PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : SABRIN SONU



29.Mayıs.2016, 06:15
SABRIN SONU (ARALIK 2015)

Bir ay evvel arkadaşlar ile kulüpte yemek yerken hep beraber bir domuz avı yapalım dedik. Bu konuşma masada kalmasın diye de hemen kabaca programı yapıp görevleri paylaştık. Sorumluluk alan arkadaşların kimisi yiyecek içecek tedariki, kimisi sürekçilerin ayarlanması, kimisi de gerekli müracaatları yapıp izin alma işini paylaştı. Hatta gelişmelerden herkesin haberdar olması için telefondan bir iletişim ağı bile kurduk. Geçen birkaç haftadan sonra yolculuk zamanı geldi çattı. Bir kere daha işi gücü bırakıp av uğruna cuma gününden yollara koyulduk. Genellikle işte uygunsuz zamanda telefon çalsa kafam karışıyor veya zaman kaybı diye hayıflansam da av için bütün günü çalmak canımı sıkmıyor. Ne diyelim, av tutkusu bu olsa gerek.

Yorucu geçmeyen bir yolculuktan sonra Anadolu’nun güzel ve modern şehri Eskişehir’e vardık. Akşam kimimiz köyün misafirhanesinde, kimimiz de otelde kalacak şekilde dağıldık. Sabah erken kalkan arkadaşlar kahvaltıyı hazırlarken bizler de teker teker uyanıp yeni güne hazırlandık. Mükellef bir kayıntıdan sonra, otelde konaklayan grup ile buluşmak üzere arabalarımıza bindik. Sabahın ilk ışıkları ile beraber sürencileri alacağımız köyün meydanında buluştuk. Ava katılacak olan kişiler geldikten sonra postayı kuracak olan İsa usta kısa bir konuşma yaptı. Sonrada tekrardan arabalara binip yeşilin bin tonunu barındıran av yapacağımız ormanlık alana doğru yola çıktık. Arabanın camından o güzelim ormanlara bakıp insanların rant için bu güzel doğaya nasıl kıydığına bir kez daha şaşırdım kaldım.

Gittiğimiz bu doğa harikası merada ilk defa avlanacaktım. Günün ilk postası kurulmaya başladığında ben de ”Ne çıkarsa bahtıma.” deyip bana gösterilen yere doğru yürüdüm. Biraz etrafıma bakınıp uygun bir yer bulup başladım beklemeye. Çok geçmeden gelen köpek sesleri ile havaya girdim. Sesler bayağı yaklaşınca heyecanım doruk yaptı. Artık tüm benliğimle avımı bekliyordum. Bir saat içerisinde iki kere yaklaşan köpekler bana gelmeden başka tarafa dönseler de, ben aynı ciddiyet ile yerimde kıpırdamadan duruyordum. Benim gibi sabırsız bir adama hayli uzun gelen bu zaman sürecinden sonra tekrardan kopoyların havlamaları bana doğru yaklaşıyordu. İşte benim zamanım diye düşünüyordum ki tam bu sırada bir aşağımdan tüfek sesi geldi. Tabii ki ne olduğu bilemediğimden yerimden kıpırdamadan acaba bana gelecek mi diye beklemeye devam ettim. Ama gelen giden olmadı. Bir on beş dakika daha geçtikten sonra patlayan tüfekler, havlayan köpekler eşliğinde bu posta bitmişti. Hep beraber toplanma yerinde buluştuğumuzda yeni tanıştığım Özkan’ın büyük bir azılıyı vurduğunu öğrendim. Hemen avın başına gittim. Bir de ne göreyim gerçekten şahane bir hayvan yerde cansız yatıyor. ”Helal olsun.” diyerek yeni dostumu tebrik ettim. Güzel bir av vurmuştu. Bir kaç fotoğraf çektikten sonra dişleri almasına yardım ettik. Trofesini orada bırakmak tabii ki olmazdı. Biz bu avı niye yapıyoruz ki? Gerçekten avcının bunu sorgulaması gerekiyor. Bazı arkadaşlar hemen yeni postayı kuralım diye acele edip vurulan avı görmeye bile gitmiyorlar. Emin olun ben bunu bunca yıldır hiç anlayamadım! Avın amacı sadece vurmak değil, vurduğun avı ele geçirmekte olmalıdır. Çünkü bu güzel avı sana hatırlatacak olan bir kaç güzel fotoğraf ve o avın trofesidir.

