ibrahim uysal
28.Ekim.2013, 06:05
BILDIRCIN VE AVCI DOSTLUĞU (EYLÜL 2009)
Öncelikle yeni sezon herkese hayırlı uğurlu olsun.Tüm avcı dostlarıma kazasız belasız güzel bir av sezonu dilerim.Artık vakit geldi,tüfekler dolaptan,köpekler kulübelerinden çıktı.Avcınınsa deli gönlü esen sıcak rüzgarlarla beraber kendini meralara çoktan attı.Üveyik,bıldırcın derken bu sıcakta yine dostlar bir araya geldi.Ne tatlıdır akşamdan avın havasına girmek,itinayla av çantasını hazırlamak,tüfeği dolaptan çıkarıp çantasına yerleştirmek.Sıra gelir av dostumuz köpeğimizi doyurmaya,sonra da yatıp uyumaya ki dinlenesin.Ama uyumak elde mi? Bekle ki sabah olsun .Yine kendimizi avlaklara atalım.
Bundan üç sene önce,işte böyle sıcak bir yaz günü Sakarya’dan sevgili dostum,kardeşim Volkan Bilir ve abisi Onur Bilir’in bıldırcın avı davetini aldım.Karaboğaz’da sahilde güzel bıldırcın varmış.”Üç beş arkadaş toplanalım ve beraberce bir organizasyon yapalım” dedi. Tabii ki bu teklifi düşünmeden kabul ettim.Yeni bir avlak,yeni tanışacağım avcı arkadaşlar ve bıldırcın.Ret edilemeyecek bu davet üzerine İstanbul’dan Ali Şencan Ünlü ile beraber yola koyulduk.Yol boyu atılan kahkahalar yüzünden araba bile kullanmakta zorlandığım anlar oldu desem yalan olmayacak.İşte Ali’nin daima gülen yüzüne ilk burada şahit oldum (Yüce Tanrım onu her zaman güldürsün).Ama onu asıl masada güvece en yakın kişi olarak da tanıyabilirsiniz (Tabii ki benden sonra). Bu özelliğini de avda öğrenmiş oldum.
http://img267.imageshack.us/img267/6350/85142337.jpg
Büyük umutlarla sohbet ede ede Sakarya gişelerine kadar geldik.Orada Karamülsel’den avcı dostlarımız Cem ve Ayhan’la buluşup,tanışıp sahile doğru onları takibe başladık.Ne de olsa yolu onlar biliyordu.Bir saat kadar daha gittikten sonra avlanacağımız uçsuz bucaksız kuma geldik.Bilmeyenler için anlatayım,aklınıza bir plaj getirin eni yer yer iki yüz metre ve bazı yerleri ise daha da fazla,boyu ise yok ki.Yani git git bitmez.Hayatımda ilk defa böyle bir yerde avlanacak olmamdan dolayı şaşırmıştım.Acaba burada dedikleri gibi bol kuş var mıydı? Avcılık bu işte! Neyle karşılaşacağımız soru işareti.
Yolculuk sona ermiş biz de Karaboğaz’a gelmiştik.Bizi orada ilk önce Sakarya’dan Akın Narin karşıladı.Sonra oraya bizden önce gelen daha önceden internet ortamından tanıdığım Eskişehir’li dostlarımla yüz yüze karşılaştım.Komutan Tarık,Gökhan,Enver ve daha sonra Eskişehir’de bir domuz avında beni römorkun arkasında donduran,dünya gırgırı Nail.İşte grup böyleydi.Emin olun,arasanız böyle muhabbeti bol ve av sevdalısı bir ekiple ava çıkamazsınız.Her anı yaşamaya değer,mükemmel bir hafta sonuydu.Ali ve Volkan hariç diğer dostlarımı ilk defa orada görüp tanışmıştım.Ama sanki kırk yıllık dost gibi o güzel hafta sonunu paylaşmıştık.Bu arada bizleri konuk eden Bilir ailesine de bir daha teşekkürü borç bilirim.
