25.Aralık.2014, 16:02
Hafta içi Bayram Başkan soruyor. “Geçen hafta çok güzel av yaptık. Bu hafta İç Anadolu’ya av yolculuğu var, geliyor musun?” Moralimin gerçekten çok bozuk olduğu ev düzenimin bozulduğu anda gelen bu teklife önce kendi sorunlarımla milletin de tadını kaçırırım kaygısıyla hayır, dedim. Çünkü köpek bakacak yerim olmadığı için pointer iti Cesi’yi Çandarlı’ya Suat Abi’nin yanına göndermiştim. Malum köpeksiz av gereksiz avdı. Fakat ilerleyen günlerde yeni bir ev bulmam ve evi hızla donatmam sayesinde keyfim yerine geldi ve ava gitmek istediğimi söyledim. Ne var ki Kontenjan dolmuştu. Çok üzgündüm. Beni çok yakından tanıyan Bayram Başkan geçirdiğim zor günleri de düşünerek bu avın moralime iyi geleceğini düşünerek ve biraz da imkanları zorlayarak, araba sayısını ikiye, avcı sayısını sekize çıkararak adeta benim için bir kontenjan yarattı ve hayatımın en güzel avlarından biri olacak olan bu ava beni de dahil etti. Sevincim adeta tavan yaptı. Oraya iki günlüğüne gidilecekti. Bu yüzden perşembeden hazırlıklar başladı…
Cuma akşamı yola çıktık. Nöbetleşe araba kullanma sayesinde uyku ikmallerini arabada yapmıştık. Uzun bir yolculuktan sonra sabaha karşı av yerimize ulaşmıştık. Sabah biraz sis vardı ama Cahit’in yaptığı tarhana çorbası da bizi kendimize getirdi.
Sis hafiften dağılmaya başlayınca dağa tırmanmaya başladık.
http://sv102.piclect.com/44c36ef34/o/14/12/25/sam0372.jpg
Çoban kardeşimiz sağ olsun hem keçi güdüyor hem de bize mihmandarlık yapıyordu. Doğrusu ben böyle şey görmedim. Keçileri öyle eğitimliydi ki av boyunca av köpeği gibi hepsi 300 metre arkamızdan geliyordu.
Meramız çok genişti ve sezon başından beri çok avlandığı için yabancı bir kişinin burada bilmeden avlanması ve kuş bulabilmesi imkansızdı.
Sekiz kişi meraya dizildik. Çil keklik avlamak istiyorduk. Çoban arkadaşımız çillerin çok yukarılara çekildiğini lakin oraya kadar 3 km yürümemiz gerektiğini söyledi. Kondisyonumuzun yeterli olup olmadığından şüphe ediyordu. Bayram Başkan sen merak etme gibisinden bir göz kırparak gülümsedi. Çünkü grupta Kötü Cahit gibi bir dağ parsı, öte yandan iki eküri Ahmet ve Oğuz Hoca gibi isimler, bir de veteriner Hüseyin gibi kendi deyimiyle “etleri dağılıncaya kadar yürüyen” bir kardeşimiz vardı.
Bir dere içinden tırmanırken Veteriner Hüseyin kardeşimizden tüfeğini istedim. “Hüseyin, ver bakayım şu meşhur XLR5’i de bir bakayım.” dedim. Ağırlığını yokladım gayet hafif, aynı zamanda zarifti, ama sonuçta bir tüfekti. Bu kadar abartmaya gerek yok, diye düşünmeye başladım. “Geçen haftalarda bu tüfek için o kadar çok kişiye internet üzerinden bilgi verdim ki anlatamam. Ne tüfekmiş be! Ama en nihayetinde bir tüfek…” Hüseyin de “Abi tüfek deyip geçme almak isteyene dört kağıt sıkışıyor.” diye ekledi. “Bir tüfeğe o kadar para verilir mi ya! Bak benim Yıldız su borusu gibi …tlye almayanı dövüyorlar. Çevirdiğim gibi düşüyor, hiçbir şey de kaçmıyor…” dedim. Demez olaydım. Çünkü ben şunu bilirim. Avda büyük konuşmak çok kötü bir şeydir. Böyle konuşanın hali hep perişanlıktır.
