıyorum. Kalkan keklik küçük bir U çizip kayanın biraz ilerisine ama yine üstüne konuyor. Ardından bir tane daha… Kayanın üstündeki düz çalılığa konuyor hepsi. Ahmet’e bir telefon açıyorum. Aynı anda kuşların 20 metre gerisinde Kurzhaar iti Tarçın’ın kuyruğunu görüyorum, ardından da Ahmet’i. Telaşla “Keklikler önünde , oraya kondular iyi ara.” diyorum. Ben ne yapayım diye kararsız kalıyorum. Keklik kayayı bırakmıyor. Bu durumda karşımda yine iki şık var. Ya kayayı bırakmayan kekliklerden biri yine üstüme dönecek ya da kendini aşağı salacak. Fakat aşağıya salarsa kendini, benim bir 30 metre daha sola aşağı inmem gerek. İkilemde kalıyorum. Ahmet’le durumu bildiğimiz için o da bana yerinde kal, ben giriyorum işareti yapıyor. Ancak o ses bir türlü gelmiyor. Keklikler Ahmet’i geçirmiş, ancak Kurzhaar iti Tarçın’ı kandıramamış. Köpeğin geriye dönüp çalının içine doğru yönelmesiyle fırlayan ve kayayı dönmek üzere olan tek kekliğe Ahmet sıkıyı yapıştırıyor… DAN! Ancak geç kalıyor ve yetiştiremiyor. Keklik ikinci şıkkı tercih edip kendini aşağı salıyor. Benim tercihim yine yanlış. 30 metre aşağı yürüsem tam üstüme kalkacakmış meret. Benimkisi yine yanlış tercih. Kalkan kekliğe şapka sallıyorum artık. Anneciğine babacığına selamlar :) :) :) Öteki iki keklik de ters yöne, karşıya geçiyor.
Kayanın başında Ahmet dövünüp duruyor. “Kuşlar buradaymış ya. Biz kuşlar nasılsa kalkıyor diye köpeklere dikkat etmiyoruz. Çalının içine pusmuş ve beni geçirmiş. Kayayı dönerken attım ama yetiştiremedim… Hoca karşıya kondular gel gidelim.” diyor. Konuşuyoruz ama kaya çok yüksek etrafından dolanıp yukarıya çıkmam bayağı zaman alacak. Bir dere inip tekrar yukarı çıkacağız. O zamana kadar keklik yukarıya yürüyecek, hayli zaman kaybı olacak diye. Ahmet’e “Sen git! ” diyorum.
Ben önümdeki dereye giderken Ahmet bir geçit bulup çabucak karşıya geçiyor. Derenin içinde 10-15 metre yüksekliğinde blok gibi bir kaya var. Onun üstüne doğru ilerliyor. Derken DAN, DUN! İki sıkı patlıyor. “Varıyooooo! Geliyooooo!” Yukarıda kıyamet kopuyor ama bekliyorum gelen geçen yok. Meğer Ahmet o kayanın tam arkasına varır varmaz ortalık karışmış. 10-12 kuş ikili üçlü FAARRR! Kalkınca, Ahmet şaşkına dönmüş ama iki sıkı yapıştırıp birini düşürmüş. Ancak kayanın arkasında kalınca nereye gittiklerini görememiş.
Telefon açtım kekliği buldun mu diye. “Keklik çelgin!” cevabını aldım. Ancak Kurzhaar iti Tarçın’ın kokuyu alıp çalının içine yönelmesiyle birlikte VİCİYK! VİCİYK! Kekliğin sesi geliyor. Anlıyoruz ki artık keklik torbada…
http://img534.imageshack.us/img534/9066/dscf2046q.jpg
“Efferim Ahmet namusu kurtardın!” deyip elini sıkarak tebrik ediyorum. Ancak saat 10 oluyor ve düğün sebebiyle ava son noktayı koyup geri dönüyoruz.
http://img826.imageshack.us/img826/1849/dscf2047x.jpg
Dedem Korkut geliyor boy boyluyor, soy soyluyor ve günün ehemmiyetini tebarüz ettiren şu maniyi söylüyor.
Az da olsa keklik yine var
Bugün verdin hep yanlış karar
Kısacık zaman diliminde
Avın ancak olur bu kadar
http://img62.imageshack.us/img62/3156/dscf2048b.jpg
Not: Avımız limitler dahilindedir. :) :) :)
Tabi av açılalı beş keredir ava gidiyorum. Benim önümden kalkan göçen yok. Bu ne şanssızlık. Bu şanssızlık nereye kadar devam edecek? Orasını bilemiyorum. İnşallah haftaya av vurmuş şekilde başka bir hikayede görüşmek ümidiyle şimdilik, kalın sağlıcakla.