hamza ercan
29.Aralık.2008, 19:52
Çok zengin bir ülkeyiz, ama fakiriz, nedeni de üretim degil tüketim toplumu olmamız..
Bence çok güzel bir yazı Lütfen okuyun..
> TASARRUF
>
> '5 yaşında idim.
> Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
> Bir tane yere düştü.
> Babaannem eğildi, aramaya başladı.
> Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
> Çocukluk iste,
> -Aman babaanne dedim.
> - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
> Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
> -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
> - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk
> çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri,
> emeği, çilesi var biliyor musun?'
> Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
>
> Aradan yıllar geçti.
> Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
> Alain'in proposlarini okuyorum.
> Birden irkildim.
> Babaannemi hatırladım.
> Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün
> uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
> İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,
> göz nuru, el emeği vardır diyordu.
>
> On dokuz yıl evveldi.
> Stockholm'e gitmiştim.
> Bir otele indim.
> Geceydi.
> Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında
> ilginç bir not gördüm.
> 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var
> oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine
> yardımcı olun' diyordu.
> Doğrusu hayretler içinde kaldım.
> Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
> Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
> İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
> istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
> bulunuyordu.
>
> İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar
> bir haberi duyurur.
> 'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
> Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap,
> dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç
> prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına
> yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'
>
> Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
> Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen
> tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
> Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
> Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
> Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
> gırtlağı aşıyor.
> Zamanın başbakanı meclisi toplar.
> Kürsüye çıkar.
> Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
> -Şu andan itibaren der,
> -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna
> kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
> -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
> Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
> Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün
> kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
> Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
> Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
>
> *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere
> akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek
> yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
> geçmiyor muyuz?
>
> *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey
> o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü
> hiç unutmadım.
>
> Bir mıh bir nalı kurtarır.
> Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
> Bir komutan bir orduyu,
> Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..
>
> Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir,
> hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
> Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.
Bence çok güzel bir yazı Lütfen okuyun..
> TASARRUF
>
> '5 yaşında idim.
> Rahmetli babaannem pirinç ayıklıyordu.
> Bir tane yere düştü.
> Babaannem eğildi, aramaya başladı.
> Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyordu .
> Çocukluk iste,
> -Aman babaanne dedim.
> - Bir pirinç tanesi için bu kadar caba harcamaya, yorulmaya değer mi?
> Rahmetli ilk defa sertleşti bana karşı, öfkeyle doğruldu.
> -Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, ' dedi.
> - Hiç pirinç üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk
> çekiyorlar. Bir pirinç tanesinde kaç insanin göz nuru, alın teri,
> emeği, çilesi var biliyor musun?'
> Utancımdan kıpkırmızı olmuştum.
>
> Aradan yıllar geçti.
> Hukuk Fakültesinde öğrenciyim.
> Alain'in proposlarini okuyorum.
> Birden irkildim.
> Babaannemi hatırladım.
> Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün
> uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu.
> İlave ediyordu. Bir iğnenin üretiminde binlerce insanin alın teri,
> göz nuru, el emeği vardır diyordu.
>
> On dokuz yıl evveldi.
> Stockholm'e gitmiştim.
> Bir otele indim.
> Geceydi.
> Sabahleyin, traş olmak için lavaboya gittiğimde, aynanın yanında
> ilginç bir not gördüm.
> 'Lütfen traştan sonra jiletinizi çöpe atmayın, yanda bir kutu var
> oraya bırakın, bir tek jiletle dahi olsa, İsveç çelik sanayisine
> yardımcı olun' diyordu.
> Doğrusu hayretler içinde kaldım.
> Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
> Birçok eşya üzerinde' İsveç çeliğinden yapılmıştır' diye yazardı.
> İste o ülke, kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe gitmesini
> istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica yollu uyarıda
> bulunuyordu.
>
> İsviçre'de zaman zaman, belli periyotlarda radyolar, televizyonlar
> bir haberi duyurur.
> 'Şu tarihte, su saatte, adamlarımız gelecek. Siz lütfen hazırlığınızı yapın.
> Okumadığınız, ilgilenmediğiniz, kullanmadığınız ne kadar kitap,
> dergi, gazete varsa, kâğıt, ambalaj, kutu varsa, velev ki, bir ilaç
> prospektüsü dahi olsa, kapının önüne koyun. İsviçre'nin kalkınmasına
> yardımcı olun. Fazla ağaç ziyanına engel olun.'
>
> Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevazı yasayan insanlardır.
> Evlerini mobilya ile eşya ile dolduranlar Japonlara göre ruhen
> tekamül edememiş, hayatın manasını anlayamamış, zavallı kimselerdir.
> Böyleleriyle; evini mezat salonuna çevirmiş zavallı, diye eğlenirler.
> Bir insanin gösteriş için eşyanın esiri olması ne kadar acıdır.
> Vaktiyle Japon ekonomisi darboğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar
> gırtlağı aşıyor.
> Zamanın başbakanı meclisi toplar.
> Kürsüye çıkar.
> Durumu olanca açıklığı ve tehlikeleri ile anlatır ve;
> -Şu andan itibaren der,
> -Tanrı şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son kuruşuna
> kadar ödenmeden, pirinçten başka bir şey yemeyeceğim.
> -Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeyeceğim.
> Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israftan kaçınma kampanyası açılır.
> Japonya bütün borçlarını öder. Bu durumun toplumun bütün
> kesimlerini, tek istisna olmadan kapsadığını söylemeye gerek yok.
> Geçenlerde Japon imparatorunun sarayını gördüm.
> Yarabbim, ne kadar sade, ne kadar mütevazı, ne kadar gösterişten uzak...
>
> *Gerekmediği halde elektriği yakmakla, suyu kapamadan bos yere
> akıtmakta, gece çamurlu ayakkabılarımızı temizlemeden yatmakla, yemek
> yediğimiz kapları yıkamadan bırakmakla biz de zalimler sınıfına
> geçmiyor muyuz?
>
> *Hayat çok ince, akil almaz incelikte ipliklerle örülmüştür. Her şey
> o kadar birbirine bağlıdır ki, İlkokul okuma kitabımızdaki bir sözü
> hiç unutmadım.
>
> Bir mıh bir nalı kurtarır.
> Bir nal bir atı, bir at bir komutanı,
> Bir komutan bir orduyu,
> Bir ordu bir ülkeyi kurtarır diyordu..
>
> Maddi durumumuz ne olursa olsun, ister zengin olalım ister fakir,
> hepimiz çok dikkatli olmak zorundayız.
> Burada parayı da, maddiyatı da aşan büyük bir edep ve incelik vardır.