Benim Ispartalı bir arkadaş var. Kışın 32 gr fişek kullandığımı söylemiştim. Dedi ki “Abi sen ne yapıyorsun ben de Yıldız kullanıyorum yaz kış 30gr. dan şaşmam.” dedi. Ben de ona uyup 30,5 gr fişekleri aldım. Bu sıkılar benim yaz sıkılarıdır. Lakin vurur diye düşündüğüm için başka da fişek almadım.
Dağın zirvesini bulduk. Ekürim Ahmet gurubun en sağ tarafında kurzhaar iti Tarçınla çilleri basıp dağıtmış. Derenin içine doğru uçtuklarını görmüş ama tam olarak nereye gittiklerini görememiş. Neyse dizildik, dereye doğru inerken biz aşağı gittiklerini sanıyoruz meğer çiller daha yakına konmuş. Ahmet ve Hüseyin çillerin içine girdiler, kuşlar tabir yerinde ise çil yavrusu gibi dağıldı. İlk patlayan tüfeklerden sonra ikisinin kıvrıldığını gördüm. Ahmet ve Hüseyin birer tane indirdiler. Bir tanesi de benim üstüme doğru balonladı. İyice gözledim. Dan dun! Keklik gitti. Uzak uzak Bayram başkan yapıştırdı kuş ileriye düştü. Yolunda gitmeyen bir şey vardı. İyi gözlememe rağmen kuş düşmemişti. Herhalde sorun bende diye düşündüm.
Düştük kekliklerin peşine. Sağdaki sırta sarmıştı keklikler Buradan ilk kalkışa Yine Ekürim Ahmet ilk sıkıyı yapıştırdı. 5-6 keklik kalkmıştı. Ben de orada kuşlar yeni kalktığı için tüfeği gayri ihtiyari omzuma aldım. Keklik 5 metre önümden bir parlayıvermesin mi? Farrrr! Omuzumdan tüfeği indirip tetiğe dokundum ama salise farkıyla Tan, Tan iki sıkı arda arda patladı. Kuş ilk sıkıda vurulmuştu. Kötü Cahit yukarıdan İyi Kötü Çirkin filmindeki Çiko gibi gülümsüyordu. Kuşu o vurmuştu. Kuşu aldık yürürken bana Hoca şu çukuru boş geçme dedi. Bana göre kuş için çok müsait bir yer olmadığı için pek de güzel gezmedim. Bunu gören Cahit geri dönüp orayı yoklarken keklik fırladı. Farrr! Dan Kötü Cahit onu da indirdi.
http://sv102.piclect.com/347b0a527/o/14/12/25/sam0380.jpg http://sv102.piclect.com/180971728/o/14/12/25/sam0377.jpg
http://sv102.piclect.com/3f0e668d8/o/14/12/25/sam0378.jpg
(İlk gün mola sonrası Bayram Başkan Çil kekliklerle birlikte)
Bir baktım pointer iti Şİla fermada. Hüseyin’in önünde ama başkasının köpeği diye arkasına gitmedi. Bir keklik kalktı, atamadı.Bayram Başkan bağırıyor “Gitsene, boş bırakma arkasını” İkincisi fırladı atamadı. 10 adım yürüdü. Sonuncusu kalktı, uzak uzak ateşledi bizimkisi Fabarm XLR5’i. Keklik kıvrıldı kaldı.
Yürüdük. Uzaktan uçan bir kınalı keklik tam üstüme gelirken beni görmesiyle biraz sağdan 30-40 metre soluma döndü. Dan dun! Gitti. Aksilik vardı, işler yolunda gitmiyordu.
