PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : HER DAİM RASTGELE



20.Kasım.2016, 19:26
HER DAİM RASTGELE (KASIM 2016)
Av sırasında bir avcının birazda şansı yanında olmalıdır. Yoksa gökten av yağsa senin payına bir şey düşmüyor. Avcı, bilgi ve tecrübesi sayesinde avda kendine ne kadar avantaj sağlasa da işin içinde kısmet faktörü de her zaman yer alıyor. Yani sen gidip domuzun her gün kullandığı yolağının karşısına otursan da o domuz oradan geçmezse sana tüfek atmak nasip olmuyor. Biz avcılar buna kısaca “Rastgele faktörü” desek herhalde abes olmaz diye düşünüyorum.
Geçen hafta sezonun ilk domuz avı için kulüp olarak güzel yurdumuzun nadide bir köşesi olan Denizli’ye doğru yola çıktık. Cuma günü iş saatlerimize göre sabahtan başlayarak ikili üçlü guruplar halinde arabalar ile yollara koyulduk. Rahat bir yolculuktan sonra otelimize varıp sonra da akşam yemeği için masanın başına geçtik. İlerleyen saatlerde yiyip içip sohbet ederken diğer dostlarımızın da katılımı ile gurubumuz tamamlandı. Bol kahkahalı bir yemekten sonra iyi bir uyku için odalarımıza çekildik.
Sabah 7.30 da giyinmiş, kahvaltımızı yapmış bir şekilde otelin önünde toplandık. Hep beraber büyük umutlarla arabalara doluşup av yapacağımız köye gitmek için yeni uyanmaya başlamış şehri arkamızda bırakarak uzaklaştık. Bu güzel av gününün ilk ışıklarında Tavas’a doğru gittiğimiz yol boyunca sıra ile geçtiğimiz köyleri ve doğa harikası ormanları seyrederken dağların muhteşem derinliklerinde kaybolmaya başlamıştım bile. Doğanın beni içine çeken gizeminde, avı dostlarımla beraber doyasıya yaşayacak olmanın sevinci yavaşça içime dolmaya başlamıştı bile. Sevdiklerimizle beraber olmak, ortak tutkumuzu paylaşmak bana her zaman büyük mutluluk vermiştir. Zaten bizi biz yapan geçmişteki yaşadıklarımız değil midir? Bu sebepten dolayı da dostlarımıza her zaman sıkıca sarılmalıyız.
Sabah otelde kahvaltı sonrası çektiğimiz kuraya göre ben bu ilk postada dokuz numara olmuştum. Sıram gelince arabadakilere rastgele diyerek yavaşça inip bana gösterilen yere doğru yürüdüm. Orman yolu durduğum yerden aşağıya doğru dümdüz gidiyordu. Sağ tarafım ise yukarıya doğru yükselirken hemen benden on metre sonra küçük bir burun ile kapalı olduğundan bana atış için fazla bir şans tanımıyordu. Bu engel yüzünden benden önceki avcıyı da göremiyordum. Bu durum epeyi canımı sıkmıştı. Sol yanım ise yüz metre kadar açık ve atışa oldukça müsait idi. Ben de domuz inşallah solumdan gelir de rahatça tüfek atarım diyerek bu eğimli orman yolunda sessiz ve sakince avımı beklemeye başladım.
Geçen kısa bir süreden sonra sol alt tarafımdan uzaktan da olsa köpek sesleri gelmeye başladı. Biraz daha aşağıya kayıp görüş açımı büyütüp beklemeye devam ettim. Genellikle soluma baksam da sağımı da ihmal etmiyordum. İşte bu esnada üst tarafımdan görüntü vermeyen sıklık buruna giren büyükçe bir domuzun ancak kıçını görsem de tüfeği kaldıramadan hayvan kaybolup gitti. Köpeksiz gelen domuz beni fena yemişti. Tabii ki bende bu kızgınlıkla birlikte küfrün sonunu getiremedim. Eğer yirmi metre yukarıda olsaydım belki de sezona koca bir azılı ile merhaba diyecektim. Aşağıdan gelen köpek seslerine doğru sola kaymam yüzünden gelen hayvanı çok geç fark etmiştim.
