ibrahim uysal
11.Kasım.2013, 07:23
AVCI BABALAR VE OĞULLARI (HAZİRAN 2008)
Doğaya ve dolayısıyla avcılığa zarar veren konuları saymaya başlasak bir sürü başlığı alt alta sıralayabiliriz.Ormanların tarla veya yerleşim yeri yapmak için kesilmesi,sulak alanların nehirlerin kirletilmesi veya yok edilmesi,tarlalarda kullanılan toprağa zararlı ilaçlar,denizlerin doldurulması………gibi bir sürü tabiatı yok eden uygulamalarla doğa güzelliklerini kaybediyoruz.Rant için yapılan bu ihanetin sonucu dünya da bize bir hesap ödetmeye hazırlanıyor.Hızlanan küresel ısınma sonucu çölleşme ve insan oğlunun aç gözlülüğü yüzünden şehirleşme derken yakında açlık ve susuzluk kapımızı çalacak gibi görünüyor.Bunlara karşı ferdi olarak veya beraberce ne yapabiliriz bilemiyorum?
Ama yazımda bu iç karartıcı konuların hiç birine değinmeyeceğim.Zaten gerçek doğa sever avcılar tüm bu konulara fazlasıyla vakıf durumda.İçimizde bu kötü gidişe dur demek için çalışan ve çok güzel işler yapan arkadaşlarımızda var.Onlara bir kez daha teşekkür ediyorum.Burada genç avcılar hakkında sizinle bir saptamamı paylaşmak istiyorum.Beni gerçekten çok üzen ve özellikle şehirlerde avcılığın bitiyor olmasının en büyük kanıtı ( Doğaya yapılan hain saldırılar hariç.) gençlerin avcılığa gönül vermemeleri.Önceleri okul,ders,kurs büyüyünce de arkadaşlarla hafta sonu aktivitelerinden dolayı hiçbir avcı babanın oğlunu meralarda göremiyoruz.Yıllardır İstanbul’da çulluk avı için Oruçoğlu Köyüne giderim.Sabah kahvede gördüğüm hep aynı insanlar,tek fark bir yıl daha yaşlanmış olmaları.Hiç bir yeni avcı görmüyorum.Hele bir genç görsem gidip yanaklarından öpeceğim ama ne gezer.Bu iş böyle gittiğine göre her halde on,on beş sene sonrada avcılık büyük şehirlerde yok denecek kadar azalacak (Zaten avlaklar da bitiyor).
Tabii ki kırsal kesimde avcılık daha yaygın ama artık oralarda da avcılık eskisi gibi popüler değil.Yani nüfus artıyor ama avcı sayısı bence orantılı olarak artmıyor.Birde bu işin mali külfetiyle ruhsat ve belgeler için uygulanan uzun bürokrasiyi de düşününce tabii ki gençleri avcılığa ısındırmak zor oluyor.İnşallah bu durum böyle gitmez.Her zaman gençlere ihtiyaç var diyoruz ama birkaç arkadaş hariç kimse oğlunu bu işe yöneltemiyor.Bir kaç dostum oğlunu avcı yapmak için çok uğraştı ama hiç biri yaş on altıdan sonra avcılığa devam etmedi.Yani hafta sonlarını doğada değil şehirde harcamayı seçtiler.
http://img32.imageshack.us/img32/4365/13893672.jpg
Benim oğlumda (On üç yaşında) birkaç sene benimle ava geldi ama sonradan basketbol oynamayı seçince yine yalnız kaldım.Umarım benim heveslendirmelerimle avlaklarda tekrardan beraber gezeriz.Çünkü onunla avlanmak benim için hayatta tadabileceğim en güzel duygu.Biliyorum ki onun içinde hala fazlasıyla av aşkı var.Nasıl onu tekrardan av partnerim yaparım bilemiyorum ama çalışmaya devam ediyorum.İşte bu zamane gençleri bizleri avlaklarda yalnız bırakıyorlar.Halbuki ben gençken avı her şeye tercih ederdim.Daha altı yedi yaşlarındayken avda babamın arkasından koşar yetişmeye çalışırdım ki onun ateş edişini göreyim,kuşu ben gidip alayım.Nerede şimdiki malzemeler,kıyafetler,su geçirmez botlar vallahi kösele ayakkabıyla bata çıka yürürdüm.Hiç unutmam bir gün avdayken tipi bastırmış,göz gözü görmüyordu.Babam boynumdaki atkıyla başımı sarmış sonrada yün bereyi üstüne geçirmişti.Kulaklarım donmuyordu ama ayaklarım ve üstüm sucuk gibi ıslamıştı.Çok üşümeme rağmen hiç söylemedim ve sızlanmamıştım.Belli mi olur belki bir daha beni ava götürmez diye ağzımı bile açmamıştım.Yeter ki av olsun gerisi teferruattı o zamanlar.
