29.Mayıs.2016, 07:03
KUBİLAY’IN POSTASI (NİSAN 2016)
Av zamanı evde oturmak eminim her avcıya çok koyar. Ne yapalım köpek olmayınca ya da ava gidecek köpekli bir avcı arkadaş bulamayınca sonuç kaçınılmaz oluyor. Yine böyle bir cumartesi günü öğle vakti evde oturmuş televizyonda kanaldan kanala atlarken sevgili dostum Ahmet aradı ve “Pazar günü Kubilay’a gidelim mi?” dedi. Bundan daha iyi bir haber olur muydu? Hemen neşem yerine geldi, sıkıntım geçti. Biraz daha telefonda konuştuktan sonra kalkıp çantamı hazırlayıp, tüfeği de kılıfına yerleştirip kapının arkasına dayadım. Şimdiden hazır yarınki avı bekliyordum.
Ertesi gün erkenden kalkıp soğuk bir İstanbul sabahında iyi bir av günü geçirme niyeti ile yola koyulduk. Şehir dışına çıkınca manzara daha bir güzelleşti. Yağan kar her yeri bembeyaz yapmıştı. Ben camdan etrafı seyrederken hem Ahmet ile sohbet ediyor, hem de karla kaplı ormanlık alanın içinde avlanıyormuşum gibi hayaller kuruyordum. Güzel yolculuğumuz da ilk durak kahvaltı yapacağımız kahvehane idi. Burada diğer arkadaşlar ile buluşup hep beraber bir şeyler atıştırdık. Sonrada kısa bir plan yapıp doluştuk arabalara.
Av yapacağımız yere geldiğimizde her zamanki gibi yine komuta Kubilay’da idi. Bizler beklerken arkadaşlar orman içinde iz kesip ilk bağı yapacağımız yere karar verdiler. Bizde sohbeti fazla uzatmadan sessizce ciplere binip yerlerimize dağıldık. Geçen iki saat esnasında köpekler birkaç kez bana doğru gelse de fazla yaklaşmadan dönüp gittiler. Soğukta, heyecan yaşamadan ayakta durmak adamı yorsa da ha şimdi çıktı çıkacak diyerek zamanı geçirdik. Domuz, kopoyları gezdirip, içeride dolaştırıp aşağıdan postanın dışına atlamış. Neyse ki arkadaşlar çıkışını ve diğer ormanlık alana girişini buldukları için hemen ikinci bağı oraya yapmaya karar verdik.
Sıra ile yerlerimize bırakılırken tam istediğim yerde Kubilay’ın işareti ile durup arabadan indim. Bu esnada Kubilay yanımıza gelip Ahmet’e “Sen burada kal abi.” dedi. Bende onun arabasına binip yola devam ettik. Kısa süren yolculuğumuz esnasında orada keşke ben kalsaydım diye içimden hayıflansam da “Her işte bir hayır vardır.” diye düşünerek karlı kaplı ormanın muhteşem manzarasını seyrederek yola devam ettim. Ne de olsa herkes kısmetini almıyor muydu? Biz, hızla beş yüz metre kadar gittikten sonra kapatacağımız av sahasının arka tarafına geçtik.
Araba ile yüksek bir yere çıktık. Kubilay burada duracağımı ve köpek seslerine göre hareket etmem gerektiğini anlattı. Kalabalık olmadığımızdan domuzun olası kaçışını önlemek için biraz koşturmamız gerekiyordu. Bende hemen arabadan inip tüfeğimin namlusuna bir mermi sürüp başladım beklemeye. Durup avımı beklediğim yer ile arkamdaki tepeler arasında derin bir vadi vardı. Aradan akan derenin gürültülü sesi insana güzel bir şarkı gibi geliyordu. Biraz zaman geçmişti ki köpek sesleri gelmeye başladı. Ama bunlar bizimkiler değildi. Çünkü sesler arka tepenin ardından geliyordu. Bildiğim kadarı ile orada da başka avcılar vardı. Demek ki birbirimize bayağı yakınmışız. Hemen dönüp karşı tepelere doğru baktığımda bir şey göremesem de yine heyecanlanmıştım. Bir beş dakika daha geçmişti ki karşı yükseklikte hareket eden sürüyü gördüm. Tabii ki buradan, bu kadar mesafeden hem de başkasının postasındaki o domuzlara tüfek atacak halim yoktu. Kıpırdamadan, olduğum yerden bana doğru gelebilecekleri bir yolak var mı diye bakınırken hayvanların hareketleri beni biraz şaşırtmıştı. Çünkü karınlarına kadar kara batmış olsalar da arkalarında köpek olmasına rağmen fazla hareket etmiyorlardı. Yani bir telaş veya korku içinde değillerdi. Hemen tüfeği kaldırıp dürbünden bakınca gülmemek için kendimi zor tuttum. Çünkü bunlar köyün salma inekleri idi.
