20.Aralık.2012, 14:32
Hafta içi babamla telefonda görüşüyoruz. Geçen haftaki avı anlatıyorum. Dedim ki “ Ahmet bir keklik vurdu. Tüyleri her yere saçılmış, dere aşağı kanlar içinde gitmiş. Kuşu köpeklerle takip ettik ama bulamadık…” Babam da dedi ki “Oğlum kaç kere söyleyeceğim size, kuş kanat kırığıysa arkasından bağırın. Kıyametleri koparın. O kuş, elli metre ilerde olsa da bir çalının içine kaçıp pusar. Ortalık sessizse yürüyebildiği kadar uzaklaşır…” dedi. Bu benim zaten bildiğim bir şeydi ama kimi zaman adam avın heyecanına kapılıp unutabiliyor böyle şeyleri.
Neyse gelelim bu haftaki hikayemize.
Evde kaloriferlerin yanmasıyla birlikte , nem yapsın diye peteklerin arkasına koyduğum pet şişelerde su kalmamış. Böyle olunca da benim boğazlar tam takır kuru bakır…Faranjityuslar azdı, keyifsizim canım pek ava gitmek istemiyor ama insanın içi de durmuyor. Zaten av dediğin kaç gün açık. Hadi köpek gezsin istiyor insan...
Ekürim Ahmet’le Bayram Başkanın dükkanda anlaştık. Kekliğin bacağını kırdığımız için bu kez de tavşanın bacağını kıralım, dedik.
Sabahleyin erkenden Ahmet’in dayı oğlu Mehmet ve emekli Müdürümüz Adil Bey’le birlikte Burdur’a doğru yola koyulduk. Adil Bey’in av için aldığı Hacı Reno arabadayız. Giderken arabanın gazı bitti, benzine atıp istasyona vardık. Yaşlı Reno’nun karnını doyurduktan sonra devam ettik. Meraya ulaştık. Kimsecikler yok.
Tüfekleri sıyırıp daldık meraya. İlk keklikler Ahmet’le Adil Bey’in önünden kalkıp tepenin ardına atmışlar kendilerini. Arkasına ama nereye? Arazi geniş. Önce arka taraftaki düzlükleri aradık bir tane bile kalkmayınca sırtın diğer yanındaki dereye yöneldik. Adil Bey en yukarıda, biraz üstümde Ahmet ve ben yürüyoruz. Farr! Bir kanat sesi. DAN! Bir sıkı Adil Bey’den keklik aşağıda. Derken az ilerimizden Farrr! İki tane daha, ileri kondular. Bir tane daha varmış o da kalkıp önümüzdeki dereye attı kendini. Biz yavaş yavaş dereye yöneldik güzelce saf tuttuk. Keklik nereye kalksa kurtuluşu yok. Adil Bey’le konuşuyoruz buldun mu falan diye ama pozisyonumuzu da bozmuyoruz.
Derken solumdaki çalıya bir taş attım. Kalkan yok. Sağımdaki çalıya bir taş attım, keklik ordaymış. Farrrrr! Ahmet de sanki tetikte bekliyormuş. Ben daha göze almadan DAN DAN! İki sıkı, keklik taklayı attı. Derenin karşısındaki yamaya düştü. Biz başka var mıdır, diye çevremize bakıyoruz. Köpekler tüfek sesine yine delirdi. Bekliyoruz gelsinler de kuşu alsınlar diye. Bir baktım o da ne? Keklik kanat kırığı yerde yürüyor. Hadi gitmesin diye iki sıkı patlattım. Ahmet üç sıkı attı. Uzaktan Mehmet de yapıştırdı. Nafile keklik sırta çıktı bile.
O anda babamın dedikleri aklıma geldi. “Ben seni bu dağda bırakır mıyım.” dedim. Önce bayır aşağı koştum, sonra kekliğin çıktığı patikadan yukarı sardım. Mehmet karşıdan net gördüğü için beni yönlendiriyor. Sırta doğru tırmanınca başladım bağırmaya “ULAAAAAAAAAAAAAAA! HAAAAAAYT! HUUUUUUYT!”