Bu postadan sonra üç posta daha yaptıksa da ben hiçbir şey göremedim. Zaten fazla da bir av çıkmadı. Böyle olunca da hava kararmadan toparlanıp hep beraber evin yolunu tuttuk. Bu güzel av gününü köyde tüm ekip olarak masanın başında şahane bir yemek ve sohbetler eşliğinde bitirdik. Akşam çok geç olmadan yatacağım odada uyku tulumumun içine süzüldüm. Güzel bir uyku çeksem de hep yabancı yerde kendi yatağımı arar ve kendimi tam anlamı ile dinlenmiş hissedemem. Gece boyunca birkaç kez uyansam da sabah dinlenmiş olarak uyandım. Yeni bir gün, yeni umutlar ile biraz uykulu olsam da avın heyecanı ile çabucak toparlanıp hep beraber kahvaltıyı yapıp sabah avı için buluşma yerine gittik.

Tüm avcı arkadaşlar ile sabahın ilk saatlerinde köyün girişindeki köprünün başında buluştuk. Güneş daha ilk ışıklarını üzerimize göndermemişti. Köydeki evlerin bacalarından çıkan odun sobalarının dumanları tam bir kartpostal görünümündeydi. Arabalardan inip kısa bir günaydın ve ne haber sohbetinden sonra günün ilk postası için köyün yakınındaki bir av sahasına gittik. Posta başı belirli aralıklarla bizleri bekleyeceğimiz yerlere bırakmaya başladı. Sıra bize geldiğinde ben Ali ağabey ile beraber arabayı sağa çekip aracımızdan indik. Birbirimize rastgele diyerek, aramızda yirmi otuz metre kadar bir mesafe bırakarak önümüzdeki yamadan aşağıya doğru süzüldük. Biraz aşağıya doğru yürüdükten sonra birbirimizi göremez olduk. Hafif dik olan yamadan inerken ortalarda bir yerde durmaya karar verdim. Çünkü bulunduğum açıklık yerden karşımdaki ormanlık alanı çok net görebiliyordum. Burada beklemem iyi olur diye düşündüm. Ama her zaman etrafı kolaçan etmekte fayda vardır diyerek dere yatağına kadar aşağıya indim. Domuzun gelebileceği muhtemel yerlere bakarken tam önümde bir yolak gördüm. Kafama göre planlar yapıp bulunduğum yamanın ortasına kadar tekrardan tırmandım.

Şimdi hem aşağıya, hem de karşılara doğru güzel bir görüş alanım vardı. Kısa bir süre sonra av başladı. Uzaktan sürekçilerin ve patlayan tüfeklerin sesleri ile kopoyların havlamaları kulağıma geliyordu. Yarım saat olmuştu ki köpekler tam karşımdan biraz uzakta olsa görünmeden geçip postanın üst tarafına doğru gittiler. Kımıldamadan sağa sola göz atsam da hiçbir hareket göremedim. Bana göre av beni geçip üstteki avcılara doğru gitmişti. Yani domuz benim gözüme kestirdiğim yolağı bu sefer kullanmamıştı. ”Ne yapalım kısmet.” dedim. İşte avcılık böyle bir şey fazlası olmuyor, sonunda herkes nasibini alıyordu. Biraz uykusuzluk, biraz da yorgunluk ile oturduğum yerde içim geçmeye başladı. Gözlerimi açık tutmak için bayağı bir mücadele veriyordum. Bazen gözlerimi kısa bir süre için kapatsam da tekrardan zorlayarak açıyordum. Yani oturduğum yerde biraz şekerleme yapıyordum. Hani pek tatlı da gelmiyor değildi. Böyle uyuklayarak bir yarım saat daha geçti. Artık sürekçiler fişek bile atmıyorlardı. Karşıdan gelen sürekçilerin kendi aralarındaki konuşmalarını bile rahatça duyuyordum. Orman sık olduğundan onları göremesem de artık çok yakınıma kadar gelmişlerdi. Şimdiye kadar bir domuz göremediğim için birazda sıkılmıştım. Bu düşünceler ile postanın bittiğine karar verdim. Önce dürbünün muhafazasını kapattım, sonra da tüfeğin ağzındaki mermiyi çıkarttım. Şimdi 30,06 kurşun elimde duruyordu. Bir türlü mermiyi cebime koyamadım. Çünkü içimde hala bir umut vardı. Sanki biri bana bekle diyordu. Bu yaman çelişki içerisindeyken avcılığın nasıl bir sabır işi olduğunu kendime tekrardan hatırlattım. Buna rağmen tek bir sorun vardı. O da ben sabırlı bir insan değildim ki. Fakat avın da bir kuralı vardı. Sürekçilerin sana geldiği son ana kadar beklemek gerekirdi. Bu düşünceler ile tekrardan tüfeğimi doldurdum ve yerimde beklemeye devam ettim.