İlerden Bayram başkan bir keklik uçurdu. Ardından iki sıkı patladı keklik yere çok sert bir iniş yaptı. Düşündüm ki keklik düştü. Bana çok da yakın. Alayım diye giderken Kurzhaar iti Tarçın fermaya çakılıverdi. Ölü kuşa ferma yapıyor dedim ama keklik aniden parlayıverdi. Farrrr! Dan dun gitti.! Sinirden içime kan oturdu resmen. Millet sapır sapır keklikleri vuruyor, ben boyuna kaçırıyordum. Dedim ki kuşlar uzak kalkıyor. Şokları değiştireyim bari. Tüfeği boşaltıp bacak arama sıkıştırdım. Şokları değiştiriyordum. 8-10 metre yanımdan sen iki keklik fırla. Farrr! Atamadım. Kahroldum.
Keklikler dereye kondu. Düştüm peşlerine 200- 300 metre indim. Bir çukura geldik. Çoban arkadaşımız “Onun içine mutlaka bak, konmuştur.” dedi. Dediği gibi de çıktı. FArrr! Üç tane kalktı. Kekliğin burnunda gezdiriyorum. Dan dun! Gitti. “Yuh be yav. Sanki içinde hiç saçma yok. Bu kadar mı olur ya.” Kahroluyorum. Çünkü tüfek bu yüksek rakımda ve de soğuk havada sıkıyı beğenmemişti.
Artık arabaya dönüyorduk. Şila iti sağ tarafımda fermaya çakılıverdi. Bas demeye fırsat vermeden tavşan fırladı. Köpek de arkasından. Köpekle tavşanın arası kapanmadan sıkıyı yapıştırdım. Mesafe yaklaşık 20 metre. Tavşan bir takla attı, kalktı yaralı gidiyor. Allah’tan Şila var ki koşup yakaladı ve gitmesine müsaade etmedi. Sinirlerim boşalmıştı. Bu ferma moralimi az da olsa düzeltmişti.
http://sv102.piclect.com/0105eafc0/o/14/12/25/sam0404.jpg
http://sv102.piclect.com/13ed74181/o/14/12/25/sam0403.jpg
(Cumartesi günü vurduğum tavşan. Bayram Başkan da dedi ki:” Hoca, Şila sana olan borcunu ödedi.” Bunun için Şila’ya binlerce kez teşekkür…)
Sıkılar kesmiyordu. Herkes benim atışımdan şüphe ediyordu ama ben çarenin 32gr. Remington’da olduğunu biliyordum ama yanıma onlardan hiç almamıştım.
Sen el alemin tüfeğiyle dalga geç. Bir de ben şöyle atarım , böyle düşürürüm diye böbürlen. Üstelik Hüseyin kardeşim de iki keklik bir tavşan vursun, bir de Allah’ın sopası yok, derler. Al işte sana ders olsun…
http://sv102.piclect.com/52be45ccd/o/14/12/25/sam-8.jpg
http://sv102.piclect.com/ef4cd56b1/o/14/12/25/sam0387.jpg
http://sv102.piclect.com/6bc562dea/o/14/12/25/sam-2.jpg
Bayram Başkan eve varınca bana çantasından çıkarttığı Rc 33 gr. fişeklerden 5-6 tane verdi. Çantayı kurcalarken bir tane Remington’un olduğunu fark ettim. Derken yeleğin arkasından bir tane daha çıktı. Başka bir şeye bu kadar sevinilemez herhalde. Akşam mangalımızı yaptık,
http://sv102.piclect.com/86fc08d4b/o/14/12/25/sam0418.jpg
http://sv102.piclect.com/fd2913413/o/14/12/25/sam0411.jpg
Bayram Başkan Mangal başında
çayımızı içtik.
http://sv102.piclect.com/20420335f/o/14/12/25/sam0416.jpg
Yorucu bir av sonrası uyku ve çay keyfi bir arada
Pazar günü sabah erkenden geç dağılan sisle beraber tekrar meradaydık. Bu sıkılarla boş geçmem mümkün değildi. Bir sırtın en tepesine çıkmıştım. Aşağıdan ardı ardına tüfekler patladı. Alay tepeye konmuştu. Yürü babam yürü kayalıklar da çok müsaitti. Bir çukura geldik. Burası tam yeriydi. Sağa sola taş attım ama kalkan yoktu. Israrla bekledim. Yer çok müsaitti. Hatta inerken adımlarımı bile itinayla her saniye kalkabilecek şekilde atıyordum ki kuş kalkınca anında yapıştırabileyim. Sezgilerimde yanılmamışım. Farrr! İlki fırladı. Biraz saldım Remington’u yapıştırdım. Dan! Keklik tek sıkıda kıvrıldı kaldı. Kuşu aldık devam.