Sonra tekrardan soluma, köpeklerin sesinin geldiği yöne dönüp durdum. Ara sıra sağımı yoklasam da genelde aşağıdan gelebilecek avıma yoğunlaşmıştım. İşte bu sırada yine sağıma döndüğümde dar orman yolunu aşan iki domuzu gördüm. Kot farkından ancak karınlarından yukarısını gözüküyordu. İyi bir atış yapma olanağım yoktu. Çünkü hem dörtnala giden domuzların yarısı gözüküyor, hem de hedefin arkası hiç gözükmüyordu. Koşarak kaçan iki domuzun ardından iki kardeşleri daha yola atladı. “Ulan bu sefer atayım mı?” diye içimden geçirip tüfeği tam kaldırıyordum ki üstten bir el silah sesi geldi. Tekrardan tüfeği indirip beklemeye devam ettim. Ben göremediğim için ne olduğunu anlamasam da sonradan Kerim’in bir tanesini vurduğunu öğrendim. Bu dörtlü domuz gurubu da arkasında köpek olmadan gelip sessizce yolu aşmışlardı. Bense sadece atış yapamamanın çaresizliği içinde onları seyretmiştim.
Bu postanın sonuna doğru karşıma çıkan iki tilkiye “Hadi gidin elimi sizin kanınıza bulamayayım.” derken eminim yüzümde acı bir gülümseme vardı. Domuzlar sessizce yukarıdan geçip kaçmış, tilkiler ise bana poz vermişlerdi. Ben bu şaşkın iki afacana yol versem de bir tanesinin önümdeki çalının sağından geçip solundan tekrardan önüme atlaması bir oldu. Açıkta benimle göz göze gelen tilkideki şaşkınlık anlatılamaz sadece yaşanır bir görüntü idi. Sanki “Ben bir aptallık ettim sen affet .” der gibi önce durdu sonra gözüme bakıp, ben onu hiç görmemişim gibi davranıp kafasını arkaya çevirip ormanın karanlığına doğru yavaşça kayboldu gitti. Ey kendini akıllı sanan tilki kardeş, dağın tepesine ne kadar yaklaşırsan rüzgar da o kadar artar. O yüzden dikkatli ol ve avcı ile şakalaşma. Bir başka sefere birisi canını yakar çok üzülürsün.
Bu postada eğer bana gösterilen yerde değil de yirmi metre yukarıda durmuş olsa idim sezonun ilk domuz avında bayağı tüfek atabilecekmişim. Tabii ki emniyet açısından yapılacak bir iş değildi ama insan yine de düşünmüyor değil. Kısmete bak ki metrelerle beş domuza tüfek atma şansını kaçırmış oldum. Bakalım diğer postalarda ne ile karşılaşacaktım? Neler bekliyordu bilemiyordum? Benim “Çöldeki bedeviyi kutup ayısı bulurmuş.” misali şansızlığımın olduğu bu ilk postada on domuz avlandı. Bu kısmetle yapılan ikinci ve üçüncü postalarda da bana bir şey çıkmasa da arkadaşlar skoru on altı yaptılar. Hep beraber tüm vurulan domuzları bir araya toplayıp hatıra fotoğrafı çektirdik. Hem bu güzel avın şerefine, hem de yarının kısmetine kadeh kaldırdıktan sonra arabalara doluşup sıcak bir banyo için otele doğru yol aldık. Acaba bu şansızlık ikinci av günü değişebilecek miydi? Akşam yine şahane bir sofrada güle oynaya gece yarısını bulduk. Keyfimiz on numara idi. Haydi bakalım yarına ya kısmet.
