08.Ocak.2013, 20:41
Cumartesi akşamı ailecek film izlerken kapının zili çalıyor. Amanın baktım kapıda Ekürim Ahmet. “Selamünaleyküm, Aleykümselam” Ahmet’in telefon arızalanmış, arama yapmıyormuş. “Bu Hoca da beni niye aramıyor?” diye meraklanmış ve eve gelmiş. Halbuki film bittikten sonra arayacaktım.
Neyse gelelim sadede.
Yarın için anlaşıp Ekürim’i uğurladım.
Sabah erkenden kalktım. Temiz bir uyku çekmişim. Neyse hazırlıklar tamamlandı. Muhammet ve Ekürim Ahmet’le bindik Adil Bey’in düldüle, çıktık yola. Kara kara karlı dağlar aştık. İki yazı, bir bükü geçtik ve falanca dağın filanca tepesine ulaştık.
Hızla hazırlanıp çıktık meraya.
http://img4.imageshack.us/img4/6851/dscf2091m.jpg
Herkesin gönlünde keklik yatıyor ama bakalım ilk kimin önünden kalkacak, diye de sabırsızlanıyoruz. Derken benim pointer iti Megi şöyle sabah sabah hırsını alsın diye pek seslenmediğim için bir tırıs kaldırdı. “Hayt!” sesini duyunca geri geldi. Ardından Muhammet göründü. “Hoca senin köpek çok açılıyor. Keklikleri kaldırdı.” Demez mi. Hemen gemini çektim benimkinin “Gitme ülen, açılma! Ge buri!” Neyse nereye gittikleri göremediğimiz için yukarıya yukarıya yürüyoruz. Adil Bey’in kurzhaarı bir tavşan kaldırmış ama müsait pozisyonda mankelemiş. Adil Bey baya dertli. “Nasıl kaçırdım?” diye yakınıp duruyor. Eeee kaçanlar olmasa avın tadı olmaz. Vurulanlardan çok kaçanlar dile getirilir. Bu sefer de öyle oldu. :) :) :)
Biraz dinlenelim dedik.
http://img839.imageshack.us/img839/414/dscf2096a.jpg
(Güzel manzaranın tadını çıkarttık…)
Muhammet ısrarla kekliğin aşağıda olduğunu söylüyor ama benim çok iyi bildiğim bir mera. Adım gibi eminim ki keklikler yukarıda. Derken yavaş yavaş Ahmet ve Adil Bey’le yukarıya kaymaya başladık. Kademe kademe yukarıya çıktık. Önümüze gelen yarın ötesinden keklikler fırladı ama uzaktalar. “DAN!” Ahmet pussunlar diye uzaktan bir tane sıyırdı.
http://img194.imageshack.us/img194/6142/dscf2103c.jpg
(Manzaraya dayanamam.)
İkisinin karşıdaki yarın içine konduğunu gördüm. Ahmet’le gitmeye karar verdik. Yarın içine vardık.Karşıya geçiyoruz ama hep taşlıyoruz. Kalkan bir şey yok! Allah Allah nereye gider bunlar. Bir sepet taş attım, kanat yok. Karşıya geçtim. Yine taşladım, bir şey yok. Arkamı dönüp yüksek çalının etrafından yukarı çıkacam. Sen 15 metro altımdaki çalıdan bir parla FARRRR! Resimlik bir kalkış “DAN,DUN!” Mankelik bir traş. :) :) :) Keklik gitti. “Tüh Allah Belediyeni vermesin!” Kahroluyorum. Bir yandan da telefon deli gibi çalıyor. Baktım Suat Abi. Telefon biraz cazırtı cozurtu yapıyor. “Alo İSKİcim Ne oldu, ne bitti?” (Suat ağabeyyle telefon çekmediği zaman birbirimize hep böyle İSKİCİM diye hitap ederiz. Sebebi de Levent Kırca’nın o unutulmaz skecidir.Merak eden buyursun seyretsin.)