http://img594.imageshack.us/img594/4026/87072476.jpg
Bu tanışma merasiminden sonra hep beraber kendimizi kuma attık.Biz ve başka avcılarla beraber oluşan kalabalık önceleri beni korkutsa da avlanılacak alan o kadar genişti ki kısa bir süre sonra herkes birerli ikişerli dağıldı gitti.Başladık Şanslı ile etrafı yavaş yavaş karıştırmaya.İlk yarım saat ferma yok ama kuş bol ya moral on numara! Sahille yol arasındaki iki yüz üç yüz metrelik alanda küçük kum tepeleri hariç ortalarda tek tük çalı var.Yola yakın yerlerde ise birkaç küçük su birikintisi ve bazı ağaçlıklar var.Biz yavaş yavaş her çalıyı,her tümseği büyük bir umutla aradık ama sonuç sıfır.
Günün ilk ışıkları üstümüze düşmeye başlamıştı artık.Sıcak kendini iyice hissettiriyordu.Daha tek bir ferma görmemiştim ve etraftan da tek tüfek sesi gelmemişti.Ama ben buna rağmen aynı şevkle köpeğimin ardından gidiyor ve onu yönlendiriyordum. İçimden bir ses “gez bulacaksın” diyordu.Böyle avunarak yürüyordum ama etraf aydınlanıp da bulunduğum yerin çöl olduğunu fark edince aklım başıma geldi.Çünkü bol tüylü seterim Şanslı av tutkusuyla geziyordu ama hafiften de hem yerin,hem de havanın sıcaklığından yorulmaya başlamıştı.İşte o anda yol kenarındaki su birikintileri aklıma geldi.Hemen o tarafa doğru hızlı adımlarla yürüdük.Şanslı suyu görünce son bir atakla depara kalkıp attı kendini serin sulara.Bir kaç dakika çıkmadan debelendi durdu.Onun işi tamamdı ama ben ne olacaktım? “Acaba soyunup ben de dalsam mı suya? ” diye düşünmeden edemedim.
http://img823.imageshack.us/img823/7213/63241737.jpg
Tekrardan kumların ortasına doğru yürüdük.Mataramdan sıcacık olmuş suyumdan birkaç fırt aldım. Ama ne içtiğimin farkına bile varamadım.Sanki eşimin yaptığı ve içerken her zaman ağzımı yaktığım tarhana çorbası.Yani neye elimi atsam yanıyordu.Güneş artık ısıtmıyor yakıyordu,hatta eritiyordu.Bir ara kafamdaki şapkayı çıkarıp terimi sileyim dedim,olacak iş değil.Güneş beynimin içinde sanki.Fakat inatçı avcı avdan geri durur muydu? Tabii ki devam,durmak yok.Ben hala bıldırcın curnatasını bulacağım iddiasıyla gezmeye devam ediyorum.O esnada kumun ortasından bir kuş kendiliğinden kalktı.Tüfeği kaldırıp nişan alıp,tetiği çekerken “Bu bıldırcın değil” diye düşündüğüm kuşa çok kötü bir atış yaptım.Bu tereddütle vuramadım derken Ali “Düştü ötede abi” demesin mi? Gittik baktık ki yirmi metre ileride bir bekasin.Kısmete bak bıldırcın curnatası beklerken bize de bu düşmüştü.
Neyse bir av vurmuştum,yani boşuna gezmemiştim hesapta! Bir yüz metre daha ilerledik.Önümüzde kumun ortasında kocaman bir dikenlik vardı.Şanslı hemen oraya doğru koşmaya başladı.”Tamam dedim,gölgeye yatacak.Ben de biraz soluklanayım”.Ama o da ne Şanslı ilk fermayı verdi.Oh be şimdi yakaladım seni diyerek hızlı adımlarla o tarafa koşarken bıldırcın fırladı.Bekler mi bizi hiç? Sıcaktan bunalan ben tüfeği yavaşça omuzladım ve tetiği çektim.Kuş gidiyor ve benim tetiği ikinci kez çekecek halim yok.Baktım kuş ötedeki diğer çalının dibine girdi.Ben de yavaşça yaklaştım ve bu sefer vuracağım diyerek dikkatle tüfeği kaldırdım.Bir de baktım ki kuş Şanslı’nın ağzında.Meğerse ben ilk atışta o günkü tek bıldırcınımı vurmuştum.