Ben, biraz tebessümle olası bizim postadaki domuzların geleceği yöne doğru dönüp beklemeye başladım. Çok geçmeden bizim köpeklerin seslerini duydum. Demek ki domuzları kaldırmışlardı. Köpeklerin seslerini dinlerken bir de baktım ki bizim guruptan bir kişi bana doğru geliyor ve eliyle de devam et diyordu. Ben de yokuş aşağıya yürümeye başladım. Yüz elli metre kadar gitmiştim ki birkaç el tüfek patladı. O esnada Kubilay’ın hareket halindeki arabasını gördüm. Bana yüz metre mesafede, büyük bir hızla araçtan inip karlı kaplı ormanlık alanda yıldırım gibi içeriye daldı. Ben biraz daha yürüyüp tam düzlüğe geldiğimde Kubilay’ın tüfeği iki el patladı. Şimdi, eğer domuz vurulmamış kaçmaya devam ediyorsa yapacak iki şeyim vardı. Ya bulunduğum yerden içeri girecektim, ya da burada bekleyip domuz bu tarafa gelirse şansımı deneyecektim. Ben burada durmaya karar verdim. Çünkü içeri girersem karda yokuş yukarı koşacak ve çok gürültü yapacaktım. Bu da olası avımı kaçıracaktı. Bu yüzden bekleyip domuz bu tarafa gelirse tüfek atmaya karar verdim. Ben tüfeğimi kaldırıp pozisyon alırken önce köpeklerin sesini duydum. Sonrada sekerek koşan domuzu gördüm. Şansıma av bana doğru geliyordu. Olduğum yerden domuzu görünce bir el tüfek attım. İyi bir atış yapmıştım ama hayvan hala gidiyordu. Benden altmış metre kadar uzaklıkta, yukarıda tam avlağın ortasındaki çatağa giren domuz diğer taraftan çıkıp koşmaya devam ederken bir el daha tüfek attım. Bu kadar mermiye daha fazla dayanamayan domuz “Yeter artık.” diyerek orada kalmıştı. Tabii ki avımı avladığım için çok sevinmiştim. İki, üç yaşlarında erkek bir domuzdu. Bir kaç fotoğraf çektirdikten sonra hatıra olsun diye, küçükte olsa her zamanki gibi dişlerini aldım.
Domuz bir sağ kabasından, bir sol ön ayağından ve bir de üst çenesinden mermi yemesine rağmen koşarken sekmese sanki hiç vurulmamış gibi gidiyordu. Benim attığım iki mermiden biri karnına diğeri de biraz daha üstten vücudunun tam ortasına isabet etmişti. Bu kadar yaraya rağmen domuzun azmi ve gücü karşısında şaşırmamak elde değildi.
Bu av günüde kısmetimi almıştım. Daha sonra hep beraber toplanıp, büyük bir ateş yakıp sucuklarımızı pişirdik. Karlı soğuk havada ateşin sıcağı ile karnımızı da doyurunca keyfimiz tam anlamı ile yerine gelmişti. Hepimiz için güzel geçen bu av sonrası tüm arkadaşlara teşekkür edip tekrardan eve doğru yola çıktık. Yeni sezonda herkese rastgele diyorum. Sevgi ile kalın.