Yeniden kendimi motive edişim zor olmadı. Şimdi tekrardan önceden gözüme kestirdiğim yerde kımıldamadan duruyordum. On dakika kadar geçmişti ki bir üstümden üç el silah patladı. Kafamı soluma çevirdiğimde gözlerime inanamadım. Sanki yürüyen bir çöp konteyneri merada geziyordu. Koca domuz sakince derenin üstündeki yoldan aşağıya doğru yavaşça yürüyordu. Arkasından üç el tüfek atılmasına rağmen fişek yemediği için istifini bozmayan oraların kralı bana doğru geliyordu. Hiç kıpırdamadan sadece yönümü biraz o tarafa doğru döndürerek silahıma sıkıca sarıldım. Azılı bana doğru gelirken durdu ve ormana doğru baktı ve kulaklarını dikti. Ben de tüfeğimi kaldırıp yavaşça nişan alıp bekledim. Eğer içeri girerse hemen ateş edecektim. Yoksa bana geldiği sürece beklemeyi tercih edecektim. Orman içerisindeki sürencilerin seslerinden dolayı o yürümeye, ben de avımı beklemeye devam ettim. Tam tahmin ettiğim yolağın başına geldiğinde yine durdu ve etrafı dinlemeye başladı. Mesafe tahmini elli metre vardı. Açıkta olduğum için belki beni fark eder diyerek silahımı koltuk altına tutup sakince tetiği ezdim. Avım hafifçe eğimli bir yerde durduğundan bir tur takla atıp ayağa kalkmaya çalışsa da yere düşüp orada söndü. Benim için tüm dünya durmuştu sanki. Şimdi merada konuşmadan duran bir av ve bir de avcı vardı. Adeta ikimizden başka kimse yoktu. Bir dakika sonra arkadan gelen köpekler vurduğum avı sanki kendilerininmiş gibi dişlemeye başladılar. ”Durun bakalım bir fotoğraf bile çektiremedik.” diyene kadar domuzu didiklemeye başladılar bile. Avıma doğru yürürken gelen sürencileri ve avcı dostlarımın da oraya doğru yürüdüğünü fark ettim. Yani gerçek dünyaya dönmüştüm.

Evet, bir buçuk saat süren tüm gürültü patırtı bir anda bitmişti. Adeta dünya sessizliğe bürünmüştü. Dışarıdan sakin görünsem de içimde büyük fırtınalar kopuyordu. Ne kadar mutluydum anlatamam. Gerçekten şahane bir av yapmıştım. Sabrımın sonunda muhteşem hediyemi almıştım. Peki ya beklemeyip av yerimi bırakıp gitseydim ve bu ödülü kaçırsaydım ne hissederdim? Şu anda böyle bir şeyi düşünmek bile bana sıkıntı veriyor, terletiyor ve hatta canımı sıkıyor. Yaptığım büyük hatadan dönüp, sabır gösterip, avın kurallarına uymanın ödülünü aldığım için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Tüm avcı dostlarıma sezon boyunca kazasız, belasız avlar dilerim. Rastgele.

http://i.hizliresim.com/DJMdD6.jpg
http://i.hizliresim.com/AJmkzp.jpg
http://i.hizliresim.com/kvkW9A.jpg
http://i.hizliresim.com/ZdDEXZ.jpg
http://i.hizliresim.com/1dyg6A.jpg

Yıldıray İNCE
29.Mayıs.2016, 06:29
Eline emeğine sağlık Bülent abi

29.Mayıs.2016, 06:35
Çok teşekkür ederim. Umarım daha iyi avlar hepimize nasip olur.

ibrahim uysal
29.Mayıs.2016, 06:49
Özlemişim abi yaşatırcasına anlatımlarınızı ve o heyecanı...İnanın sizinle av yaptım...Avlarınız daim ve bereketli olsun...Daima rastgele... ;D ;D ;D

mehmet.
30.Mayıs.2016, 07:06
Büyük zevk aldım abi.Elinize,emeğinize sağlık.

Burhan KESKİN
30.Mayıs.2016, 23:02
Eline yüreğine sağlık abi