Bir vadinin içine geldik. Bayram Başkan tepeden kuşu kaldırdı, karşı yamaya doğru bir sıkı bir şey yok. İkinci sıkıda kuş kanatlarını kastı. İlerideki bir çalıya düştü. Ben Bayram Başkanı yönlendirdim. Şu çalıya düştü diye ara ara ama nafile keklik kaymış. Başkan sırtta kayboldu. Diğerleri de yürüdüler gittiler. Ben yalnız kaldım. İleriden iki kekliğin kalkıp derenin içine doğru gittiğini gördüm. Düştüm peşlerine. Tam güzel bir yere geldim diye düşünürken ileriden biri fırladı. Uzaktı, atmadım. Ya diğeri Farrr! Yanımdaymış. Dan aşağıda…
Arabanın yanına varmak üzereydim. S4’ler vardı tüfekte. Neyse ki Remingtonlar işini görmüş, keklik limitini doldurmuştum. Arabaya dönerken yola insem mi inmesem mi diye düşünürken ayağımı attığım yerden Fart koca tavşan fırlamasın mı? Uzatıp gezdirdim. Dan o da aşağıda. Böylelikle limitlerim dolmuştu.
Tabi grupta bir sürü kuş ve pek çok tavşan vurulmuştu. Bir araya gelip fotoğraflarla günü ölümsüzleştirdik.
Dedem Korkut gelip boy boyladı, soy soyladı. Av avlayıp kuş kuşlayanlara şu maniyi düzdü.
Hoca, şunu aklına iyice sok
Sık övünenin başına gelen çok
Hep vururum deyip böbürlenme
Bir de derler Allah’ın sopası yok.
Deyip gitti.
http://sv102.piclect.com/8822534a4/o/14/12/25/sam0421.jpg
(Cumartesi avı ile birlikte Pazar günü vurduklarımız bir arada. Avımız limitler dahilindedir.)
Gelelim çok küfür edip kulağını çınlattığım için adını anmayacağım Ispartalı arkadaşaaa… Sordum sen 30 gr. atıyorsun da hangi fişeği kullanıyorsun, dedim. Meğer vatandaş Winchester Gb kullanıyormuş. Yuh be ya. Adam marka belirtmez mi! Ne küfür yedin bir bilsen…
Başka bir hikayede görüşmek ümidiyle şimdilik, kalın sağlıcakla… ;)
Cuma akşamı yola çıktık. Nöbetleşe araba kullanma sayesinde uyku ikmallerini arabada yapmıştık. Uzun bir yolculuktan sonra sabaha karşı av yerimize ulaşmıştık. Sabah biraz sis vardı ama Cahit’in yaptığı tarhana çorbası da bizi kendimize getirdi.
Sis hafiften dağılmaya başlayınca dağa tırmanmaya başladık.
http://sv102.piclect.com/44c36ef34/o/14/12/25/sam0372.jpg
Çoban kardeşimiz sağ olsun hem keçi güdüyor hem de bize mihmandarlık yapıyordu. Doğrusu ben böyle şey görmedim. Keçileri öyle eğitimliydi ki av boyunca av köpeği gibi hepsi 300 metre arkamızdan geliyordu.
Meramız çok genişti ve sezon başından beri çok avlandığı için yabancı bir kişinin burada bilmeden avlanması ve kuş bulabilmesi imkansızdı.
Sekiz kişi meraya dizildik. Çil keklik avlamak istiyorduk. Çoban arkadaşımız çillerin çok yukarılara çekildiğini lakin oraya kadar 3 km yürümemiz gerektiğini söyledi. Kondisyonumuzun yeterli olup olmadığından şüphe ediyordu. Bayram Başkan sen merak etme gibisinden bir göz kırparak gülümsedi. Çünkü grupta Kötü Cahit gibi bir dağ parsı, öte yandan iki eküri Ahmet ve Oğuz Hoca gibi isimler, bir de veteriner Hüseyin gibi kendi deyimiyle “etleri dağılıncaya kadar yürüyen” bir kardeşimiz vardı.