http://i.hizliresim.com/r9Q2oV.jpg
http://i.hizliresim.com/7vkNrP.jpg
http://i.hizliresim.com/PMqrZ6.jpg
http://i.hizliresim.com/z4ABN9.jpg
http://i.hizliresim.com/GzY0jV.jpg
Av zamanı evde oturmak eminim her avcıya çok koyar. Ne yapalım köpek olmayınca ya da ava gidecek köpekli bir avcı arkadaş bulamayınca sonuç kaçınılmaz oluyor. Yine böyle bir cumartesi günü öğle vakti evde oturmuş televizyonda kanaldan kanala atlarken sevgili dostum Ahmet aradı ve “Pazar günü Kubilay’a gidelim mi?” dedi. Bundan daha iyi bir haber olur muydu? Hemen neşem yerine geldi, sıkıntım geçti. Biraz daha telefonda konuştuktan sonra kalkıp çantamı hazırlayıp, tüfeği de kılıfına yerleştirip kapının arkasına dayadım. Şimdiden hazır yarınki avı bekliyordum.
Ertesi gün erkenden kalkıp soğuk bir İstanbul sabahında iyi bir av günü geçirme niyeti ile yola koyulduk. Şehir dışına çıkınca manzara daha bir güzelleşti. Yağan kar her yeri bembeyaz yapmıştı. Ben camdan etrafı seyrederken hem Ahmet ile sohbet ediyor, hem de karla kaplı ormanlık alanın içinde avlanıyormuşum gibi hayaller kuruyordum. Güzel yolculuğumuz da ilk durak kahvaltı yapacağımız kahvehane idi. Burada diğer arkadaşlar ile buluşup hep beraber bir şeyler atıştırdık. Sonrada kısa bir plan yapıp doluştuk arabalara.
Av yapacağımız yere geldiğimizde her zamanki gibi yine komuta Kubilay’da idi. Bizler beklerken arkadaşlar orman içinde iz kesip ilk bağı yapacağımız yere karar verdiler. Bizde sohbeti fazla uzatmadan sessizce ciplere binip yerlerimize dağıldık. Geçen iki saat esnasında köpekler birkaç kez bana doğru gelse de fazla yaklaşmadan dönüp gittiler. Soğukta, heyecan yaşamadan ayakta durmak adamı yorsa da ha şimdi çıktı çıkacak diyerek zamanı geçirdik. Domuz, kopoyları gezdirip, içeride dolaştırıp aşağıdan postanın dışına atlamış. Neyse ki arkadaşlar çıkışını ve diğer ormanlık alana girişini buldukları için hemen ikinci bağı oraya yapmaya karar verdik.
Sıra ile yerlerimize bırakılırken tam istediğim yerde Kubilay’ın işareti ile durup arabadan indim. Bu esnada Kubilay yanımıza gelip Ahmet’e “Sen burada kal abi.” dedi. Bende onun arabasına binip yola devam ettik. Kısa süren yolculuğumuz esnasında orada keşke ben kalsaydım diye içimden hayıflansam da “Her işte bir hayır vardır.” diye düşünerek karlı kaplı ormanın muhteşem manzarasını seyrederek yola devam ettim. Ne de olsa herkes kısmetini almıyor muydu? Biz, hızla beş yüz metre kadar gittikten sonra kapatacağımız av sahasının arka tarafına geçtik.
Araba ile yüksek bir yere çıktık. Kubilay burada duracağımı ve köpek seslerine göre hareket etmem gerektiğini anlattı. Kalabalık olmadığımızdan domuzun olası kaçışını önlemek için biraz koşturmamız gerekiyordu. Bende hemen arabadan inip tüfeğimin namlusuna bir mermi sürüp başladım beklemeye. Durup avımı beklediğim yer ile arkamdaki tepeler arasında derin bir vadi vardı. Aradan akan derenin gürültülü sesi insana güzel bir şarkı gibi geliyordu. Biraz zaman geçmişti ki köpek sesleri gelmeye başladı. Ama bunlar bizimkiler değildi. Çünkü sesler arka tepenin ardından geliyordu. Bildiğim kadarı ile orada da başka avcılar vardı. Demek ki birbirimize bayağı yakınmışız. Hemen dönüp karşı tepelere doğru baktığımda bir şey göremesem de yine heyecanlanmıştım. Bir beş dakika daha geçmişti ki karşı yükseklikte hareket eden sürüyü gördüm. Tabii ki buradan, bu kadar mesafeden hem de başkasının postasındaki o domuzlara tüfek atacak halim yoktu. Kıpırdamadan, olduğum yerden bana doğru gelebilecekleri bir yolak var mı diye bakınırken hayvanların hareketleri beni biraz şaşırtmıştı. Çünkü karınlarına kadar kara batmış olsalar da arkalarında köpek olmasına rağmen fazla hareket etmiyorlardı. Yani bir telaş veya korku içinde değillerdi. Hemen tüfeği kaldırıp dürbünden bakınca gülmemek için kendimi zor tuttum. Çünkü bunlar köyün salma inekleri idi.