İkinci av günümüzdeyiz. İçimdeki av tutkusu ile yine heyecan ve umut doluyum. Biliyorum ki güç sadece eğilip onu yerden almak isteyenlere verilir. İşte bu yüzden bu sefer daha dikkatli olacağım gibi laflarla kendimi motive ederken arabaya biniyorum. Bu postada ben on beş numarayım yani en sona gideceğim. Sabah kahvede avın düzeni hakkında konuşurken, posta başı son üç kişinin köyden biz yaşlarda usta avcı Mehmet ile beraber gideceğimizi söyledi. Bizde ya kısmet diyerek Aygün, Süleyman, ben ve Mehmet dostumuz guruptan ayrıldık. Araba ile bir yirmi dakika kadar gittikten sonra oraları çok iyi bildiği belli olan arkadaşımız bize bir öneri sundu. “İlk önce köpeklerin salınacağı yerin karşısında duralım sonra esas yerimize gideriz, böylece bir postada iki bağ yapmış oluruz.” dedi. Bize de makul gelen bu sıcak teklife balıklama atladık. Önce Süleyman’ı bıraktık sonra da Aygün, ben ve Mehmet yüz metre kadar yürüdük. Rehberimiz bana “Burada kal, eğer aşağıda domuz varsa yüzde yüz buradan gelecek.” dedi. Şimdi bu bilgiyi alıp da havalara uçulmaz mıydı? Adam yüzde yüz demedi mi? Artık bana da sadece üstüme gelen domuza tüfek atmak kalmayacak mıydı? Daha ne isteyebilirdim ki? Keyfim şimdi on numara olmuştu. Benden sonra Aygün’ü de bırakan usta avcı Mehmet yukarı Süleyman’a doğru yürüyüp onu da geçip ormanda kayboldu. Yarım saat kadar sabırla, sessizce ve umutla bekledikten sonra aşağıdan gelen kovucuların bağırışları ve köpeklerin havlamalarından başka heyecan veren bir durum yaşanmadı. Ben tam şansızlığıma küfre başlarken haytacılar benim olduğum yere kadar geldiler. Yani bu küçük bağ bitmiş, bizim de bu postadaki esas yerimize geçme zamanımız gelmişti. Tam bu esnada yukarıdan kimin attığını anlayamadığım birkaç el tüfek sesi geldi. Hemen Aygün’e seslenip yukarıya doğru yürümeye başladım. Arabanın oraya geldiğimizde olayı tam anlamı ile çözmüştüm. Bir sürü domuzun, benim yüzde yüzlük durduğum yere değil de Mehmet’in bizi bıraktıktan sonra durduğu yere çıktığını ve bir tane de avladığını öğrendim. Ne güzel değil mi? Musluğu kapatsan da hortumun içinde su kalır misali avcılarında avdaki bencilliği hiç bitmiyor! Bilmem belki de sadece şanstı ama yine de aklım karışmıştı.
Biraz canım sıkılsa da yeni kısmetler beni bekliyor diye bu postadaki esas yerimize doğru yollandık. Ben hemen en sona gidip Mehmet’in dediği orman yolunun köşesinde durdum. Domuzun aşağıdan gelip durduğum orman yolunu aşacağı bilgisini alıp beklemeye başladım. Yükselen güneşin sıcağı artık sıkıntı yaratacak kadar artmıştı. Ben kısmetsizliğimi bu sefer kırmak için kıpırdamadan sessizce bir saat kadar beklerken aşağıda yine tüfekler patlıyordu. Bir ara kurumuş ağaç dalından kalkan bir meşe kargası öyle bir gürültü çıkardı ki tüfeği neredeyse omuzlayacaktım. Bu heyecanla ha çıktı, ha çıkacak derken yetmiş metre kadar sağımdan iki küçük domuzcuk orman kenarında belirdi. Bir hayvana baktım, bir kendime baktım, bir de durup elimdeki yivli silaha. Sonra ormandan çıkacak olan domuz kardeşlere “Büyüyün de gelin dercesine” üst bir atış yaptım. Daha önce belki de silah sesi bile duymamış olan domuzcuklar fazla tepki vermeden yavaşça geldikleri ormana dalıp gözden kayboldular. Evet, ses gelsin diye tetik çekmiş biraz zevk yapmıştım ama bu benim avdaki tek atış şansım da olabilirdi! Çünkü artık yapılacak son bir bağ kalmıştı.
