PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : KAYBOLAN AVIN PEŞİNDE



27.Mart.2015, 16:32
KAYBOLAN AVIN PEŞİNDE (MART 2015)


Kim derdi ki “Bülent paralı avlağa gidecek de avlanacak.” diye? Her konuşmamda paralı,doğal olmayan avlanmaya karşı çıkmama rağmen İstanbul’da yapılan orman katliamlarıyla avcılığın bitecek noktaya gelmesinden dolayı sevgili dostum Adnan’ın teklifini kabul edip Uşak’ta Çoşkun kuş avlağına gitmeye karar verdim.Sezonun bitmesine iki hafta kalmış ve ben daha bir tek çulluğu yeleğe yerleştirememiş olmanın bıkkınlığı ile bu kararımı fazla sorgulamadan aldım.Tek merak ettiğim kuşların doğaya salındığında nasıl davranacakları idi.Çünkü duyduğum,bazı avlaklarda ki kuşları ya köpek yakalıyor ya da ayağınla dürtmen gerekiyormuş.Böyle bir durum olursa tüfeği kaldırmayacağımı sadece gezme amaçlı bir gezi yapacağımı dostlarıma bildirdim.Bu görüşüme karşı Adnan’da bana “Burası farklı bir avlak bir kere gör sonra kendin karar verirsin.Emin ol çok zevk alacaksın.” dedi.

Bu sefer av olarak büyük beklentiler içinde olmadan yola çıktım.Adnan,Şükrü,Tolga ve ben bir araba Ahmet,Niko ve Mehmet ağabey bir araba beş saatlik bir yolculuktan sonra Uşak’ın Kızılhisar köyüne vardık.Akşam güzel bir yemek sonrası avlağın sahipleri Ali ve Orhan üstatlar ile tanışıp sıcacık soba başında hem yol yorgunluğunu üzerimizden attık,hem de yarınki avı konuştuk.Tüm sohbet boyunca kafamdaki birkaç soruya cevap arayıp durdum.Gerçekten çok merak ediyordum:Acaba kuşlar nasıl uçuyorlardı? Avı ve avcılığı çok iyi bilen dost canlısı bu insanlarlar ile konuştukça içimdeki tereddütler azalıp yerini hoş bir duygu kapsamıştı.Saatin ilerlemesine rağmen bu sıcak sohbetin sonu gelmeyecek gibiydi.O kadar güzel muhabbet akıyordu ki kimsenin yatası gelmiyordu.Ama ne olursa olsun yarın ava çıkacaktık.Dinlenmenin iyi geleceğini düşünüp “Hadi bakalım yarına rastgele.” diyerek yataklarımıza çekildik.

Güzel bir uykudan sonra hafif bir kahvaltı yapıp iki gurup halinde av yapacağımız meraya gitmek için arabalara bindik.Benim için yeni olan bu avlanma şeklini izleyip anlamaya calışacaktım.Bizim ile gelen rehber arkadaş kısa meşeliklere doğru gidip kutu içindeki beş sülünü doğaya saldı.Saldı da sülünler ne yaptı derseniz durum hiç duyduğum gibi değildi.Hepsi bir başka yöne uçup gözden kayboldular.Sülünlerin peşinden saldık köpekleri,aldık tüfekleri elimize,girdik av meramıza.O tepe,bu tepe oraya uçtu,buraya kondu derken kan ter içinde kaldık.Bu kadar efor sarfetmemize rağmen üç sülünü ancak vurabildik.Biri,iki tepe aştı gitti,diğerini ise konduğu yeri gayet iyi görsek de bir türlü bulamadık.Hatta öğleden sonra yine aradıksa da bir sonuç alamadık.Günün ilk avı bayağı zorlu geçmişti.Tabii ki böyle olunca da yorulmamıza rağmen çok zevk aldık.Bu yorgunluk avlak konusundaki fikirlerimi değiştirmeme vesile olup keyfimi de bayağı yerine getirmişti.

