ibrahim uysal
05.Kasım.2013, 07:38
SANKİ ÇULLUK YAĞMIŞ (OCAK 2008)
Sonunda beklenen gün gelmiş çulluk sezonu açılmıştı.İlk iki hafta yapraktı,kuş yürüyordu derken ancak üç adet kara gözlümü yeleğin cebine yerleştirebilmiştim.Üçüncü hafta sonu yine aynı heyecanla sabahı sabah yapıp 5.30’da sıcak yatağımdan kalktım.Hemen giyinip kahvaltımı yapıp,akşamdan hazırladığım çantamı ve tüfeğimi alıp kendimi arabaya attım.Bir an evvel meşeliklere dalmak ,Şanslının fermasına doğru heyecanla koşmak istiyordum.
Saat 6.30’da dostum Aret’i alıp Ömerli’ye doğru yola koyulduk.Buluşma yerimize geldiğimizde Süleyman ve Sani’yi bizi bekler bulduk.Kısa bir muhabbetten sonra iki araba Oruçoğlu’na doğru sabahın puslu havasında doğanın tüm güzelliklerini seyrederek yola devam ettik.Köye vardığımızda kahvede çaylarımızı içerken epeydir görmediğimiz dostlarımızla da sohbet etme fırsatı bulduk.
Artık güneş yavaş yavaş yükselip etrafı aydınlatıyordu.Biz de dostlarımızdan müsaade isteyip,avcı arkadaşlara da rastgele temennisinde bulunup avlanacağımız meralara doğru kahvehaneden ayrıldık.Akpınar avlağına geldiğimizde ben Süleyman ile Aret’te Sani ile avlanmak üzere ayrıldık.Buraya kadar ki geçen bölümlerde hep kendimi acele içinde bulmuşumdur.Fişekliğimi takıp,tüfeğimi elime alıp meşeliklere doğru ilk adımımı attım mı ancak kendimi iyi hissedebiliyorum.İşte avcı ve avının doğada buluşacağı an gelmişti.
http://img204.imageshack.us/img204/3645/93389731.jpg
Bu sene Süleyman Efe adında yavru bir seter aldı.Amacımız hem ona av göstermek hem de öğlene kadar her yerini yıllardır karış karış gezdiğimiz meraları dolaşmaktı.Bu sene makta verilmemiş ama bir çok yer seyreltme yapıldığı için iyice açılmıştı.Gezerken dallardan çok sopa yediğimiz avlakta bazı yerler geyiklerin gezebileceği kadar açıktı.Biraz bu duruma kızsam da artık ava başladığım içim gözüme detaylar fazla takılmıyordu.
Sabahın pusu dağılmış,güneş kendini meşelerin arasından gösteriyordu.Düşünsenize bir avcı daha ne isteyebilir ki? Şehrin sıkıcılığından sonra gözünüzün alabildiği noktaya kadar yeşilin ve kahverenginin tüm tonlarının birbirine ahenkle karıştığı bu tablonun bir yerinde siz ve köpeğiniz.Ben bunu gerçekten çok seviyorum.Neyse Süleyman’la beraber daldık meşe ormanına.Daha az ilerlemiştik ki Şanslı fermada.Sen oradan ben buradan derken kuş kalktı gitti.Biz mi? Arkasından,yaprakların arasından baka kaldık.Bu kadar sık ormanda,yaprağın ve pisliğin bol olduğu bu merada ilk üç beş kuşa tüfek dahi atamadık.Sezon başı hamlığı diyelim artık ne yapalım!