Etraftan gelen tek tük tüfek atışı bile artık beni motive edemiyordu.Saat on bir olmuş,güneş neredeyse tam tepemde.Bir ara kendimi çölde Leyla’yı arayan Mecnun gibi hissettim.Gerçekten Mecnun neler hissetmişti bilemem ama ben soğuk bir su için neler vermezdim ki.Fakat şunu net olarak söyleyebilirim ki eğer kuş bol olsaydı,o sıcak hiçbir avcıyı avından alıkoyamazdı.O kadar gezip de bir şey bulamayınca sıcak adamın aklından çıkmıyor.Önce üflüyorsun,sonra püflüyorsun ve yavaşça evin yolunu tutuyorsun.
Eve geldiğimizde herkesteki durum aynıydı.Yorgun,susuz, aç ve yelekte bir,iki bıldırcın.Kendini içeri atan önce soğuk suya yapıştı,sonra sağ olun Akın’ın demli yorgunluk çayını yudumlayıp başladık muhabbete.Bu kadar gırgır adamla günün bütün yorgunluğu yok oldu gitti.Biraz ondan biraz bundan kahkahalar havada uçtu.Sanki kırk yıllık dost gibi kaynaşmıştık birbirimizle.İşte ben avın bu kısmını daha çok seviyorum.Memleketin değişik yerlerinden bir sürü avcı,av uğruna bir araya geliyor o sıcakta deli gibi gezip avlanamaya çalışıyor.Sonra da eli boş,yorgun bir vaziyette yuvarlak bir masanın etrafında sıcak bir sohbetle kaynaşıyor.
Birkaç saat dinlendikten sonra içerde nasıl yatacağımız planlanırken ben alıp çadırımı nilüferlerle ve su kuşlarıyla dolu gölün kenarına yerleşiyorum.Bir de bakıyorum ki yanıma iki komşu daha geliyor.Yatacak yerler hazır,hemen üstümüzü değiştiriyoruz,biraz el yüz temizliği ve başlıyoruz sofra hazırlığına.Vurulan bıldırcınlardan şahane bir güveç hazırlanıyor.Sevgili ev sahiplerimiz içecekleri hazırlıyor.Kimi salata yapıyor,kimi ateşi hazırlıyor.Bütün bu çabalar birbirini yeni tanıyan bu gurubun bir sofrada oturup akşam yemeği yemesi için.Bu arada Ali’nin güvece düşkünlüğünü de orada öğreniyorum.Bundan sonra Ali ile yapılan avda aç kalmamak için güvecin başına nöbetçi koymak gerektiğini aklıma yazıyorum.Tabii ki bu işin şakası.Kardeşime bütün çulluk güveçleri feda olsun.
http://img713.imageshack.us/img713/8062/63759871.jpg
Gece bayağı uzadı.Yedik içtik geç vakitlere kadar eğlendik.Ama muhabbetin de bir sonu olmalıydı.Ne de olsa yarın yine çöllere atacaktık kendimizi.O sıcakla mücadele edecek ve bıldırcın vurma aşkıyla ayaklarımız yansa da tekrar kuma basacaktık.Bunları düşünüp teker teker yataklarımıza çekildik.Güzel bir uykudan sonra sabah erkenden kalkıp köpeklerimizle beraber girdik avlağa.Gez dolaş aynı.Tek tüfek atamadan saat on bire kadar dolaştım.Baktım bu gün kısmetim yok döndüm eve.Daha fazla köpeği de kendimi de yormaya gerek yoktu.Sevgili dostlarımız çayı koymuş şahane bir kahvaltı hazırlamıştı.Hep beraber yine oturduk masanın başına.Güle oynaya yapılan kahvaltıdan sonra artık İstanbul’a dönme vakti gelmişti.Tüm dostlara teşekkür edip, tekrar görüşmek dileğiyle geçtik direksiyonun başına.
İşte böyle av olmasa bile avcılık ve dostluk dolu bir hafta sonu daha bitmişti.Bu arkadaşlarımla bir kaç kez daha harika avlar yaptık,aynı tencereye kaşık salladık.Bir kez daha hepsine selam ederim.Umarım hepimiz böyle güzel dostlukları yıllarca devam ettiririz.Yeni sezonda herkese rastgele.