Hep beraber köyün kahvesinde yenen yemekten sonra bir posta daha yapsak da kimseye tüfek atmak kısmet olmadı. Bir saat süren bu bağdan sonra toplanıp biraz sohbet ettikten sonra dostlarımıza teşekkür edip arabalarımıza bindik. Artık ayrılık zamanı gelmişti. Önümüzde uzun bir eve dönüş yolu vardı. Önce otele gidip üstümüzü değiştik sonrada rant için her türlü doğa katliamına uğramış İstanbul’a doğru gitmek için arabalarımıza bindik. Şehir öyle değişti ki inanmak mümkün değil! Aynı çağımızda güce tapan insanların her dönemde değiştiği gibi koca şehrin ormanları katledilip doğası ölü bir şehre dönüştürüldü. Halbuki, tarih kokan bir çağın kapanıp başka bir çağın açıldığı yedi tepe İstanbul aslı gibi kalsaydı torunlarımıza ne güzel bir miras olurdu. Her zaman demişimdir “İnsanlar seni kullanamadıklarında değişmişsin derler.” Keşke İstanbul rant için gelmiş, geçmiş tüm siyasiler tarafından kullanılmasaydı da hiç doğası değişmeseydi!
İşte böyle güzel, bol kahkahalı, bol heyecanlı ama skorsuz bir hafta sonu geçirdim. Tüm avda yirmi altı domuz vuruldu ve hepsi ele geçirildi. Doğanın gizeminde gezdik, dolaştık. Belki bir av vururum diye o güneşin sıcağının altında heyecanla hayaller kurdum. Her sesi dinledim kulak kesildim, tüm dikkatimi ava verdim. Tüm tecrübemi kullandım. Bazen bir köpek havlamasından, bazen de çıkan bir sesten dolayı tüfeğime daha sıkı sarıldım. Sessizce bekleyip yerimden kımıldamadan kısmetimi bekledim. Ama olmadı. İllaki vuracak değiliz. Tamam, bunu bende biliyorum da bu kadar bereketli bir avda da insan tüfek atacak bir av görmeyi ummuyor değil yani! Neyse demek ki ne yaparsan yap birazda şansın yanında olması gerekiyormuş. İşte bu yüzden her avın başında birbirimize rastgele demiyor muyuz?
Tüm avcı dostlarıma her daim rastgele diyorum.
http://i.hizliresim.com/g2LlWb.jpg
http://i.hizliresim.com/LZoPOz.jpg
http://i.hizliresim.com/qj2qv3.jpg
http://i.hizliresim.com/PnE31v.jpg
http://i.hizliresim.com/0l2VrW.jpg
http://i.hizliresim.com/LZoPR1.jpg
http://i.hizliresim.com/vXozV6.jpg
http://i.hizliresim.com/41RmPJ.jpg
http://i.hizliresim.com/8PEnoa.jpg

ibrahim uysal
21.Kasım.2016, 05:05
Daha nice böyle güzellikler yaşamanız dileklerimle,muhteşem bir av anınız olmuş abi..İnşallah bundan sonrakilerde güzel atışlar da nasip olur...Daima rast gele Bülent abi..

ethem kaya
21.Kasım.2016, 12:54
Elinize sağlık süperdi.

SM-N9000Q cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

samet bereket
21.Kasım.2016, 14:12
Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş her daim rastgele.

GM 5 Plus d cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi

Yıldıray İNCE
21.Kasım.2016, 17:00
Eline emeğine sağlık Abi

Burhan KESKİN
24.Kasım.2016, 17:15
Maşallah abi her daim dostlugunuz ve avınız böyle olsun rasgeleyin..

28.Kasım.2016, 12:00
Arkadaşlar, iyi dileklerinize teşekkür ederim. İnşallah kazasız, belasız ve bol avlı bir sezon geçiririz.