Meşelikleri karıştırmaya başlayalı bir buçuk saat olmuştu ama kıtkamız hala boştu.Bu duruma kızmaya başlamıştım ki Şanslı’nın beeperı ötmeye başladı.Süleyman yorulmuş oturuyor ve bana “ Sen git abi ” der gibi bakıyordu.Hemen koşmaya başladım.Biraz hırpalandıktan sonra köpeğimi görebilmiştim.Seyreltilmiş meşelikte çakılmış duruyordu.Yanına vardığımda hala mum gibiydi.Demek ki çulluk hiç yürümemişti.Çünkü kuş yürüse ben fermaya geldiğimde Şanslı’da kokuyu izleyip fermayı yenilerdi.Neyse köpeğimin fermasına yetişmiştim.Sıra bu açıklıkta ilk kuşa tüfek atmaya kalmıştı.Köpeğimi tam yandan görüyordum,acaba kuş nereye kalkar derken “Papapapapapapa” ne müthiş bir ses idi o! Refleks olarak tüfeği kaldırıp yanağıma dayadığımda tetiği çekmiştim bile.Yakınlardan tanıdık bir ses “ Tamam mı? “
İlk çulluğu elime almıştım.Onu sevdim,tüylerini düzelttim,gagasını kanadının altına koyup nazikçe yeleğimin arkasına yerleştirdim.Sıra Şanslı’nın da hakkını vermeğe gelmişti.Zaten yanımda dolaşıp hadi beni de sev diyordu.” Aferin oğlum “ diyerek onun da gönlünü aldıktan sonra ava devam ettik.Sanki çulluk bizim meralara yıkılmıştı.Senede birkaç gün bu oluyordu,demek ki bu gün de öyle bir bolluk zamanıymış.Devamlı koş oraya koş buraya derken bayağı yorulmuştuk ama şahane bir av yapıyorduk.Gerçi yapraktan dolayı kuşların çok azına tüfek atabilsek de bayağı av görmüştük.
http://img39.imageshack.us/img39/4595/33644305.jpg
Avlanarak arabaya doğru dönerken kendimizi çok şanslı hissediyorduk.Hava güzeldi,kuş boldu,köpekler şahane çalışmıştı,yeleğimde de üç tane çulluk vardı daha ne isteyeyim ki?Bu günün hevesiyle hem yarının planını yapıyor hem de günü yorumlayarak yürüyorduk.Yıllardır avlandığım bu klasik rotam bizi yine yanıltmamıştı.Artık av bitmiş meşeliğin çıkışında ki çeşmeye varıyorduk.Orada suyumuzu içip biraz yorgunluk atıp sonrada arabaya gidecektik.Fakat bu noktadan ormandan çıkmak için aşılması gereken büyük bir böğürtlenlik vardır.Dikenli dallar etraftaki ağaçları da sardığından geçit vermez.Her sene başı bahçe makasıyla orayı dikenlerden temizler kendime bir yolak açarım.
İşte tam sıklığın önündeydik,artık av bitmişti.Biz de çeşmede bir su içelim derken Şanslının beeperı ötmeye başladı.Ben hemen yirmi metre ileride,sıklıktan hayal meyal görebildiğim köpeğime doğru dikenleri aralayarak yaklaşmaya çalıştım.Artık Şanslının nereye baktığını görüyordum ki o pisliğin içinden sessiz,sakin ve nazikçe ormanın o en güzel kuşu çulluk havalandı.Vuramayacağımı biliyordum ama bu kadar mücadelenin hakkıdır diyerek karaltıya doğru ancak bir kere tetiği çekebildim.Kuş sanki hafifçe bozdu ama kendini ormandan dışarı da attı.Kafama koymuştum,gidebileceği yeri de kestiriyordum.Hemen yola çıkıp karşı yamaya bakacaktım.Bunları düşünürken büyük bir mücadeleyle de yola çıkmaya çalışıyordum.Adımımı ormandan dışarı attığımda açıkta çulluk pusmuş,Şanslı da başında beni bekliyordu.Yani günlük limit dolmuş,bizim de av bitmişti.
http://img695.imageshack.us/img695/9729/38897124.jpg
Arabaya geldik,bir de ne göreyim cama altı tane çulluk tüyü koymamışlar mı? Yani bizim diğer ekipte boş durmamış.Tabii ki sevincimiz bir kat daha arttı.Herkes nasibini almış artık dönme vakti gelmişti,Tüfeklerimizi silip boş olduğunu kontrol edip kılıfına koyduk.Sonra kuşları temizledik ve üstümüzü değiştirip hep beraber yola koyulduk.Yüce Tarıma ne kadar şükretsem azdı.Dostlarımla beraber şahane bir av günü geçirmiştim.Herkese kazasız,belasız ve limitlerinde avlar dilerim.Rastgele.