Ahmet’ler de tuhaf tuhaf bakıyorlar “Acaba Hoca’ya bir şey mi oldu, yoksa kafayı mı yedi?” diye.” :) :) :) Telaşla onlar da peşimden geldiler. “Ne oldu?” diye sordu Ahmet. “Keklik pussun diye bağırıyorum.” dedim. Mehmet de “Abi keklik oralarda bir yerlerde, ileriye geçmedi.” dedi ama köpekler benim bağırmamdan korktular. İkisi de tutuldu kaldı, aramıyorlar. Benimkini “Hadi kızım, madi kızım…!” kandırdım, başladı aramaya. Ahmet’e “Kesin buralarda bir yerlerde, dur bakalım köpekler arasın hele.” dedim. Biz konuşurken kuşu en son gördüğümüz sırtın 7-8 metre aşağısındaki çalıya doğru pointer iti Megi fermaya çakılmış bekliyor. “Bas kızım!” Ulen fotoğrafını çeksene, değil mi? O anki heyecandan fotoğraf çekmek mi geliyor insanın aklına. Megi bir daldı, keklik çalının öteki tarafından fırladı, beş metre aşağıdaki çalıya. Oradan ikisi de aşağıdaki çalıya. Baktık keklik köpeğin ağzında geliyor. “Gel kızım, getir kızım!” Gelsin fotoğraflar…
http://img826.imageshack.us/img826/6747/dscf2131p.jpg
Kuşu ısırmak isteyen Tarçın’a bir Hırrrr! Çekil git ülen! :) :)
http://img832.imageshack.us/img832/8593/dscf2132tv.jpg
Na keyif na keyif! :) :) :)
http://img341.imageshack.us/img341/852/dscf2135l.jpg
Mehmet’in aldığı yeni yavru Cino da ilk aportunu yaptı. Kekliği kafadan kaptı :) :) :)
http://img32.imageshack.us/img32/8461/dscf2136a.jpg
Geçen yıl tavşanları bulduğumuz orman kesikleri hep aklımızda. Diyoruz ki oraya gidelim. Aşağıya inmeden Ahmet’e “Gel bak şu karşı yamayı dolaşalım. Geçen sene buradan tavşan kaldırmıştık.” dedim. “Çoban var orda, durmaz tavşan Hoca!” dedi. Aşağı indik mi bir daha çıkamayız. Gel bakalım, bir şey yoksa ineriz.” dedim. Öyle de yaptık. Daha ilk dereye girdik. Tavşan fırladı ama uzak. DAN, DAN DAN! Hep beraber uğurladık selametle…! :) :) :) Ama işin kötüsü sıkıyı değiştirdim. Köpek aşağıda sen arkamdan bir keklik fırla Farrr! Dönmemle birlikte güneş gözüme geldi. Hadi kuşu geçireyim, dedim mesafe uzadı. DAN,DUN! İki sıkı. Keklik uçtu gitti. “Tüüüh! Allah belediyeni versin, gitti keklik…!”
Öğlen yaklaştıkça boğazımın ağrısı zaten yetiyordu, bir de benim migrenyus da kendini baş ağrısı şeklinde yavaş yavaş hissetirmeye başlayınca keyfim iyice kaçtı. Aşağıya doğru yürüyorduk, baktım bizimkiler gelmiyor. Telefon ettiler “Biz ateş yaktık gelmeyeceğiz.” dediler. Ben de “Bekleyin o zaman bir tur atıp geliyorum . “ dedim. Yanlarına vardım.
Başladım benim kumanyayı çıkarmaya “E hani ekmek?” “Biz yanımıza bir şey almadık ki! Yiyeceklerin hepsi arabada kaldı.” demezler mi! Biraz kek almışlar, biraz da meyve. Neyse verdiler, yedim ama benim mideyi tutmaz ki başımın ağrısı geçsin. Neyse alacağınız olsun. Atıştırdıktan sonra daima sol cebimden eksik etmediğim ağrı kesicilerden birini yuvarladım.