http://img80.imageshack.us/img80/9294/57003384.jpg
Yıllar geçip biraz daha büyüyünce artık babamı hemen arkasından takip edebiliyordum.Artık onunla beraber dolaşıyordum.Böyle olunca da hem daha fazla şey öğreniyor hem de daha fazla zevk alıyordum.Ama son nokta babamın ”Al tüfeği de öne sen geç” diyeceği gündü.İşte bu özlemle günler geçti,ta ki bir gün babam “Tamamdır “ diyene kadar.İşte o an dünyalar benim olmuştu.Tüfeği bir kere elime geçirdim ya durmak yoktu artık.
Ava olan aşkım hızla artıyordu.Okul haricinde her anımı doğada geçiriyordum.Bu beni hem mutlu ediyor,hem de tüfeğimle dolaşıp avlandığım için büyük zevk alıyordum.Hele birde birkaç kuş vurup babam eve geldiğinde sofraya önüne koydum mu değme keyfime.Bu iş her zaman böyle gitti.Babam yaşlanıp avı bıraktıktan sonrada vurduğum avları ona götürdüm.İlk çulluğu hep beraber yedik.Her av dönüşü oğlum Boğaçhan beni kapıda karşılayıp “Baba ne vurdun? “ diye sorar.Ben de evdeki ilk sorgulamadan sonra da esas av raporunu babama verirdim.Aldığı keyfi anlatamam size.Kim bilir ne anılar canlanıyordu gözünde.Ama bu şubatta onu kaybettim.Bundan sonraki avlarımı kim yerse yesin benim için önemi kalmadı.İşte benim genellikle avladığım kuşları eve götürmemin sebebi buydu.Bazıları yadırgamıştır ama ben bir çok avımı işte bu sebepten paylaşmamışımdır.Tabii ki kimseye bunun sebebini açıklamadım,bence gereği de yoktu.Nasıl olsa bundan sonrakileri isteyenler alabilir.
http://img5.imageshack.us/img5/8711/61406747.jpg
Evet arkadaşlar,kendi avcılığımızı yaparken oğlumuzu,akrabamızı veya bir arkadaşımızı da götürelim ve ona avcılığı aşılayalım.Yoksa bu gidişle bu işe gönül veren kalmayacak.Emin olun bu gidişat beni çok üzüyor.Ama ben daha kendi oğlumu bile ava götüremezken ne diyeyim ki.Her halde ava çıkamaz yaşa gelince tüfekleri verecek av sevdalısı birini bile bulamayacağız.
Avcılığa yeni başlayan avcı adaylarını önce iyice eğitelim.Doğayı korumayı,ava saygı duymayı,tüfeği kullanmayı,emniyet kurallarını ……. en iyi şekilde öğretmeliyiz.Sıra eline tüfeği vermeye gelince de avcı adayını lütfen ava gurupla değil tek olarak götürünüz.Anlatmak başka,tüfeği eline alıp da fermadan kalkan kuşa heyecanla tüfek atmak başkadır.Arkasında ne var,saçmalar nereye kadar gider o heyecan dolu anda unutulur gider.Böyle bir durumda da üzücü kazalar oluşabilir.
Bunca yıldır avlanmama rağmen ne bir kimseye saçmam değdi ne de benim başıma böyle bir kaza geldi.Ama bu sene bir ilk oldu ve bir saçma yarası aldım.Çok sevdiğim bir dostumla beraber çulluğa gittik.Ara sıra ava çıkan meraklı yetişkin oğlunu da ava getirmişti.Hep beraber başladık dolaşmaya.Genelde yanda kalıp temkinli davranıyordum.Nasıl olsa fermaya koşacağımız zaman bize de tüfek atacak zaman kalırdı.