Sonunda beklenen gün gelmiş çulluk sezonu açılmıştı.İlk iki hafta yapraktı,kuş yürüyordu derken ancak üç adet kara gözlümü yeleğin cebine yerleştirebilmiştim.Üçüncü hafta sonu yine aynı heyecanla sabahı sabah yapıp 5.30’da sıcak yatağımdan kalktım.Hemen giyinip kahvaltımı yapıp,akşamdan hazırladığım çantamı ve tüfeğimi alıp kendimi arabaya attım.Bir an evvel meşeliklere dalmak ,Şanslının fermasına doğru heyecanla koşmak istiyordum.
Saat 6.30’da dostum Aret’i alıp Ömerli’ye doğru yola koyulduk.Buluşma yerimize geldiğimizde Süleyman ve Sani’yi bizi bekler bulduk.Kısa bir muhabbetten sonra iki araba Oruçoğlu’na doğru sabahın puslu havasında doğanın tüm güzelliklerini seyrederek yola devam ettik.Köye vardığımızda kahvede çaylarımızı içerken epeydir görmediğimiz dostlarımızla da sohbet etme fırsatı bulduk.
Artık güneş yavaş yavaş yükselip etrafı aydınlatıyordu.Biz de dostlarımızdan müsaade isteyip,avcı arkadaşlara da rastgele temennisinde bulunup avlanacağımız meralara doğru kahvehaneden ayrıldık.Akpınar avlağına geldiğimizde ben Süleyman ile Aret’te Sani ile avlanmak üzere ayrıldık.Buraya kadar ki geçen bölümlerde hep kendimi acele içinde bulmuşumdur.Fişekliğimi takıp,tüfeğimi elime alıp meşeliklere doğru ilk adımımı attım mı ancak kendimi iyi hissedebiliyorum.İşte avcı ve avının doğada buluşacağı an gelmişti.
http://img204.imageshack.us/img204/3645/93389731.jpg
Bu sene Süleyman Efe adında yavru bir seter aldı.Amacımız hem ona av göstermek hem de öğlene kadar her yerini yıllardır karış karış gezdiğimiz meraları dolaşmaktı.Bu sene makta verilmemiş ama bir çok yer seyreltme yapıldığı için iyice açılmıştı.Gezerken dallardan çok sopa yediğimiz avlakta bazı yerler geyiklerin gezebileceği kadar açıktı.Biraz bu duruma kızsam da artık ava başladığım içim gözüme detaylar fazla takılmıyordu.
Sabahın pusu dağılmış,güneş kendini meşelerin arasından gösteriyordu.Düşünsenize bir avcı daha ne isteyebilir ki? Şehrin sıkıcılığından sonra gözünüzün alabildiği noktaya kadar yeşilin ve kahverenginin tüm tonlarının birbirine ahenkle karıştığı bu tablonun bir yerinde siz ve köpeğiniz.Ben bunu gerçekten çok seviyorum.Neyse Süleyman’la beraber daldık meşe ormanına.Daha az ilerlemiştik ki Şanslı fermada.Sen oradan ben buradan derken kuş kalktı gitti.Biz mi? Arkasından,yaprakların arasından baka kaldık.Bu kadar sık ormanda,yaprağın ve pisliğin bol olduğu bu merada ilk üç beş kuşa tüfek dahi atamadık.Sezon başı hamlığı diyelim artık ne yapalım!