http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/1306/levent-kirca-iski
Neyse Balıkesir’e gitmişler, yoğun kar yağışı yüzünden geri dönmüşler. Bana sordu “Ne yaptınız?” diye. Dedim ki “Şimdi öyle bir keklik kaçırdım ki sorma. Sülalesine saydırıyordum…” :) :) :) Ne dese beğenirsiniz. “Amaaan Hoca! Sen de çok kaçırıyorsun. Kaçırdıklarını değil, vurduklarını anlat bana.” deyip telefonu kapatmaz mı?. :( :( :(
Pek de güzel moral veriyor. Dümdüz oldu benim psikoloji. Saniyeler içinde Dedem Korkut geldi ve bana şu soruyu sordu. “İyi bir atıcı olmanın kuralı nedir?” dedim ki “Üç attığından birini vurmaktır.” Sonra ekledi “ Be Allah’ın sersem kulu! Sen daha üçüncüyü atmadın. Tüfeği iyi gözle senden kuş muş kaçmaz.” dedikten sonra savulup gitti. Kekliğin uçtuğu yere Ahmet’le beraber yürüdük. Ara tara yok. Tam umudu kesmişken Megi çalılık bir yere girdi. Keklikleri kaldırdı. Birinin alçak uçarak gittiğini gördüm ve Ahmet’i yanıma çağırdım. Kuşun yerini gösterdim ben sağdan, o soldan girmemizle birlikte Kurzhaar iti Tarçın’ın beeperı şahin gibi ötmeye başladı. 8- 10 kere öttü Ahmet köpeğin yanına ihtiyatla yaklaştı. Bir parlama sesi “DAN!” Ahmet kekliği kıvırdı. Bir de aportu görünce Ahmet şurubu yiyen tel kadayıf gibi gevşeyip keyiflendi. :) :) :)
Yemek yiyelim dedik, çünkü benim migrenler azacak sinyal vermeye başladı. Oturduk yemek yedik.
http://img842.imageshack.us/img842/1708/dscf2094f.jpg
Muhammet ayağını burkmuş. Ayrıca köpeğinin ayağı da şiş topallıyor. Ona dedim ki “Sen yola in, köpeği bu halde yorma. Biz Ahmet’le arabayı alıp gelelim.” Adil bey de kaldı. Biz arabayı almak üzere tepeye sardık. Çamların içinden bir güvercin kalktı tam gözüme alıcam dönüverdi atamadım. Köpek başladı kokuya sağıma geçti sen 10 metre solumdan lökeşe bir fırla. Baya da uzadı, açığa çıkmasıyla bir sıkı çektim. DAN! “PAF” bir tutam tüy. Lökeşe aşağıda.
Aynı andan az ilerde Ahmet, tavşanlar kaçmasın diye beeperı kapattığı için köpeğinin fermada olduğunu geç fark etmiş. Sonra bir bakmış lökeşeyi yerde görmüş, atmamış. Kalkar kalkmaz DAN, DUN! Lökeşe gitti… Sonra bir tane daha kalkmış ama atamamış.
Ben koştum, kuşun düştüğü yeri çok güzel gözledim. Elimle koymuş gibi buldum. Tüylü olduğu için köpekler ağzına almak istemedi. Megi’ye bir zorunlu aport. “Al gel kızım.” Attım aldı, getirdi.
http://img703.imageshack.us/img703/5865/dscf2100u.jpg
Hemen Suat Abi’yi aradım. “Alo lafı uzatmayalım İSKİcim! Yaz tahtaya bir lökeşe!..” deyince telefon didişmesindeki rövanşı da almış oldum… :) :) :)
http://img266.imageshack.us/img266/8724/adszzr.jpg
http://img198.imageshack.us/img198/5192/dscf2109l.jpg
http://img805.imageshack.us/img805/7176/dscf2110g.jpg
http://img547.imageshack.us/img547/5746/dscf2108z.jpg
Suat Abi’ye kapak fotosu… :) :) :)
Ben kekliği Ahmet de lökeşeyi mankelemişti. En ne yapalım en azından eli boş dönmek de vardı kaderde. Dedem Korkut’un dediği oldu. Üçüncü sıkı boşa gitmemişti.
Dedem Korkut gelir oldu. Boy boyladı, soy soyladı. Günün anlam ve önemini belirten şu maniyi düzdü.