Ahmet dedi: “Nereye gidelim?” “Direkli tepeye mutlaka gidelim oradan tavşan da kaldırdık, keklik de” Neyse giderken baktım bunlar yok oldular. Bekle bekle gelmezler. Ben yürüdüm artık. Önümde bir sırt var. Geçen sene Bayram Başkanın fermada tavşan kaçırdığı sırt. Ancak yalnızım, sol açığa mı gitseeeem, sağ açığa mı gitsem derken sağı tercih ettim. Tavşan sağımdaki çalıdaymış FART! Fırladı ama çalı yüksek görülmüyor ki. Bir koşu önü açıklık yetişebilsem atacam ama tavşan ve arkasına takılan köpek bir hizada gidiyor. Atamadığım için tüfeği indirdim. Tavşanın gidişini seyrettim. O da savuştu selametle!
Arabaya geldik, yemek yiyelim istiyoruz ama sabahtan beri kahvaltı yapmayan öğlen de hiçbir şey atıştırmayan Adil Bey’in meğer yemekle arası hiç iyi değilmiş. “Evde yiyelim.” demez mi? “Valla biz çok acıktık, bir çeşme bulup yanaşalım.” dedik. Hemen yolun solundaki kavaklıkların önüne yanaştık. Yemeğe otururken Adil Bey “Siz yemek yerken ben yarım saat şuraları dolaşayım. Lökeşe için pek müsait.” dedi ve ayrıldı.
Biz fotoğraflar çektik yemeğe otururken DAN, DUN, DAN! Üç sıkı patladı Adil Bey’den.
http://img515.imageshack.us/img515/6601/dscf2138m.jpg
http://img841.imageshack.us/img841/1752/dscf2139h.jpg
http://img685.imageshack.us/img685/6680/dscf2140e.jpg
Beş dakika geçmedi. DAN, DUN! İki sıkı daha. Mehmet’le lokmaları sıklaştırdık, galiba bir şeyler var, çabuk gidip bir bakalım, dedik.
http://img259.imageshack.us/img259/9776/dscf2142h.jpg
Aldık tüfekleri gez dolaş bir şey yok. Acaba ördeğe falan mı attı diye düşündük ama çok yer gezdiğimiz için yorulduk. Yolun ilersinde kavaklıklar var, fakat gözüm yemedi. Köpeğe yolda gelen geçen arabadan bir şey olmasın diye kavaklıklara karşı oturduk. Baktık karşıdan Adil Bey geliyor. Neye attığını soracaz. Derken girdi kavaklıkların içine DAN, DAN,DAN! Üç sıkı attı sonra yanımıza geldi. “Ben bu avı bırakacağım ya!” dedi. “Ne oldu?” dedik.“Amma lökeşe varmış ya, 8-10 tane kaldırdım, vuramadım. Ancak bir tanesini vurabildim. Bir tanesini de düşürdüm bulamadım.” demez mi? Kuşu çıkardı. “Ana lökeşeyi kıvırmış!” Bonustan lökeşe çıktı… :) :) :) Hemen o anı ölümsüzleştirelim dedik.
http://img51.imageshack.us/img51/1461/dscf2143j.jpg
Bir yandan da “Bir rahatladım, bir rahatladım ki sorma. Çok güzel tüfek attım. Ben bu kadar kuş olduğunu bilseydim. Keklikler sizin olsun, çıkmazdım dağa mağa… Buralarda avlanırdım.” diyor. :) :) :)
Nasip kısmet bu kadarmış böylelikle av sonlandı.
Dedem Korkut geldi boy boyladı, soy soyladı günün önemli olayını tebarüz ettiren şu maniyi düzdü.