Bir dere içinden tırmanırken Veteriner Hüseyin kardeşimizden tüfeğini istedim. “Hüseyin, ver bakayım şu meşhur XLR5’i de bir bakayım.” dedim. Ağırlığını yokladım gayet hafif, aynı zamanda zarifti, ama sonuçta bir tüfekti. Bu kadar abartmaya gerek yok, diye düşünmeye başladım. “Geçen haftalarda bu tüfek için o kadar çok kişiye internet üzerinden bilgi verdim ki anlatamam. Ne tüfekmiş be! Ama en nihayetinde bir tüfek…” Hüseyin de “Abi tüfek deyip geçme almak isteyene dört kağıt sıkışıyor.” diye ekledi. “Bir tüfeğe o kadar para verilir mi ya! Bak benim Yıldız su borusu gibi …tlye almayanı dövüyorlar. Çevirdiğim gibi düşüyor, hiçbir şey de kaçmıyor…” dedim. Demez olaydım. Çünkü ben şunu bilirim. Avda büyük konuşmak çok kötü bir şeydir. Böyle konuşanın hali hep perişanlıktır.
Benim Ispartalı bir arkadaş var. Kışın 32 gr fişek kullandığımı söylemiştim. Dedi ki “Abi sen ne yapıyorsun ben de Yıldız kullanıyorum yaz kış 30gr. dan şaşmam.” dedi. Ben de ona uyup 30,5 gr fişekleri aldım. Bu sıkılar benim yaz sıkılarıdır. Lakin vurur diye düşündüğüm için başka da fişek almadım.
Dağın zirvesini bulduk. Ekürim Ahmet gurubun en sağ tarafında kurzhaar iti Tarçınla çilleri basıp dağıtmış. Derenin içine doğru uçtuklarını görmüş ama tam olarak nereye gittiklerini görememiş. Neyse dizildik, dereye doğru inerken biz aşağı gittiklerini sanıyoruz meğer çiller daha yakına konmuş. Ahmet ve Hüseyin çillerin içine girdiler, kuşlar tabir yerinde ise çil yavrusu gibi dağıldı. İlk patlayan tüfeklerden sonra ikisinin kıvrıldığını gördüm. Ahmet ve Hüseyin birer tane indirdiler. Bir tanesi de benim üstüme doğru balonladı. İyice gözledim. Dan dun! Keklik gitti. Uzak uzak Bayram başkan yapıştırdı kuş ileriye düştü. Yolunda gitmeyen bir şey vardı. İyi gözlememe rağmen kuş düşmemişti. Herhalde sorun bende diye düşündüm.
Düştük kekliklerin peşine. Sağdaki sırta sarmıştı keklikler Buradan ilk kalkışa Yine Ekürim Ahmet ilk sıkıyı yapıştırdı. 5-6 keklik kalkmıştı. Ben de orada kuşlar yeni kalktığı için tüfeği gayri ihtiyari omzuma aldım. Keklik 5 metre önümden bir parlayıvermesin mi? Farrrr! Omuzumdan tüfeği indirip tetiğe dokundum ama salise farkıyla Tan, Tan iki sıkı arda arda patladı. Kuş ilk sıkıda vurulmuştu. Kötü Cahit yukarıdan İyi Kötü Çirkin filmindeki Çiko gibi gülümsüyordu. Kuşu o vurmuştu. Kuşu aldık yürürken bana Hoca şu çukuru boş geçme dedi. Bana göre kuş için çok müsait bir yer olmadığı için pek de güzel gezmedim. Bunu gören Cahit geri dönüp orayı yoklarken keklik fırladı. Farrr! Dan Kötü Cahit onu da indirdi.