Öncelikle yeni sezon herkese hayırlı uğurlu olsun.Tüm avcı dostlarıma kazasız belasız güzel bir av sezonu dilerim.Artık vakit geldi,tüfekler dolaptan,köpekler kulübelerinden çıktı.Avcınınsa deli gönlü esen sıcak rüzgarlarla beraber kendini meralara çoktan attı.Üveyik,bıldırcın derken bu sıcakta yine dostlar bir araya geldi.Ne tatlıdır akşamdan avın havasına girmek,itinayla av çantasını hazırlamak,tüfeği dolaptan çıkarıp çantasına yerleştirmek.Sıra gelir av dostumuz köpeğimizi doyurmaya,sonra da yatıp uyumaya ki dinlenesin.Ama uyumak elde mi? Bekle ki sabah olsun .Yine kendimizi avlaklara atalım.
Bundan üç sene önce,işte böyle sıcak bir yaz günü Sakarya’dan sevgili dostum,kardeşim Volkan Bilir ve abisi Onur Bilir’in bıldırcın avı davetini aldım.Karaboğaz’da sahilde güzel bıldırcın varmış.”Üç beş arkadaş toplanalım ve beraberce bir organizasyon yapalım” dedi. Tabii ki bu teklifi düşünmeden kabul ettim.Yeni bir avlak,yeni tanışacağım avcı arkadaşlar ve bıldırcın.Ret edilemeyecek bu davet üzerine İstanbul’dan Ali Şencan Ünlü ile beraber yola koyulduk.Yol boyu atılan kahkahalar yüzünden araba bile kullanmakta zorlandığım anlar oldu desem yalan olmayacak.İşte Ali’nin daima gülen yüzüne ilk burada şahit oldum (Yüce Tanrım onu her zaman güldürsün).Ama onu asıl masada güvece en yakın kişi olarak da tanıyabilirsiniz (Tabii ki benden sonra). Bu özelliğini de avda öğrenmiş oldum.
http://img267.imageshack.us/img267/6350/85142337.jpg
Büyük umutlarla sohbet ede ede Sakarya gişelerine kadar geldik.Orada Karamülsel’den avcı dostlarımız Cem ve Ayhan’la buluşup,tanışıp sahile doğru onları takibe başladık.Ne de olsa yolu onlar biliyordu.Bir saat kadar daha gittikten sonra avlanacağımız uçsuz bucaksız kuma geldik.Bilmeyenler için anlatayım,aklınıza bir plaj getirin eni yer yer iki yüz metre ve bazı yerleri ise daha da fazla,boyu ise yok ki.Yani git git bitmez.Hayatımda ilk defa böyle bir yerde avlanacak olmamdan dolayı şaşırmıştım.Acaba burada dedikleri gibi bol kuş var mıydı? Avcılık bu işte! Neyle karşılaşacağımız soru işareti.
Yolculuk sona ermiş biz de Karaboğaz’a gelmiştik.Bizi orada ilk önce Sakarya’dan Akın Narin karşıladı.Sonra oraya bizden önce gelen daha önceden internet ortamından tanıdığım Eskişehir’li dostlarımla yüz yüze karşılaştım.Komutan Tarık,Gökhan,Enver ve daha sonra Eskişehir’de bir domuz avında beni römorkun arkasında donduran,dünya gırgırı Nail.İşte grup böyleydi.Emin olun,arasanız böyle muhabbeti bol ve av sevdalısı bir ekiple ava çıkamazsınız.Her anı yaşamaya değer,mükemmel bir hafta sonuydu.Ali ve Volkan hariç diğer dostlarımı ilk defa orada görüp tanışmıştım.Ama sanki kırk yıllık dost gibi o güzel hafta sonunu paylaşmıştık.Bu arada bizleri konuk eden Bilir ailesine de bir daha teşekkürü borç bilirim.
http://img594.imageshack.us/img594/4026/87072476.jpg
Bu tanışma merasiminden sonra hep beraber kendimizi kuma attık.Biz ve başka avcılarla beraber oluşan kalabalık önceleri beni korkutsa da avlanılacak alan o kadar genişti ki kısa bir süre sonra herkes birerli ikişerli dağıldı gitti.Başladık Şanslı ile etrafı yavaş yavaş karıştırmaya.İlk yarım saat ferma yok ama kuş bol ya moral on numara! Sahille yol arasındaki iki yüz üç yüz metrelik alanda küçük kum tepeleri hariç ortalarda tek tük çalı var.Yola yakın yerlerde ise birkaç küçük su birikintisi ve bazı ağaçlıklar var.Biz yavaş yavaş her çalıyı,her tümseği büyük bir umutla aradık ama sonuç sıfır.