Ava gidilmez erken kalkmazsan
Av bulunmaz çok yürümezsen
Kanadı kırık keklik kolay pusmaz
Avazın çıktığı kadar bağırmazsan
Hava raporları bu hafta yağış veriyor. İnşallah yağmur yağmazsa gideriz. Gidemesek bile gönüller hoş olsun! Önümüzdeki haftalarda bir başka av hikayesinde görüşmek dileğiyle şimdilik, kalın sağlıcakla… ;)
Neyse gelelim bu haftaki hikayemize.
Evde kaloriferlerin yanmasıyla birlikte , nem yapsın diye peteklerin arkasına koyduğum pet şişelerde su kalmamış. Böyle olunca da benim boğazlar tam takır kuru bakır…Faranjityuslar azdı, keyifsizim canım pek ava gitmek istemiyor ama insanın içi de durmuyor. Zaten av dediğin kaç gün açık. Hadi köpek gezsin istiyor insan...
Ekürim Ahmet’le Bayram Başkanın dükkanda anlaştık. Kekliğin bacağını kırdığımız için bu kez de tavşanın bacağını kıralım, dedik.
Sabahleyin erkenden Ahmet’in dayı oğlu Mehmet ve emekli Müdürümüz Adil Bey’le birlikte Burdur’a doğru yola koyulduk. Adil Bey’in av için aldığı Hacı Reno arabadayız. Giderken arabanın gazı bitti, benzine atıp istasyona vardık. Yaşlı Reno’nun karnını doyurduktan sonra devam ettik. Meraya ulaştık. Kimsecikler yok.
Tüfekleri sıyırıp daldık meraya. İlk keklikler Ahmet’le Adil Bey’in önünden kalkıp tepenin ardına atmışlar kendilerini. Arkasına ama nereye? Arazi geniş. Önce arka taraftaki düzlükleri aradık bir tane bile kalkmayınca sırtın diğer yanındaki dereye yöneldik. Adil Bey en yukarıda, biraz üstümde Ahmet ve ben yürüyoruz. Farr! Bir kanat sesi. DAN! Bir sıkı Adil Bey’den keklik aşağıda. Derken az ilerimizden Farrr! İki tane daha, ileri kondular. Bir tane daha varmış o da kalkıp önümüzdeki dereye attı kendini. Biz yavaş yavaş dereye yöneldik güzelce saf tuttuk. Keklik nereye kalksa kurtuluşu yok. Adil Bey’le konuşuyoruz buldun mu falan diye ama pozisyonumuzu da bozmuyoruz.
Derken solumdaki çalıya bir taş attım. Kalkan yok. Sağımdaki çalıya bir taş attım, keklik ordaymış. Farrrrr! Ahmet de sanki tetikte bekliyormuş. Ben daha göze almadan DAN DAN! İki sıkı, keklik taklayı attı. Derenin karşısındaki yamaya düştü. Biz başka var mıdır, diye çevremize bakıyoruz. Köpekler tüfek sesine yine delirdi. Bekliyoruz gelsinler de kuşu alsınlar diye. Bir baktım o da ne? Keklik kanat kırığı yerde yürüyor. Hadi gitmesin diye iki sıkı patlattım. Ahmet üç sıkı attı. Uzaktan Mehmet de yapıştırdı. Nafile keklik sırta çıktı bile.
O anda babamın dedikleri aklıma geldi. “Ben seni bu dağda bırakır mıyım.” dedim. Önce bayır aşağı koştum, sonra kekliğin çıktığı patikadan yukarı sardım. Mehmet karşıdan net gördüğü için beni yönlendiriyor. Sırta doğru tırmanınca başladım bağırmaya “ULAAAAAAAAAAAAAAA! HAAAAAAYT! HUUUUUUYT!”
