Yusuf
28.Ocak.2009, 04:52
Sultan Hamid döneminde, İstanbul'da Rus sefirliği yapan General Nikola İgnatef'in hatıralarından bir bölümü sunmak isterim:
"Türkleri, maddeten ezmek ve yıkmak gayr-ı mümkündür. Çünkü Türkler, başka milletlerin, her türlü ümidlerini kaybedecekleri mağlubiyetler ve felaketlere karşı sakin, sabırlı, mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefislerine fevkâlade düşkündürler. Ferdi iradelerinin fevkindeki hadisatı değişmez mukadder sayma inancına sahiptirler. Bu inanışları, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an'anelerinin kuvvetinden, Padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidir ve kendilerini müsbet yolda sevk-ü idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandır. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da, an'anelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının selabet ve safiyetinden, bilhassa dini ve manevi hayatlarını tanzim ve tedvin eden şahsiyetlere olan merbutiyet ve hürmetlerinden ileri gelmektedir. Türkleri evvelâ bu din ve maneviyat şahsiyetlerinden mahrum bırakmak, buhran anlarında irşad vazifesini ifâ edecek şahsiyet ve mihraklardan nasibsiz kılmak icap eder. Bunun da kestirme yolu, dini ve manevi hayatı temsil eden teşkilât ve şahsiyetleri milletleri üzerinde müessir kudret halinden çıkarmak, halkı da an'anat-ı diniye ve milliyelerine intibak etmeyen harici telkin ve fikirlerle tahrip etmektir. Manevi mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve ancak o zaman maddi vesaitin faikiyetine istinad edilerek Türkleri yıkmak mümkün olabilecektir... Yapılacak olan, devlet ve ferdlerine bir şey hissettirmeden, onları manevi sahada mürşidlerden mahrum bırakmaktır."
Arkadaslar bu yazinin bugunku Turkce'ye olan tam karsiligi buralarda biryerlerde onuda birkac gune kadar ilistiririm.
"Türkleri, maddeten ezmek ve yıkmak gayr-ı mümkündür. Çünkü Türkler, başka milletlerin, her türlü ümidlerini kaybedecekleri mağlubiyetler ve felaketlere karşı sakin, sabırlı, mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzet-i nefislerine fevkâlade düşkündürler. Ferdi iradelerinin fevkindeki hadisatı değişmez mukadder sayma inancına sahiptirler. Bu inanışları, dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, an'anelerinin kuvvetinden, Padişahlarına, kumandanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir. Türkler zekidir ve kendilerini müsbet yolda sevk-ü idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandır. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık ve şecaat duyguları da, an'anelerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının selabet ve safiyetinden, bilhassa dini ve manevi hayatlarını tanzim ve tedvin eden şahsiyetlere olan merbutiyet ve hürmetlerinden ileri gelmektedir. Türkleri evvelâ bu din ve maneviyat şahsiyetlerinden mahrum bırakmak, buhran anlarında irşad vazifesini ifâ edecek şahsiyet ve mihraklardan nasibsiz kılmak icap eder. Bunun da kestirme yolu, dini ve manevi hayatı temsil eden teşkilât ve şahsiyetleri milletleri üzerinde müessir kudret halinden çıkarmak, halkı da an'anat-ı diniye ve milliyelerine intibak etmeyen harici telkin ve fikirlerle tahrip etmektir. Manevi mihraklardan mahrum oldukları gün Türkleri kendilerinden şeklen çok kudretli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl kudretleri sarsılacak ve ancak o zaman maddi vesaitin faikiyetine istinad edilerek Türkleri yıkmak mümkün olabilecektir... Yapılacak olan, devlet ve ferdlerine bir şey hissettirmeden, onları manevi sahada mürşidlerden mahrum bırakmaktır."
Arkadaslar bu yazinin bugunku Turkce'ye olan tam karsiligi buralarda biryerlerde onuda birkac gune kadar ilistiririm.