Neyse yarım saat kadar gezdik.Birkaç fermaya tüfek attıktan sonra seyreltilmiş bir meşeliğe girdik.Biraz ilerlemiştik ki Şanslı’nın beeperı ötmeye başladı.Hemen sese doğru koşmaya başladım.Köpek sıklığın içinde görülmüyordu.Bende yanda açıkta durup pozisyon aldım.Bu esnada genç dostumuzda benim on metre üstümdeymiş.Sıklıktan birbirimizi göremedik.Kuş bir anda kalkınca üstümden iki el tüfek atıldı.Kuş bir metre önüme düştü.Ama işin ilginç yanı sağ dirseğimde sert bir yere çarpınca duyulan acıyı hissettim.Hemen anladım ki fişeğin tapası bana çarpmıştı.Sol elimi sağ kolumu sıyırmak için kaldırınca bir de baktım ki elim de kanıyor.Yani bir saçma yarası almışım.Dirseğim tapanın çarpmasından dolayı sıyrılmış ve hafif kanamış,elimse saçmadan dolayı kanıyordu.
http://img101.imageshack.us/img101/3086/66900108.jpg
Tabii ki hiçbir şey olmamış gibi davrandım ne de olsa avcı adayının şevkini kırmamak lazımdı.Genç dostumu teselli edip daha dikkatli olması gerektiğini anlatıp ava devam ettik. Canım sıkılmıştı ama renk vermedim,avı yarıda kesmekte olmazdı zaten.Biraz isteksiz de olsam gezeceğimiz meraları dolaştık.Öğlene doğru avı bitirdik.Arabaya gelip üstümüzü değiştirdikten sonra ateşimizi yaktık.Yemeğimizi yerken bu sonucu vahim olmayan kazayı bir kez daha konuşup gerekli uyarıları yaptık.Şükürler olsun ki bu talihsiz kaza küçük bir sıyrık ve ufak bir yaralanmayla bitmişti.Çok daha kötü sonuçlar olabilirdi.O saçma ele değil göze gelse……! Emin olun bu işin şakası yok.Elimizde ki ateşli bir silah ve öldürücü etkisi var.Tetiği bir kez çektin mi de dönüşü yok.
Evet sevgili dostlarım gençlerimize avı sevdirelim,onları özendirelim ve tüm bilgilerimizi de onlara aktarmaya özen gösterelim.Bu hepimizin görevi olmalıdır.Yoksa özellikle şehirlerde avcılık bitecek.Belki bizler doya doya avlandık.Ama gün gelip de ava çıkamayacak yaşa gelince bizlere avcılık hikayeleri anlatacak genç nesillere ihtiyaç duyacağız.Her zaman genç kalın,avcı olarak kalın.Gelecek yeni sezonda kazasız,belasız avlar dilerim.Hoşçakalın.
Doğaya ve dolayısıyla avcılığa zarar veren konuları saymaya başlasak bir sürü başlığı alt alta sıralayabiliriz.Ormanların tarla veya yerleşim yeri yapmak için kesilmesi,sulak alanların nehirlerin kirletilmesi veya yok edilmesi,tarlalarda kullanılan toprağa zararlı ilaçlar,denizlerin doldurulması………gibi bir sürü tabiatı yok eden uygulamalarla doğa güzelliklerini kaybediyoruz.Rant için yapılan bu ihanetin sonucu dünya da bize bir hesap ödetmeye hazırlanıyor.Hızlanan küresel ısınma sonucu çölleşme ve insan oğlunun aç gözlülüğü yüzünden şehirleşme derken yakında açlık ve susuzluk kapımızı çalacak gibi görünüyor.Bunlara karşı ferdi olarak veya beraberce ne yapabiliriz bilemiyorum?
Ama yazımda bu iç karartıcı konuların hiç birine değinmeyeceğim.Zaten gerçek doğa sever avcılar tüm bu konulara fazlasıyla vakıf durumda.İçimizde bu kötü gidişe dur demek için çalışan ve çok güzel işler yapan arkadaşlarımızda var.Onlara bir kez daha teşekkür ediyorum.Burada genç avcılar hakkında sizinle bir saptamamı paylaşmak istiyorum.Beni gerçekten çok üzen ve özellikle şehirlerde avcılığın bitiyor olmasının en büyük kanıtı ( Doğaya yapılan hain saldırılar hariç.) gençlerin avcılığa gönül vermemeleri.Önceleri okul,ders,kurs büyüyünce de arkadaşlarla hafta sonu aktivitelerinden dolayı hiçbir avcı babanın oğlunu meralarda göremiyoruz.Yıllardır İstanbul’da çulluk avı için Oruçoğlu Köyüne giderim.Sabah kahvede gördüğüm hep aynı insanlar,tek fark bir yıl daha yaşlanmış olmaları.Hiç bir yeni avcı görmüyorum.Hele bir genç görsem gidip yanaklarından öpeceğim ama ne gezer.Bu iş böyle gittiğine göre her halde on,on beş sene sonrada avcılık büyük şehirlerde yok denecek kadar azalacak (Zaten avlaklar da bitiyor).