Ahmet’ler de tuhaf tuhaf bakıyorlar “Acaba Hoca’ya bir şey mi oldu, yoksa kafayı mı yedi?” diye.” :) :) :) Telaşla onlar da peşimden geldiler. “Ne oldu?” diye sordu Ahmet. “Keklik pussun diye bağırıyorum.” dedim. Mehmet de “Abi keklik oralarda bir yerlerde, ileriye geçmedi.” dedi ama köpekler benim bağırmamdan korktular. İkisi de tutuldu kaldı, aramıyorlar. Benimkini “Hadi kızım, madi kızım…!” kandırdım, başladı aramaya. Ahmet’e “Kesin buralarda bir yerlerde, dur bakalım köpekler arasın hele.” dedim. Biz konuşurken kuşu en son gördüğümüz sırtın 7-8 metre aşağısındaki çalıya doğru pointer iti Megi fermaya çakılmış bekliyor. “Bas kızım!” Ulen fotoğrafını çeksene, değil mi? O anki heyecandan fotoğraf çekmek mi geliyor insanın aklına. Megi bir daldı, keklik çalının öteki tarafından fırladı, beş metre aşağıdaki çalıya. Oradan ikisi de aşağıdaki çalıya. Baktık keklik köpeğin ağzında geliyor. “Gel kızım, getir kızım!” Gelsin fotoğraflar…
http://img826.imageshack.us/img826/6747/dscf2131p.jpg
Kuşu ısırmak isteyen Tarçın’a bir Hırrrr! Çekil git ülen! :) :)
http://img832.imageshack.us/img832/8593/dscf2132tv.jpg
Na keyif na keyif! :) :) :)
http://img341.imageshack.us/img341/852/dscf2135l.jpg
Mehmet’in aldığı yeni yavru Cino da ilk aportunu yaptı. Kekliği kafadan kaptı :) :) :)
http://img32.imageshack.us/img32/8461/dscf2136a.jpg
Geçen yıl tavşanları bulduğumuz orman kesikleri hep aklımızda. Diyoruz ki oraya gidelim. Aşağıya inmeden Ahmet’e “Gel bak şu karşı yamayı dolaşalım. Geçen sene buradan tavşan kaldırmıştık.” dedim. “Çoban var orda, durmaz tavşan Hoca!” dedi. Aşağı indik mi bir daha çıkamayız. Gel bakalım, bir şey yoksa ineriz.” dedim. Öyle de yaptık. Daha ilk dereye girdik. Tavşan fırladı ama uzak. DAN, DAN DAN! Hep beraber uğurladık selametle…! :) :) :) Ama işin kötüsü sıkıyı değiştirdim. Köpek aşağıda sen arkamdan bir keklik fırla Farrr! Dönmemle birlikte güneş gözüme geldi. Hadi kuşu geçireyim, dedim mesafe uzadı. DAN,DUN! İki sıkı. Keklik uçtu gitti. “Tüüüh! Allah belediyeni versin, gitti keklik…!”
Öğlen yaklaştıkça boğazımın ağrısı zaten yetiyordu, bir de benim migrenyus da kendini baş ağrısı şeklinde yavaş yavaş hissetirmeye başlayınca keyfim iyice kaçtı. Aşağıya doğru yürüyorduk, baktım bizimkiler gelmiyor. Telefon ettiler “Biz ateş yaktık gelmeyeceğiz.” dediler. Ben de “Bekleyin o zaman bir tur atıp geliyorum . “ dedim. Yanlarına vardım.
Başladım benim kumanyayı çıkarmaya “E hani ekmek?” “Biz yanımıza bir şey almadık ki! Yiyeceklerin hepsi arabada kaldı.” demezler mi! Biraz kek almışlar, biraz da meyve. Neyse verdiler, yedim ama benim mideyi tutmaz ki başımın ağrısı geçsin. Neyse alacağınız olsun. Atıştırdıktan sonra daima sol cebimden eksik etmediğim ağrı kesicilerden birini yuvarladım.