http://sv102.piclect.com/347b0a527/o/14/12/25/sam0380.jpg http://sv102.piclect.com/180971728/o/14/12/25/sam0377.jpg
http://sv102.piclect.com/3f0e668d8/o/14/12/25/sam0378.jpg
(İlk gün mola sonrası Bayram Başkan Çil kekliklerle birlikte)
Bir baktım pointer iti Şİla fermada. Hüseyin’in önünde ama başkasının köpeği diye arkasına gitmedi. Bir keklik kalktı, atamadı.Bayram Başkan bağırıyor “Gitsene, boş bırakma arkasını” İkincisi fırladı atamadı. 10 adım yürüdü. Sonuncusu kalktı, uzak uzak ateşledi bizimkisi Fabarm XLR5’i. Keklik kıvrıldı kaldı.
Yürüdük. Uzaktan uçan bir kınalı keklik tam üstüme gelirken beni görmesiyle biraz sağdan 30-40 metre soluma döndü. Dan dun! Gitti. Aksilik vardı, işler yolunda gitmiyordu.
İlerden Bayram başkan bir keklik uçurdu. Ardından iki sıkı patladı keklik yere çok sert bir iniş yaptı. Düşündüm ki keklik düştü. Bana çok da yakın. Alayım diye giderken Kurzhaar iti Tarçın fermaya çakılıverdi. Ölü kuşa ferma yapıyor dedim ama keklik aniden parlayıverdi. Farrrr! Dan dun gitti.! Sinirden içime kan oturdu resmen. Millet sapır sapır keklikleri vuruyor, ben boyuna kaçırıyordum. Dedim ki kuşlar uzak kalkıyor. Şokları değiştireyim bari. Tüfeği boşaltıp bacak arama sıkıştırdım. Şokları değiştiriyordum. 8-10 metre yanımdan sen iki keklik fırla. Farrr! Atamadım. Kahroldum.
Keklikler dereye kondu. Düştüm peşlerine 200- 300 metre indim. Bir çukura geldik. Çoban arkadaşımız “Onun içine mutlaka bak, konmuştur.” dedi. Dediği gibi de çıktı. FArrr! Üç tane kalktı. Kekliğin burnunda gezdiriyorum. Dan dun! Gitti. “Yuh be yav. Sanki içinde hiç saçma yok. Bu kadar mı olur ya.” Kahroluyorum. Çünkü tüfek bu yüksek rakımda ve de soğuk havada sıkıyı beğenmemişti.
Artık arabaya dönüyorduk. Şila iti sağ tarafımda fermaya çakılıverdi. Bas demeye fırsat vermeden tavşan fırladı. Köpek de arkasından. Köpekle tavşanın arası kapanmadan sıkıyı yapıştırdım. Mesafe yaklaşık 20 metre. Tavşan bir takla attı, kalktı yaralı gidiyor. Allah’tan Şila var ki koşup yakaladı ve gitmesine müsaade etmedi. Sinirlerim boşalmıştı. Bu ferma moralimi az da olsa düzeltmişti.
http://sv102.piclect.com/0105eafc0/o/14/12/25/sam0404.jpg
http://sv102.piclect.com/13ed74181/o/14/12/25/sam0403.jpg
(Cumartesi günü vurduğum tavşan. Bayram Başkan da dedi ki:” Hoca, Şila sana olan borcunu ödedi.” Bunun için Şila’ya binlerce kez teşekkür…)
Sıkılar kesmiyordu. Herkes benim atışımdan şüphe ediyordu ama ben çarenin 32gr. Remington’da olduğunu biliyordum ama yanıma onlardan hiç almamıştım.