Meşelikleri karıştırmaya başlayalı bir buçuk saat olmuştu ama kıtkamız hala boştu.Bu duruma kızmaya başlamıştım ki Şanslı’nın beeperı ötmeye başladı.Süleyman yorulmuş oturuyor ve bana “ Sen git abi ” der gibi bakıyordu.Hemen koşmaya başladım.Biraz hırpalandıktan sonra köpeğimi görebilmiştim.Seyreltilmiş meşelikte çakılmış duruyordu.Yanına vardığımda hala mum gibiydi.Demek ki çulluk hiç yürümemişti.Çünkü kuş yürüse ben fermaya geldiğimde Şanslı’da kokuyu izleyip fermayı yenilerdi.Neyse köpeğimin fermasına yetişmiştim.Sıra bu açıklıkta ilk kuşa tüfek atmaya kalmıştı.Köpeğimi tam yandan görüyordum,acaba kuş nereye kalkar derken “Papapapapapapa” ne müthiş bir ses idi o! Refleks olarak tüfeği kaldırıp yanağıma dayadığımda tetiği çekmiştim bile.Yakınlardan tanıdık bir ses “ Tamam mı? “
İlk çulluğu elime almıştım.Onu sevdim,tüylerini düzelttim,gagasını kanadının altına koyup nazikçe yeleğimin arkasına yerleştirdim.Sıra Şanslı’nın da hakkını vermeğe gelmişti.Zaten yanımda dolaşıp hadi beni de sev diyordu.” Aferin oğlum “ diyerek onun da gönlünü aldıktan sonra ava devam ettik.Sanki çulluk bizim meralara yıkılmıştı.Senede birkaç gün bu oluyordu,demek ki bu gün de öyle bir bolluk zamanıymış.Devamlı koş oraya koş buraya derken bayağı yorulmuştuk ama şahane bir av yapıyorduk.Gerçi yapraktan dolayı kuşların çok azına tüfek atabilsek de bayağı av görmüştük.
http://img39.imageshack.us/img39/4595/33644305.jpg
Avlanarak arabaya doğru dönerken kendimizi çok şanslı hissediyorduk.Hava güzeldi,kuş boldu,köpekler şahane çalışmıştı,yeleğimde de üç tane çulluk vardı daha ne isteyeyim ki?Bu günün hevesiyle hem yarının planını yapıyor hem de günü yorumlayarak yürüyorduk.Yıllardır avlandığım bu klasik rotam bizi yine yanıltmamıştı.Artık av bitmiş meşeliğin çıkışında ki çeşmeye varıyorduk.Orada suyumuzu içip biraz yorgunluk atıp sonrada arabaya gidecektik.Fakat bu noktadan ormandan çıkmak için aşılması gereken büyük bir böğürtlenlik vardır.Dikenli dallar etraftaki ağaçları da sardığından geçit vermez.Her sene başı bahçe makasıyla orayı dikenlerden temizler kendime bir yolak açarım.
İşte tam sıklığın önündeydik,artık av bitmişti.Biz de çeşmede bir su içelim derken Şanslının beeperı ötmeye başladı.Ben hemen yirmi metre ileride,sıklıktan hayal meyal görebildiğim köpeğime doğru dikenleri aralayarak yaklaşmaya çalıştım.Artık Şanslının nereye baktığını görüyordum ki o pisliğin içinden sessiz,sakin ve nazikçe ormanın o en güzel kuşu çulluk havalandı.Vuramayacağımı biliyordum ama bu kadar mücadelenin hakkıdır diyerek karaltıya doğru ancak bir kere tetiği çekebildim.Kuş sanki hafifçe bozdu ama kendini ormandan dışarı da attı.Kafama koymuştum,gidebileceği yeri de kestiriyordum.Hemen yola çıkıp karşı yamaya bakacaktım.Bunları düşünürken büyük bir mücadeleyle de yola çıkmaya çalışıyordum.Adımımı ormandan dışarı attığımda açıkta çulluk pusmuş,Şanslı da başında beni bekliyordu.Yani günlük limit dolmuş,bizim de av bitmişti.
http://img695.imageshack.us/img695/9729/38897124.jpg
Arabaya geldik,bir de ne göreyim cama altı tane çulluk tüyü koymamışlar mı? Yani bizim diğer ekipte boş durmamış.Tabii ki sevincimiz bir kat daha arttı.Herkes nasibini almış artık dönme vakti gelmişti,Tüfeklerimizi silip boş olduğunu kontrol edip kılıfına koyduk.Sonra kuşları temizledik ve üstümüzü değiştirip hep beraber yola koyulduk.Yüce Tarıma ne kadar şükretsem azdı.Dostlarımla beraber şahane bir av günü geçirmiştim.Herkese kazasız,belasız ve limitlerinde avlar dilerim.Rastgele.