Ahmet dedi: “Nereye gidelim?” “Direkli tepeye mutlaka gidelim oradan tavşan da kaldırdık, keklik de” Neyse giderken baktım bunlar yok oldular. Bekle bekle gelmezler. Ben yürüdüm artık. Önümde bir sırt var. Geçen sene Bayram Başkanın fermada tavşan kaçırdığı sırt. Ancak yalnızım, sol açığa mı gitseeeem, sağ açığa mı gitsem derken sağı tercih ettim. Tavşan sağımdaki çalıdaymış FART! Fırladı ama çalı yüksek görülmüyor ki. Bir koşu önü açıklık yetişebilsem atacam ama tavşan ve arkasına takılan köpek bir hizada gidiyor. Atamadığım için tüfeği indirdim. Tavşanın gidişini seyrettim. O da savuştu selametle!
Arabaya geldik, yemek yiyelim istiyoruz ama sabahtan beri kahvaltı yapmayan öğlen de hiçbir şey atıştırmayan Adil Bey’in meğer yemekle arası hiç iyi değilmiş. “Evde yiyelim.” demez mi? “Valla biz çok acıktık, bir çeşme bulup yanaşalım.” dedik. Hemen yolun solundaki kavaklıkların önüne yanaştık. Yemeğe otururken Adil Bey “Siz yemek yerken ben yarım saat şuraları dolaşayım. Lökeşe için pek müsait.” dedi ve ayrıldı.
Biz fotoğraflar çektik yemeğe otururken DAN, DUN, DAN! Üç sıkı patladı Adil Bey’den.
http://img515.imageshack.us/img515/6601/dscf2138m.jpg
http://img841.imageshack.us/img841/1752/dscf2139h.jpg
http://img685.imageshack.us/img685/6680/dscf2140e.jpg
Beş dakika geçmedi. DAN, DUN! İki sıkı daha. Mehmet’le lokmaları sıklaştırdık, galiba bir şeyler var, çabuk gidip bir bakalım, dedik.
http://img259.imageshack.us/img259/9776/dscf2142h.jpg
Aldık tüfekleri gez dolaş bir şey yok. Acaba ördeğe falan mı attı diye düşündük ama çok yer gezdiğimiz için yorulduk. Yolun ilersinde kavaklıklar var, fakat gözüm yemedi. Köpeğe yolda gelen geçen arabadan bir şey olmasın diye kavaklıklara karşı oturduk. Baktık karşıdan Adil Bey geliyor. Neye attığını soracaz. Derken girdi kavaklıkların içine DAN, DAN,DAN! Üç sıkı attı sonra yanımıza geldi. “Ben bu avı bırakacağım ya!” dedi. “Ne oldu?” dedik.“Amma lökeşe varmış ya, 8-10 tane kaldırdım, vuramadım. Ancak bir tanesini vurabildim. Bir tanesini de düşürdüm bulamadım.” demez mi? Kuşu çıkardı. “Ana lökeşeyi kıvırmış!” Bonustan lökeşe çıktı… :) :) :) Hemen o anı ölümsüzleştirelim dedik.
http://img51.imageshack.us/img51/1461/dscf2143j.jpg
Bir yandan da “Bir rahatladım, bir rahatladım ki sorma. Çok güzel tüfek attım. Ben bu kadar kuş olduğunu bilseydim. Keklikler sizin olsun, çıkmazdım dağa mağa… Buralarda avlanırdım.” diyor. :) :) :)
Nasip kısmet bu kadarmış böylelikle av sonlandı.
Dedem Korkut geldi boy boyladı, soy soyladı günün önemli olayını tebarüz ettiren şu maniyi düzdü.
Ava gidilmez erken kalkmazsan
Av bulunmaz çok yürümezsen
Kanadı kırık keklik kolay pusmaz
Avazın çıktığı kadar bağırmazsan
Hava raporları bu hafta yağış veriyor. İnşallah yağmur yağmazsa gideriz. Gidemesek bile gönüller hoş olsun! Önümüzdeki haftalarda bir başka av hikayesinde görüşmek dileğiyle şimdilik, kalın sağlıcakla… ;)