Sıra keklikleri salmaya gelmişti.Yine aynı yere on adet kuşu saldırdık.Salmadan önce de Adnan “Nereye gideceğine dikkat edin.” diye bizi uyardı.Bu ikazın ne anlama geldiğini daha sonra çok iyi anlıyacaktım.Büyük bir gürültü ile dört bir yana dağılan keklikleri aramaya başladık.Biz meraya yaklaşırken Şükrü’nün köpeği Cici fermayı verdi.Yakın olduğum için hemen köpeğin arkasına geçip pozisyonumu aldım.Kap kızım demem ile beraber sıklığın içinden kalkıp önümden çaprazıma geçen kuşa güzel bir atış yapıp ilk kekliğimi çantaya yerleştiriyorum.Sonra benim görmediğim aşağıya doğru uçmuş tek kuşa bakmaya gittik.Yirmi dakika kadar tüm sıklıkları arasak da kekliği kaldıramadık.Demek ki bu iş başkalarının söylediği gibi kolay değil,Adnan’ın dediği gibi yorucu ve de zevkli imiş.Neyse aramaya devam ediyoruz.Tekrardan yukarıya doğru çıkmaya başladık.Bu esnada bizden biraz uzakta olan Tolga bir kuşa tüfek atıyor.Kuş sayısı azalmaya başladığından insan daha bir dikkatli olmalı diye düşünüyorum.Rehberimiz Ramazan kekliklerden birinin dört,beş yüz metre ilerideki tepeye uçtuğunu ve tek çamın oralara konduğunu söyleyince bu sefer o tarafa doğru yöneliyoruz.

Önümüzdeki dikten aşağıya doğru inecekken köpekler yine ferma duruyor.Gürültü ile kalkan kuşa önümdeki açıklıktan geçerken ancak bir fişek yolluyabiliyorum.Aşağıda düze indiğimizde düşen kuşu Adnan buluyor.Bu iş benim için bayağı zevkli hala gelmeye başlamıştı.Büyük bir keyifle tepeden inip tarlayı geçip karşı sırta çıkıyoruz.Keklik orada mı burada mı derken Adnan “Kuş önümdeki çalıda pusmuş.” demez mi.O tarafa dönünce bana doğru kalkan kuşa tüfek atmak yine bana kısmet oldu.Vallahi ne yalan söyleyeyim bu av çok gezmeme ve yorulmama fazlası ile değmişti.Sanki eskiden yaptığım çulluk avlarından birindeydim.Kan ter içinde kalsamda çantama kuş girmişti.Şimdi İstanbul’da çulluğa çıkmış olsaydım hala tüfek atamadan geziyor olacaktım.Bu keyifle bir saat daha dolaşıp biri fermalı iki keklik daha vurdum.Öğle saatı olunca biraz yorgunluk biraz da açlıktan tüm kuşları bulamasak ta bir kısmı doğada kalsın diyerek sabah avını bitirdik.

Hep beraber kaldığımız eve geri dönüp elimizi yüzümüzü yıkayıp biraz da dinlendik.Sonrada keyif çaylarımızı yudumlayıp hafif bir şeyler atıştırdık.Avın tadı damağımızda kaldığından öğleden sonra bir parti daha keklik salmaya karar verdik.Bu sefer sabah avlandığımız meranın karşısına gidelim de değişik yerler görelim dedik.Öğle güneşi terlememize sebep olacak olsa da avın zevkinden dolayı hiç bir şey bizi durduramaz diyerek tekrar arabamıza bindik.Hava kış olmasına rağmen sıcak olduğundan bir gömlek ve yelek ile ava girdik.Yeni meramıza gelince rehberimiz ileriye doğru gidip kuşları saldı.Biz oraya doğru giderken daha önceden salınmış bir keklik uzağımızdan kalkıp gitti.Tüfek atamasak ta kuşun uçuşunu bile seyretmek bizi mest etmeye yetmişti.Hep beraber yayılıp biraz geniş gezerek etrafı araştıran köpeklerimizin ardına düştük.Yirmi dakika kadar dolaştıktan sonra Adnan sağa,Tolga sola doğru ben de Şükrü ile ortadan meraya yayıldık.Çok geçmeden bir iki tüfek patladı.Demek ki avlanma bölgemize gelmiştik ve av başlamıştı.Biz daha bir kuş görmemiştik ama içim kıpır kıpırdı.Bulunduğumuz merada küçük indili bindili tepecikler vardı.Bir anda önümde yürüyen Şükrü çalılığı işaret edip “Keklik var.” dedi.Ben karşıda ki sıklığı zannedip ileriye iki adım atınca büyük bir gürültü ile önümüzdeki çalılıktan peş peşe üç adet keklik jet hızıyla benim tarafıma doğru kalktı.Bulunduğumuz alan kısalık olduğu için iki kekliğe de rahatça tüfek atabildim.İyi atış yapmıştım ama ikinci kuş yaralı düşmüştü gibi geldi bana.Hemen sıklıkların içinde avlarımı aramaya başladım.Köpekler gelip baksalar da etrafta taze kokular olduğundan benim kuşlarıma fazla itibar göstermediler.Ne de olsa benim köpeğim değildiler ve lafımı dinleyeceğine sahibine av yaptırmaya çalışacaklardı.Bu esnada birkaç tüfek te patlayınca Cici ile Oskar’ı araki bulasın.Koştular gittiler patronlarının yanına.Ben,gel kızım,ara oğlum diye bağırsam da beni takan yoktu.On dakika kadar aradım ama bulamadım.Ben de o noktaya işaret koyup ava devam ettim.