Ben, biraz tebessümle olası bizim postadaki domuzların geleceği yöne doğru dönüp beklemeye başladım. Çok geçmeden bizim köpeklerin seslerini duydum. Demek ki domuzları kaldırmışlardı. Köpeklerin seslerini dinlerken bir de baktım ki bizim guruptan bir kişi bana doğru geliyor ve eliyle de devam et diyordu. Ben de yokuş aşağıya yürümeye başladım. Yüz elli metre kadar gitmiştim ki birkaç el tüfek patladı. O esnada Kubilay’ın hareket halindeki arabasını gördüm. Bana yüz metre mesafede, büyük bir hızla araçtan inip karlı kaplı ormanlık alanda yıldırım gibi içeriye daldı. Ben biraz daha yürüyüp tam düzlüğe geldiğimde Kubilay’ın tüfeği iki el patladı. Şimdi, eğer domuz vurulmamış kaçmaya devam ediyorsa yapacak iki şeyim vardı. Ya bulunduğum yerden içeri girecektim, ya da burada bekleyip domuz bu tarafa gelirse şansımı deneyecektim. Ben burada durmaya karar verdim. Çünkü içeri girersem karda yokuş yukarı koşacak ve çok gürültü yapacaktım. Bu da olası avımı kaçıracaktı. Bu yüzden bekleyip domuz bu tarafa gelirse tüfek atmaya karar verdim. Ben tüfeğimi kaldırıp pozisyon alırken önce köpeklerin sesini duydum. Sonrada sekerek koşan domuzu gördüm. Şansıma av bana doğru geliyordu. Olduğum yerden domuzu görünce bir el tüfek attım. İyi bir atış yapmıştım ama hayvan hala gidiyordu. Benden altmış metre kadar uzaklıkta, yukarıda tam avlağın ortasındaki çatağa giren domuz diğer taraftan çıkıp koşmaya devam ederken bir el daha tüfek attım. Bu kadar mermiye daha fazla dayanamayan domuz “Yeter artık.” diyerek orada kalmıştı. Tabii ki avımı avladığım için çok sevinmiştim. İki, üç yaşlarında erkek bir domuzdu. Bir kaç fotoğraf çektirdikten sonra hatıra olsun diye, küçükte olsa her zamanki gibi dişlerini aldım.
Domuz bir sağ kabasından, bir sol ön ayağından ve bir de üst çenesinden mermi yemesine rağmen koşarken sekmese sanki hiç vurulmamış gibi gidiyordu. Benim attığım iki mermiden biri karnına diğeri de biraz daha üstten vücudunun tam ortasına isabet etmişti. Bu kadar yaraya rağmen domuzun azmi ve gücü karşısında şaşırmamak elde değildi.
Bu av günüde kısmetimi almıştım. Daha sonra hep beraber toplanıp, büyük bir ateş yakıp sucuklarımızı pişirdik. Karlı soğuk havada ateşin sıcağı ile karnımızı da doyurunca keyfimiz tam anlamı ile yerine gelmişti. Hepimiz için güzel geçen bu av sonrası tüm arkadaşlara teşekkür edip tekrardan eve doğru yola çıktık. Yeni sezonda herkese rastgele diyorum. Sevgi ile kalın.
http://i.hizliresim.com/r9Q2oV.jpg
http://i.hizliresim.com/7vkNrP.jpg
http://i.hizliresim.com/PMqrZ6.jpg
http://i.hizliresim.com/z4ABN9.jpg
http://i.hizliresim.com/GzY0jV.jpg