Sen el alemin tüfeğiyle dalga geç. Bir de ben şöyle atarım , böyle düşürürüm diye böbürlen. Üstelik Hüseyin kardeşim de iki keklik bir tavşan vursun, bir de Allah’ın sopası yok, derler. Al işte sana ders olsun…
http://sv102.piclect.com/52be45ccd/o/14/12/25/sam-8.jpg
http://sv102.piclect.com/ef4cd56b1/o/14/12/25/sam0387.jpg
http://sv102.piclect.com/6bc562dea/o/14/12/25/sam-2.jpg
Bayram Başkan eve varınca bana çantasından çıkarttığı Rc 33 gr. fişeklerden 5-6 tane verdi. Çantayı kurcalarken bir tane Remington’un olduğunu fark ettim. Derken yeleğin arkasından bir tane daha çıktı. Başka bir şeye bu kadar sevinilemez herhalde. Akşam mangalımızı yaptık,
http://sv102.piclect.com/86fc08d4b/o/14/12/25/sam0418.jpg
http://sv102.piclect.com/fd2913413/o/14/12/25/sam0411.jpg
Bayram Başkan Mangal başında
çayımızı içtik.
http://sv102.piclect.com/20420335f/o/14/12/25/sam0416.jpg
Yorucu bir av sonrası uyku ve çay keyfi bir arada
Pazar günü sabah erkenden geç dağılan sisle beraber tekrar meradaydık. Bu sıkılarla boş geçmem mümkün değildi. Bir sırtın en tepesine çıkmıştım. Aşağıdan ardı ardına tüfekler patladı. Alay tepeye konmuştu. Yürü babam yürü kayalıklar da çok müsaitti. Bir çukura geldik. Burası tam yeriydi. Sağa sola taş attım ama kalkan yoktu. Israrla bekledim. Yer çok müsaitti. Hatta inerken adımlarımı bile itinayla her saniye kalkabilecek şekilde atıyordum ki kuş kalkınca anında yapıştırabileyim. Sezgilerimde yanılmamışım. Farrr! İlki fırladı. Biraz saldım Remington’u yapıştırdım. Dan! Keklik tek sıkıda kıvrıldı kaldı. Kuşu aldık devam.
Bir vadinin içine geldik. Bayram Başkan tepeden kuşu kaldırdı, karşı yamaya doğru bir sıkı bir şey yok. İkinci sıkıda kuş kanatlarını kastı. İlerideki bir çalıya düştü. Ben Bayram Başkanı yönlendirdim. Şu çalıya düştü diye ara ara ama nafile keklik kaymış. Başkan sırtta kayboldu. Diğerleri de yürüdüler gittiler. Ben yalnız kaldım. İleriden iki kekliğin kalkıp derenin içine doğru gittiğini gördüm. Düştüm peşlerine. Tam güzel bir yere geldim diye düşünürken ileriden biri fırladı. Uzaktı, atmadım. Ya diğeri Farrr! Yanımdaymış. Dan aşağıda…
Arabanın yanına varmak üzereydim. S4’ler vardı tüfekte. Neyse ki Remingtonlar işini görmüş, keklik limitini doldurmuştum. Arabaya dönerken yola insem mi inmesem mi diye düşünürken ayağımı attığım yerden Fart koca tavşan fırlamasın mı? Uzatıp gezdirdim. Dan o da aşağıda. Böylelikle limitlerim dolmuştu.
Tabi grupta bir sürü kuş ve pek çok tavşan vurulmuştu. Bir araya gelip fotoğraflarla günü ölümsüzleştirdik.
Dedem Korkut gelip boy boyladı, soy soyladı. Av avlayıp kuş kuşlayanlara şu maniyi düzdü.
Hoca, şunu aklına iyice sok
Sık övünenin başına gelen çok
Hep vururum deyip böbürlenme
Bir de derler Allah’ın sopası yok.
Deyip gitti.
http://sv102.piclect.com/8822534a4/o/14/12/25/sam0421.jpg
(Cumartesi avı ile birlikte Pazar günü vurduklarımız bir arada. Avımız limitler dahilindedir.)
Gelelim çok küfür edip kulağını çınlattığım için adını anmayacağım Ispartalı arkadaşaaa… Sordum sen 30 gr. atıyorsun da hangi fişeği kullanıyorsun, dedim. Meğer vatandaş Winchester Gb kullanıyormuş. Yuh be ya. Adam marka belirtmez mi! Ne küfür yedin bir bilsen…
Başka bir hikayede görüşmek ümidiyle şimdilik, kalın sağlıcakla… ;)