Hemşire siler doktorun terini
İyi sabun çıkarır elin kirini
İyi avcı dediğin moral bozmaz
Vurur hep üç attığından birini
http://img853.imageshack.us/img853/6339/dscf2105a.jpg
(3. Manzara)
Gelecek hafta bir başka hikayede görüşmek dileğiyle, şimdilik kalın sağlıcakla… ;)
Neyse gelelim sadede.
Yarın için anlaşıp Ekürim’i uğurladım.
Sabah erkenden kalktım. Temiz bir uyku çekmişim. Neyse hazırlıklar tamamlandı. Muhammet ve Ekürim Ahmet’le bindik Adil Bey’in düldüle, çıktık yola. Kara kara karlı dağlar aştık. İki yazı, bir bükü geçtik ve falanca dağın filanca tepesine ulaştık.
Hızla hazırlanıp çıktık meraya.
http://img4.imageshack.us/img4/6851/dscf2091m.jpg
Herkesin gönlünde keklik yatıyor ama bakalım ilk kimin önünden kalkacak, diye de sabırsızlanıyoruz. Derken benim pointer iti Megi şöyle sabah sabah hırsını alsın diye pek seslenmediğim için bir tırıs kaldırdı. “Hayt!” sesini duyunca geri geldi. Ardından Muhammet göründü. “Hoca senin köpek çok açılıyor. Keklikleri kaldırdı.” Demez mi. Hemen gemini çektim benimkinin “Gitme ülen, açılma! Ge buri!” Neyse nereye gittikleri göremediğimiz için yukarıya yukarıya yürüyoruz. Adil Bey’in kurzhaarı bir tavşan kaldırmış ama müsait pozisyonda mankelemiş. Adil Bey baya dertli. “Nasıl kaçırdım?” diye yakınıp duruyor. Eeee kaçanlar olmasa avın tadı olmaz. Vurulanlardan çok kaçanlar dile getirilir. Bu sefer de öyle oldu. :) :) :)
Biraz dinlenelim dedik.
http://img839.imageshack.us/img839/414/dscf2096a.jpg
(Güzel manzaranın tadını çıkarttık…)
Muhammet ısrarla kekliğin aşağıda olduğunu söylüyor ama benim çok iyi bildiğim bir mera. Adım gibi eminim ki keklikler yukarıda. Derken yavaş yavaş Ahmet ve Adil Bey’le yukarıya kaymaya başladık. Kademe kademe yukarıya çıktık. Önümüze gelen yarın ötesinden keklikler fırladı ama uzaktalar. “DAN!” Ahmet pussunlar diye uzaktan bir tane sıyırdı.
http://img194.imageshack.us/img194/6142/dscf2103c.jpg
(Manzaraya dayanamam.)
İkisinin karşıdaki yarın içine konduğunu gördüm. Ahmet’le gitmeye karar verdik. Yarın içine vardık.Karşıya geçiyoruz ama hep taşlıyoruz. Kalkan bir şey yok! Allah Allah nereye gider bunlar. Bir sepet taş attım, kanat yok. Karşıya geçtim. Yine taşladım, bir şey yok. Arkamı dönüp yüksek çalının etrafından yukarı çıkacam. Sen 15 metro altımdaki çalıdan bir parla FARRRR! Resimlik bir kalkış “DAN,DUN!” Mankelik bir traş. :) :) :) Keklik gitti. “Tüh Allah Belediyeni vermesin!” Kahroluyorum. Bir yandan da telefon deli gibi çalıyor. Baktım Suat Abi. Telefon biraz cazırtı cozurtu yapıyor. “Alo İSKİcim Ne oldu, ne bitti?” (Suat ağabeyyle telefon çekmediği zaman birbirimize hep böyle İSKİCİM diye hitap ederiz. Sebebi de Levent Kırca’nın o unutulmaz skecidir.Merak eden buyursun seyretsin.)