Aklım hep o iki kuşta kalsa da şu anda yapacak fazla bir şeyim yoktu.Av bitince köpekleri alır buraya gelirim diye düşünüp ava devam ettim.Bu esnada gezerken bir keklik daha vurdum.Baktım daha fazla tüfek atmaya gerek yoktu.Ne de olsa şahane bir av yapmıştım.Biraz geniş açı ile dönüp tekrardan iki kuşu vurduğum yere döndüm.Tüfek attığım yere gidip atış istikametime doğru bakıp nereyi arayacağıma karar verirken bir çıtırtı duydum.Önümdeki iki çalı arasında yaralı kekliği yürürken gördüm.Demek ki düşüncem doğru imiş.İkinci kuş yaralı düşmüş.Bir kaç adım atıp tutmaya çalıştığımda hızla diğer çalılığın içine girdi.Ben de arkasından girince öbür taraftan çıkıp karşı sıklığa girdi.Baktım bu kovalamaca uzun sürecek elimdeki tüfeğin emniyetini kapatıp bir ağaca sağlamca dayadım.Sonra da kuşun olduğu sıklığın içine önce eğilip sonrada bir kaleci gibi atlayıp avımı ele geçirdim.Elim yüzüm biraz çizilse de neşem yerine gelmişti.Tam ayağa kalkacakken bir de ne göreyim diğer keklikte iki metre ileride çalının dibinde yatıyordu.Yere eğilmesem ilk vurulan kekliği de göremeyecekmişim.Hemen onu da alıp tüfeğimi kırıp arabanın yolunu tuttum.Benim için bu av hiç beklemediğim kadar bereketli ve de keyifli geçmişti.Sağ olasın Adnan dostum,iyi ki aklımı çelmişsin.

Akşam hep beraber el birliği ile güzel bir sofra kurup oturduk masanın etrafına.Vallahi kesat geçen sezonu şahane bir av ile noktalamanın keyfi ile içtiğim rakı bile şerbet gibi gelmeye başlamıştı.Ali ağabeyin eşine yaptırdı acılı tarhana,Adnan’ın yaptığı sülün yemeği salata,peynir,rakı derken hem şahane bir yemek yedik,hem de yaptığımız sohbetler ile gecemiz neşe içinde geçti.Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes yatağına çekildikten sonra avlağın sahibi Ali ağabey ile oturup bir saat daha güzel muhabbetimize devam ettik.Saat gece yarısını bulurken biz de bir birimize iyi geceler dileyip sıcak yataklarımıza çekildik.

Sabah erkenden kalkıp sıkı bir kahvaltı yapıp domuz avı için Ulubey’e doğru yola çıktık.Yolda bizi ava davet eden Uşak avcılar kulübü başkanı Halil bey ve arkadaşları ile buluştuk.Kısa bir tanışma ve içilen çaylardan sonra tekrardan hep beraber yola devam ettik.Av yapacağımız meraya gelince bize kısaca av planını anlattılar.Daha sonra başladık dik orman yolundan aşağıya inmeye.Açıklık bir alana gelince başladılar tek tek avcıları bırakmaya.Yerler taşlık olduğundan yürümek adamı yorsa da içimde ki tutku ile postanın en sonuna kadar Şükrü ile beraber yürüdüm.Bayağı yorulsak ta sonunda av yapılacak dağın arka kısmına geçtik.Haydi rastgele diyerek ikimizde yerlerimizi aldık.Biraz sonra salınan köpekler dağın eteklerindeki ormanlık alanı harmanlamaya başladılar.Heyacan yine en üst noktaya çıktı.Ha geldi ha gelecek şimdi şu yolaktan çıkacak derken geçen iki saat içinde bol bol köpek ve silah sesi dinledik ama tek bir domuz bile göremedik.Biz avlanamasak bile keyfimiz yerinde idi.Hava dönmeye başladığından dağın başı yavaşca sisle kaplanmıştı.Dünkü sıcak hava gittikçe soğumaya ve adamı ısırmaya başlamıştı.Ara sıra güneşin kızıl ışıkları ateşten çizgiler gibi sisi yarıp yüzümüzü yakıp içimizi ısıtıyordu.Bazende esen kuzey rüzgarları yanağımızı yakarcasına kızartıyordu.Baktım postanın sonu geliyor bu güzel günün şerefine yaktım keyif pipomu.Yüksek tepeye ve onun uzayan eteklerine bakıp derin ormanlık alanda hayellere dalıp gittim.Bu güzellikler içinde ulu Tanrıma bana avcılığı bahşettiği için bir kere teşekkür ettim.