Günün ilk ışıkları üstümüze düşmeye başlamıştı artık.Sıcak kendini iyice hissettiriyordu.Daha tek bir ferma görmemiştim ve etraftan da tek tüfek sesi gelmemişti.Ama ben buna rağmen aynı şevkle köpeğimin ardından gidiyor ve onu yönlendiriyordum. İçimden bir ses “gez bulacaksın” diyordu.Böyle avunarak yürüyordum ama etraf aydınlanıp da bulunduğum yerin çöl olduğunu fark edince aklım başıma geldi.Çünkü bol tüylü seterim Şanslı av tutkusuyla geziyordu ama hafiften de hem yerin,hem de havanın sıcaklığından yorulmaya başlamıştı.İşte o anda yol kenarındaki su birikintileri aklıma geldi.Hemen o tarafa doğru hızlı adımlarla yürüdük.Şanslı suyu görünce son bir atakla depara kalkıp attı kendini serin sulara.Bir kaç dakika çıkmadan debelendi durdu.Onun işi tamamdı ama ben ne olacaktım? “Acaba soyunup ben de dalsam mı suya? ” diye düşünmeden edemedim.
http://img823.imageshack.us/img823/7213/63241737.jpg
Tekrardan kumların ortasına doğru yürüdük.Mataramdan sıcacık olmuş suyumdan birkaç fırt aldım. Ama ne içtiğimin farkına bile varamadım.Sanki eşimin yaptığı ve içerken her zaman ağzımı yaktığım tarhana çorbası.Yani neye elimi atsam yanıyordu.Güneş artık ısıtmıyor yakıyordu,hatta eritiyordu.Bir ara kafamdaki şapkayı çıkarıp terimi sileyim dedim,olacak iş değil.Güneş beynimin içinde sanki.Fakat inatçı avcı avdan geri durur muydu? Tabii ki devam,durmak yok.Ben hala bıldırcın curnatasını bulacağım iddiasıyla gezmeye devam ediyorum.O esnada kumun ortasından bir kuş kendiliğinden kalktı.Tüfeği kaldırıp nişan alıp,tetiği çekerken “Bu bıldırcın değil” diye düşündüğüm kuşa çok kötü bir atış yaptım.Bu tereddütle vuramadım derken Ali “Düştü ötede abi” demesin mi? Gittik baktık ki yirmi metre ileride bir bekasin.Kısmete bak bıldırcın curnatası beklerken bize de bu düşmüştü.
Neyse bir av vurmuştum,yani boşuna gezmemiştim hesapta! Bir yüz metre daha ilerledik.Önümüzde kumun ortasında kocaman bir dikenlik vardı.Şanslı hemen oraya doğru koşmaya başladı.”Tamam dedim,gölgeye yatacak.Ben de biraz soluklanayım”.Ama o da ne Şanslı ilk fermayı verdi.Oh be şimdi yakaladım seni diyerek hızlı adımlarla o tarafa koşarken bıldırcın fırladı.Bekler mi bizi hiç? Sıcaktan bunalan ben tüfeği yavaşça omuzladım ve tetiği çektim.Kuş gidiyor ve benim tetiği ikinci kez çekecek halim yok.Baktım kuş ötedeki diğer çalının dibine girdi.Ben de yavaşça yaklaştım ve bu sefer vuracağım diyerek dikkatle tüfeği kaldırdım.Bir de baktım ki kuş Şanslı’nın ağzında.Meğerse ben ilk atışta o günkü tek bıldırcınımı vurmuştum.