Tabii ki kırsal kesimde avcılık daha yaygın ama artık oralarda da avcılık eskisi gibi popüler değil.Yani nüfus artıyor ama avcı sayısı bence orantılı olarak artmıyor.Birde bu işin mali külfetiyle ruhsat ve belgeler için uygulanan uzun bürokrasiyi de düşününce tabii ki gençleri avcılığa ısındırmak zor oluyor.İnşallah bu durum böyle gitmez.Her zaman gençlere ihtiyaç var diyoruz ama birkaç arkadaş hariç kimse oğlunu bu işe yöneltemiyor.Bir kaç dostum oğlunu avcı yapmak için çok uğraştı ama hiç biri yaş on altıdan sonra avcılığa devam etmedi.Yani hafta sonlarını doğada değil şehirde harcamayı seçtiler.
http://img32.imageshack.us/img32/4365/13893672.jpg
Benim oğlumda (On üç yaşında) birkaç sene benimle ava geldi ama sonradan basketbol oynamayı seçince yine yalnız kaldım.Umarım benim heveslendirmelerimle avlaklarda tekrardan beraber gezeriz.Çünkü onunla avlanmak benim için hayatta tadabileceğim en güzel duygu.Biliyorum ki onun içinde hala fazlasıyla av aşkı var.Nasıl onu tekrardan av partnerim yaparım bilemiyorum ama çalışmaya devam ediyorum.İşte bu zamane gençleri bizleri avlaklarda yalnız bırakıyorlar.Halbuki ben gençken avı her şeye tercih ederdim.Daha altı yedi yaşlarındayken avda babamın arkasından koşar yetişmeye çalışırdım ki onun ateş edişini göreyim,kuşu ben gidip alayım.Nerede şimdiki malzemeler,kıyafetler,su geçirmez botlar vallahi kösele ayakkabıyla bata çıka yürürdüm.Hiç unutmam bir gün avdayken tipi bastırmış,göz gözü görmüyordu.Babam boynumdaki atkıyla başımı sarmış sonrada yün bereyi üstüne geçirmişti.Kulaklarım donmuyordu ama ayaklarım ve üstüm sucuk gibi ıslamıştı.Çok üşümeme rağmen hiç söylemedim ve sızlanmamıştım.Belli mi olur belki bir daha beni ava götürmez diye ağzımı bile açmamıştım.Yeter ki av olsun gerisi teferruattı o zamanlar.
http://img80.imageshack.us/img80/9294/57003384.jpg
Yıllar geçip biraz daha büyüyünce artık babamı hemen arkasından takip edebiliyordum.Artık onunla beraber dolaşıyordum.Böyle olunca da hem daha fazla şey öğreniyor hem de daha fazla zevk alıyordum.Ama son nokta babamın ”Al tüfeği de öne sen geç” diyeceği gündü.İşte bu özlemle günler geçti,ta ki bir gün babam “Tamamdır “ diyene kadar.İşte o an dünyalar benim olmuştu.Tüfeği bir kere elime geçirdim ya durmak yoktu artık.
Ava olan aşkım hızla artıyordu.Okul haricinde her anımı doğada geçiriyordum.Bu beni hem mutlu ediyor,hem de tüfeğimle dolaşıp avlandığım için büyük zevk alıyordum.Hele birde birkaç kuş vurup babam eve geldiğinde sofraya önüne koydum mu değme keyfime.Bu iş her zaman böyle gitti.Babam yaşlanıp avı bıraktıktan sonrada vurduğum avları ona götürdüm.İlk çulluğu hep beraber yedik.Her av dönüşü oğlum Boğaçhan beni kapıda karşılayıp “Baba ne vurdun? “ diye sorar.Ben de evdeki ilk sorgulamadan sonra da esas av raporunu babama verirdim.Aldığı keyfi anlatamam size.Kim bilir ne anılar canlanıyordu gözünde.Ama bu şubatta onu kaybettim.Bundan sonraki avlarımı kim yerse yesin benim için önemi kalmadı.İşte benim genellikle avladığım kuşları eve götürmemin sebebi buydu.Bazıları yadırgamıştır ama ben bir çok avımı işte bu sebepten paylaşmamışımdır.Tabii ki kimseye bunun sebebini açıklamadım,bence gereği de yoktu.Nasıl olsa bundan sonrakileri isteyenler alabilir.
http://img5.imageshack.us/img5/8711/61406747.jpg
Evet arkadaşlar,kendi avcılığımızı yaparken oğlumuzu,akrabamızı veya bir arkadaşımızı da götürelim ve ona avcılığı aşılayalım.Yoksa bu gidişle bu işe gönül veren kalmayacak.Emin olun bu gidişat beni çok üzüyor.Ama ben daha kendi oğlumu bile ava götüremezken ne diyeyim ki.Her halde ava çıkamaz yaşa gelince tüfekleri verecek av sevdalısı birini bile bulamayacağız.