http://alkislarlayasiyorum.com/icerik/1306/levent-kirca-iski
Neyse Balıkesir’e gitmişler, yoğun kar yağışı yüzünden geri dönmüşler. Bana sordu “Ne yaptınız?” diye. Dedim ki “Şimdi öyle bir keklik kaçırdım ki sorma. Sülalesine saydırıyordum…” :) :) :) Ne dese beğenirsiniz. “Amaaan Hoca! Sen de çok kaçırıyorsun. Kaçırdıklarını değil, vurduklarını anlat bana.” deyip telefonu kapatmaz mı?. :( :( :(
Pek de güzel moral veriyor. Dümdüz oldu benim psikoloji. Saniyeler içinde Dedem Korkut geldi ve bana şu soruyu sordu. “İyi bir atıcı olmanın kuralı nedir?” dedim ki “Üç attığından birini vurmaktır.” Sonra ekledi “ Be Allah’ın sersem kulu! Sen daha üçüncüyü atmadın. Tüfeği iyi gözle senden kuş muş kaçmaz.” dedikten sonra savulup gitti. Kekliğin uçtuğu yere Ahmet’le beraber yürüdük. Ara tara yok. Tam umudu kesmişken Megi çalılık bir yere girdi. Keklikleri kaldırdı. Birinin alçak uçarak gittiğini gördüm ve Ahmet’i yanıma çağırdım. Kuşun yerini gösterdim ben sağdan, o soldan girmemizle birlikte Kurzhaar iti Tarçın’ın beeperı şahin gibi ötmeye başladı. 8- 10 kere öttü Ahmet köpeğin yanına ihtiyatla yaklaştı. Bir parlama sesi “DAN!” Ahmet kekliği kıvırdı. Bir de aportu görünce Ahmet şurubu yiyen tel kadayıf gibi gevşeyip keyiflendi. :) :) :)
Yemek yiyelim dedik, çünkü benim migrenler azacak sinyal vermeye başladı. Oturduk yemek yedik.
http://img842.imageshack.us/img842/1708/dscf2094f.jpg
Muhammet ayağını burkmuş. Ayrıca köpeğinin ayağı da şiş topallıyor. Ona dedim ki “Sen yola in, köpeği bu halde yorma. Biz Ahmet’le arabayı alıp gelelim.” Adil bey de kaldı. Biz arabayı almak üzere tepeye sardık. Çamların içinden bir güvercin kalktı tam gözüme alıcam dönüverdi atamadım. Köpek başladı kokuya sağıma geçti sen 10 metre solumdan lökeşe bir fırla. Baya da uzadı, açığa çıkmasıyla bir sıkı çektim. DAN! “PAF” bir tutam tüy. Lökeşe aşağıda.
Aynı andan az ilerde Ahmet, tavşanlar kaçmasın diye beeperı kapattığı için köpeğinin fermada olduğunu geç fark etmiş. Sonra bir bakmış lökeşeyi yerde görmüş, atmamış. Kalkar kalkmaz DAN, DUN! Lökeşe gitti… Sonra bir tane daha kalkmış ama atamamış.
Ben koştum, kuşun düştüğü yeri çok güzel gözledim. Elimle koymuş gibi buldum. Tüylü olduğu için köpekler ağzına almak istemedi. Megi’ye bir zorunlu aport. “Al gel kızım.” Attım aldı, getirdi.
http://img703.imageshack.us/img703/5865/dscf2100u.jpg
Hemen Suat Abi’yi aradım. “Alo lafı uzatmayalım İSKİcim! Yaz tahtaya bir lökeşe!..” deyince telefon didişmesindeki rövanşı da almış oldum… :) :) :)
http://img266.imageshack.us/img266/8724/adszzr.jpg
http://img198.imageshack.us/img198/5192/dscf2109l.jpg
http://img805.imageshack.us/img805/7176/dscf2110g.jpg
http://img547.imageshack.us/img547/5746/dscf2108z.jpg
Suat Abi’ye kapak fotosu… :) :) :)
Ben kekliği Ahmet de lökeşeyi mankelemişti. En ne yapalım en azından eli boş dönmek de vardı kaderde. Dedem Korkut’un dediği oldu. Üçüncü sıkı boşa gitmemişti.
Dedem Korkut gelir oldu. Boy boyladı, soy soyladı. Günün anlam ve önemini belirten şu maniyi düzdü.
Hemşire siler doktorun terini
İyi sabun çıkarır elin kirini
İyi avcı dediğin moral bozmaz
Vurur hep üç attığından birini
http://img853.imageshack.us/img853/6339/dscf2105a.jpg
(3. Manzara)
Gelecek hafta bir başka hikayede görüşmek dileğiyle, şimdilik kalın sağlıcakla… ;)