Etraftan gelen tek tük tüfek atışı bile artık beni motive edemiyordu.Saat on bir olmuş,güneş neredeyse tam tepemde.Bir ara kendimi çölde Leyla’yı arayan Mecnun gibi hissettim.Gerçekten Mecnun neler hissetmişti bilemem ama ben soğuk bir su için neler vermezdim ki.Fakat şunu net olarak söyleyebilirim ki eğer kuş bol olsaydı,o sıcak hiçbir avcıyı avından alıkoyamazdı.O kadar gezip de bir şey bulamayınca sıcak adamın aklından çıkmıyor.Önce üflüyorsun,sonra püflüyorsun ve yavaşça evin yolunu tutuyorsun.
Eve geldiğimizde herkesteki durum aynıydı.Yorgun,susuz, aç ve yelekte bir,iki bıldırcın.Kendini içeri atan önce soğuk suya yapıştı,sonra sağ olun Akın’ın demli yorgunluk çayını yudumlayıp başladık muhabbete.Bu kadar gırgır adamla günün bütün yorgunluğu yok oldu gitti.Biraz ondan biraz bundan kahkahalar havada uçtu.Sanki kırk yıllık dost gibi kaynaşmıştık birbirimizle.İşte ben avın bu kısmını daha çok seviyorum.Memleketin değişik yerlerinden bir sürü avcı,av uğruna bir araya geliyor o sıcakta deli gibi gezip avlanamaya çalışıyor.Sonra da eli boş,yorgun bir vaziyette yuvarlak bir masanın etrafında sıcak bir sohbetle kaynaşıyor.
Birkaç saat dinlendikten sonra içerde nasıl yatacağımız planlanırken ben alıp çadırımı nilüferlerle ve su kuşlarıyla dolu gölün kenarına yerleşiyorum.Bir de bakıyorum ki yanıma iki komşu daha geliyor.Yatacak yerler hazır,hemen üstümüzü değiştiriyoruz,biraz el yüz temizliği ve başlıyoruz sofra hazırlığına.Vurulan bıldırcınlardan şahane bir güveç hazırlanıyor.Sevgili ev sahiplerimiz içecekleri hazırlıyor.Kimi salata yapıyor,kimi ateşi hazırlıyor.Bütün bu çabalar birbirini yeni tanıyan bu gurubun bir sofrada oturup akşam yemeği yemesi için.Bu arada Ali’nin güvece düşkünlüğünü de orada öğreniyorum.Bundan sonra Ali ile yapılan avda aç kalmamak için güvecin başına nöbetçi koymak gerektiğini aklıma yazıyorum.Tabii ki bu işin şakası.Kardeşime bütün çulluk güveçleri feda olsun.
http://img713.imageshack.us/img713/8062/63759871.jpg
Gece bayağı uzadı.Yedik içtik geç vakitlere kadar eğlendik.Ama muhabbetin de bir sonu olmalıydı.Ne de olsa yarın yine çöllere atacaktık kendimizi.O sıcakla mücadele edecek ve bıldırcın vurma aşkıyla ayaklarımız yansa da tekrar kuma basacaktık.Bunları düşünüp teker teker yataklarımıza çekildik.Güzel bir uykudan sonra sabah erkenden kalkıp köpeklerimizle beraber girdik avlağa.Gez dolaş aynı.Tek tüfek atamadan saat on bire kadar dolaştım.Baktım bu gün kısmetim yok döndüm eve.Daha fazla köpeği de kendimi de yormaya gerek yoktu.Sevgili dostlarımız çayı koymuş şahane bir kahvaltı hazırlamıştı.Hep beraber yine oturduk masanın başına.Güle oynaya yapılan kahvaltıdan sonra artık İstanbul’a dönme vakti gelmişti.Tüm dostlara teşekkür edip, tekrar görüşmek dileğiyle geçtik direksiyonun başına.
İşte böyle av olmasa bile avcılık ve dostluk dolu bir hafta sonu daha bitmişti.Bu arkadaşlarımla bir kaç kez daha harika avlar yaptık,aynı tencereye kaşık salladık.Bir kez daha hepsine selam ederim.Umarım hepimiz böyle güzel dostlukları yıllarca devam ettiririz.Yeni sezonda herkese rastgele.