Avcılığa yeni başlayan avcı adaylarını önce iyice eğitelim.Doğayı korumayı,ava saygı duymayı,tüfeği kullanmayı,emniyet kurallarını ……. en iyi şekilde öğretmeliyiz.Sıra eline tüfeği vermeye gelince de avcı adayını lütfen ava gurupla değil tek olarak götürünüz.Anlatmak başka,tüfeği eline alıp da fermadan kalkan kuşa heyecanla tüfek atmak başkadır.Arkasında ne var,saçmalar nereye kadar gider o heyecan dolu anda unutulur gider.Böyle bir durumda da üzücü kazalar oluşabilir.
Bunca yıldır avlanmama rağmen ne bir kimseye saçmam değdi ne de benim başıma böyle bir kaza geldi.Ama bu sene bir ilk oldu ve bir saçma yarası aldım.Çok sevdiğim bir dostumla beraber çulluğa gittik.Ara sıra ava çıkan meraklı yetişkin oğlunu da ava getirmişti.Hep beraber başladık dolaşmaya.Genelde yanda kalıp temkinli davranıyordum.Nasıl olsa fermaya koşacağımız zaman bize de tüfek atacak zaman kalırdı.
Neyse yarım saat kadar gezdik.Birkaç fermaya tüfek attıktan sonra seyreltilmiş bir meşeliğe girdik.Biraz ilerlemiştik ki Şanslı’nın beeperı ötmeye başladı.Hemen sese doğru koşmaya başladım.Köpek sıklığın içinde görülmüyordu.Bende yanda açıkta durup pozisyon aldım.Bu esnada genç dostumuzda benim on metre üstümdeymiş.Sıklıktan birbirimizi göremedik.Kuş bir anda kalkınca üstümden iki el tüfek atıldı.Kuş bir metre önüme düştü.Ama işin ilginç yanı sağ dirseğimde sert bir yere çarpınca duyulan acıyı hissettim.Hemen anladım ki fişeğin tapası bana çarpmıştı.Sol elimi sağ kolumu sıyırmak için kaldırınca bir de baktım ki elim de kanıyor.Yani bir saçma yarası almışım.Dirseğim tapanın çarpmasından dolayı sıyrılmış ve hafif kanamış,elimse saçmadan dolayı kanıyordu.
http://img101.imageshack.us/img101/3086/66900108.jpg
Tabii ki hiçbir şey olmamış gibi davrandım ne de olsa avcı adayının şevkini kırmamak lazımdı.Genç dostumu teselli edip daha dikkatli olması gerektiğini anlatıp ava devam ettik. Canım sıkılmıştı ama renk vermedim,avı yarıda kesmekte olmazdı zaten.Biraz isteksiz de olsam gezeceğimiz meraları dolaştık.Öğlene doğru avı bitirdik.Arabaya gelip üstümüzü değiştirdikten sonra ateşimizi yaktık.Yemeğimizi yerken bu sonucu vahim olmayan kazayı bir kez daha konuşup gerekli uyarıları yaptık.Şükürler olsun ki bu talihsiz kaza küçük bir sıyrık ve ufak bir yaralanmayla bitmişti.Çok daha kötü sonuçlar olabilirdi.O saçma ele değil göze gelse……! Emin olun bu işin şakası yok.Elimizde ki ateşli bir silah ve öldürücü etkisi var.Tetiği bir kez çektin mi de dönüşü yok.
Evet sevgili dostlarım gençlerimize avı sevdirelim,onları özendirelim ve tüm bilgilerimizi de onlara aktarmaya özen gösterelim.Bu hepimizin görevi olmalıdır.Yoksa özellikle şehirlerde avcılık bitecek.Belki bizler doya doya avlandık.Ama gün gelip de ava çıkamayacak yaşa gelince bizlere avcılık hikayeleri anlatacak genç nesillere ihtiyaç duyacağız.Her zaman genç kalın,avcı olarak kalın.Gelecek yeni sezonda kazasız,belasız avlar dilerim.Hoşçakalın.