Artık posta da av da bitmişti.Şükrü ile dönüşe geçmiştik.Ağırca yürüyor hem kendimizi zorlamıyor,hem de etrafı seyredip sohbet ediyorduk.İlk olarak Tolga’nın yanına vardık,daha sonra Ahmet,Adnan ve diğer arkadaşların yanına gittik.Bu postada biz av göremesek de birkaç domuzun vurulduğunu öğrenip sevindik.Bizim Adnan’da kendi beceri ise ile gelen bir domuzun koşarak önünü kesip avını yapmış.Ne diyelim helal olsun kardeşime,şansı bol olsun.Hep beraber toplandıktan sonra başladık o indiğimiz dikliği çıkmaya.Arabaların yanına vardığımızda başkasını bilemem ama benim nefesim kesilmişti.Önce bir şişe su sonrada iki bardak çay içip ancak kendime geldim.Üstümüzü değiştirip,tüfeklerimizi kılıflarına koyduktan sonra artık İstanbul’a doğru yola çıkma zamanı geldi diye düşündük.Biz öyle düşündük ama ev sahibimizin bizi bırakmaya pek niyeti yoktu.”Burada yemek yemeden yola çıkılmaz.” dediler.Yapacak bir şey yoktu.Hep beraber arabalara binip sofrayı kuracağımız yere gittik.Bizler bir kenarda sohbet ederken sofra kuruldu,koltuklar çıktı,portatif mutfak hazırlandı.Biz tam bir misafir gibi elimizi bir şeye sürmeden oturduk sofraya.Pişen kavurmayı beklerken bir yandan da rakının tadına soğuk ve sisli havanın gölgesinde bakıyorduk.Halil dostumuz kendi elleri ile koskoca bir saç kavurma yaptı.Salatalar,turşular,etler,peynir derken yağmur yağmaya başlamaz mı! Şimdi hapı yuttuk derken ekip her şeye hazırlıklı imiş.Kocaman bir tente çıkarıp sofranın üstünü tamamen kapattılar.Sonrada bize bakıp “Buradan kolay kolay gitmek yok.” dediler.Bu dostluk dolu,muhabbet dolu sofradan yükselen kahkahalar eminim yıldızlara kadar ulaşmıştır.Hava iyice soğuyuncaya kadar beraberce yedik,içtik,sohbet ettik.Daha sonrada yeni dostlarımızdan müsaade isteyip “En kısa zamanda biz de bekleriz.” diyerek dost dolu Uşak’tan İstabul’a doğru yola koyulduk.

Bence tüm insanlar için geçerli olduğuna inandığım “Oyun oynayıp çocuk kal sadece olgunlaş ama yaşlanma.” ilkesi ne kadar önemli ise biz avcılar içinde yürüyebildiğimiz kadar avlaklarda dolaşıp bu güzellikleri ömür boyu yaşamak da bir o kadar önemlidir.Umarım tüm avlarınız böyle neşeli ve bereketli geçer.Her daim sevgi ile kalın,rastgele.

http://i.hizliresim.com/mGW994.jpg

http://i.hizliresim.com/Dl0vjm.jpg

http://i.hizliresim.com/GvOrl3.jpg

http://i.hizliresim.com/rgob7P.jpg

http://i.hizliresim.com/RJl52Z.jpg

http://i.hizliresim.com/WVLO5P.jpg

http://i.hizliresim.com/LpWqVb.jpg

http://i.hizliresim.com/pRpQrq.jpg

ibrahim uysal
28.Mart.2015, 04:39
Uşak Kızılhisar paralı avlağının methini ben de duydum abi...Kuşların uçma yeteneği mükemmel diyorlardı;siz de teyit ettiniz.. :) Muhteşem zaman geçirmişsiniz..Avlar olsun,muhabbet olsun harika...Daim olsun abi,daima rastgele...

Yıldıray İNCE
28.Mart.2015, 06:07
Muhabbetiniz Daim olsun Bülent abi Rastgele.............

29.Mart.2015, 09:11
Arkadaşlar,sağlık el verdiğince avlaklarda olalım.Güzel dilekleriniz için teşekkürler.

samet bereket
30.Mart.2015, 11:28
Muhabbetiniz Daim olsun Bülent abi Rastgele.............

Burhan KESKİN
31.Mart.2015, 19:21
Abi dostluğunuz ve muhabettiniz daim olsun