Mehmet Ardilli
22.Nisan.2009, 18:03
YAŞAMI GEÇİRDİM GÖZDEN
Yapraksızlaşmış sonbaharın fırtınalarıyla, çıplak kolalarını kaplamış yağan kartanecikleri. Sığındığı toprak kemikleşmiş köklerinde buz kesilmiş. Gökyüzü öylesine uzak kalmış, öylesine bulutlar girmiş aralarına. Beyaz örtülü kollarını açmış, bulutların karalarına. Ayazca ama acımasızca, kesercesine, kurutur olmuş dallarını rüzgar amca.
Özlemlerini yakalarcasına, bir kadının savrulan saçlarından, filizlerini saklamış tomurcuklarında. Ilık bir esintiye muhtaç, sanki hemen yeşerecekmiş gibi. Küskün kuşları cıvıltıları ile geri gelicek, heryeri neşelendirecekmiş gibi. Dallarında bir birlerine kur yaparken, onların sevgileri ile büyüyecekmiş gibi. Körleştiren bu soğuk beyazlığın yerini yemyeşil çimenlerin üzerine serpiştirilmiş, rengareng çiçeklerin süsleyeceğini bilirmiş gibi. Sıcağıyla kavrulduğu güneşin, kendini unutmadığını düşlercesine, iri gövdesiyle kaç kış geçirdiğini hiç umursamadan, dimdik ayakta kalan, bu şaheserin gövdesine yaslanmış, yaşamımı geçirdim gözden. Bir nefes duman çektim iç çekişimle sigaramdan.
Sanki elimde bir balta varmışta, kescekmişcesine utandım, yaşamım boyuca budadığım dallarımdan. Çaresizliğini sindirircesine bilmezliklerin, bir delikanlılık aşkını hazmedercesine gülümsedim gök yüzüne. Alaycılığın haddini aşmış boyutlarında dolaştım kendimle el ele. Ağlayan yüzümü görmesin istedim insanlar, ALLAH'TAN saklanmaz ya.
İnsanları hiç bıkmadan eleştiren ben, yalnız bir insanı, kendimi eleştirir oluvermiştim birden. Neler kaçırmışım şu hayatta neler. Sanki üzerlerine çıkmak istercesine boğuşur olmuştum keşkelerle. Hiç yapmasaydıklarımla, keşke yapsaydıklarımı bile, ayıramadım bir kenara bu keşmekeşlikte. Meğer düzenli sandığım ne keşme keş bir hayatım varmış. Labirentin içinde ki fare gibi hissettim kendimi bir an. Yarabbi kendime bile veremediğim hesaplarımla, ne zormuş şu yaşam denilen sanat.
Hesabımız var dedik ya kendimizle, bitmedi tabi. Zamana bırak palavrasını aşalı çok yıllar oldu. Olduda, bizim hesaplara veya hesapsızlıklara zaman mı yeter kardeşim. Şimdi oturt kendini, kendi karşına, bir ömrü yaşa baştan başa. Kendimi ne kadar ucube hissettiğimi anlatamam. Üzüntümün, kederimin haddi hesabı yok. Yahu bunları bir başkası bana söylese, hiç mi içinde doğru yok diye kafa tutacak ben iken, kendi karşım da gıgımı çıkaramadım iyi mi.
Muntazamlık dedikleri varya, bir can yakıcı sormayın gitsin. Hani bide umulmadık işlerin, umulmadık sonuçları var ya cabası. Biz ummadıktı, yaptıydıktı, filan hikaye. Alternatifleri hesaplamak için verilen aklı, nasıl kullanmazsın. Çık işin içinden çıka bilirsen. Tabi iş işten geçtikten sonra mümkün mü. Mümkün olan tek şey, eşşekliği kabul etmek vesselam. Eee, karşında bir eşşekle de sohbet can sıkıcı tabi.
Bari ders alalım dedikte, sıyırır olduk mulakattan, birazcık ısrarcı olsak, kafayı sıyırmak var işin ucun da. Hani derler ya ayağını sıcak tut başını serin, fazla düşünme derin, palavranın daniskası. Başından düşünmek lazım, hem en başın dan.
Mehmet ARDİLLİ
Yapraksızlaşmış sonbaharın fırtınalarıyla, çıplak kolalarını kaplamış yağan kartanecikleri. Sığındığı toprak kemikleşmiş köklerinde buz kesilmiş. Gökyüzü öylesine uzak kalmış, öylesine bulutlar girmiş aralarına. Beyaz örtülü kollarını açmış, bulutların karalarına. Ayazca ama acımasızca, kesercesine, kurutur olmuş dallarını rüzgar amca.
Özlemlerini yakalarcasına, bir kadının savrulan saçlarından, filizlerini saklamış tomurcuklarında. Ilık bir esintiye muhtaç, sanki hemen yeşerecekmiş gibi. Küskün kuşları cıvıltıları ile geri gelicek, heryeri neşelendirecekmiş gibi. Dallarında bir birlerine kur yaparken, onların sevgileri ile büyüyecekmiş gibi. Körleştiren bu soğuk beyazlığın yerini yemyeşil çimenlerin üzerine serpiştirilmiş, rengareng çiçeklerin süsleyeceğini bilirmiş gibi. Sıcağıyla kavrulduğu güneşin, kendini unutmadığını düşlercesine, iri gövdesiyle kaç kış geçirdiğini hiç umursamadan, dimdik ayakta kalan, bu şaheserin gövdesine yaslanmış, yaşamımı geçirdim gözden. Bir nefes duman çektim iç çekişimle sigaramdan.
Sanki elimde bir balta varmışta, kescekmişcesine utandım, yaşamım boyuca budadığım dallarımdan. Çaresizliğini sindirircesine bilmezliklerin, bir delikanlılık aşkını hazmedercesine gülümsedim gök yüzüne. Alaycılığın haddini aşmış boyutlarında dolaştım kendimle el ele. Ağlayan yüzümü görmesin istedim insanlar, ALLAH'TAN saklanmaz ya.
İnsanları hiç bıkmadan eleştiren ben, yalnız bir insanı, kendimi eleştirir oluvermiştim birden. Neler kaçırmışım şu hayatta neler. Sanki üzerlerine çıkmak istercesine boğuşur olmuştum keşkelerle. Hiç yapmasaydıklarımla, keşke yapsaydıklarımı bile, ayıramadım bir kenara bu keşmekeşlikte. Meğer düzenli sandığım ne keşme keş bir hayatım varmış. Labirentin içinde ki fare gibi hissettim kendimi bir an. Yarabbi kendime bile veremediğim hesaplarımla, ne zormuş şu yaşam denilen sanat.
Hesabımız var dedik ya kendimizle, bitmedi tabi. Zamana bırak palavrasını aşalı çok yıllar oldu. Olduda, bizim hesaplara veya hesapsızlıklara zaman mı yeter kardeşim. Şimdi oturt kendini, kendi karşına, bir ömrü yaşa baştan başa. Kendimi ne kadar ucube hissettiğimi anlatamam. Üzüntümün, kederimin haddi hesabı yok. Yahu bunları bir başkası bana söylese, hiç mi içinde doğru yok diye kafa tutacak ben iken, kendi karşım da gıgımı çıkaramadım iyi mi.
Muntazamlık dedikleri varya, bir can yakıcı sormayın gitsin. Hani bide umulmadık işlerin, umulmadık sonuçları var ya cabası. Biz ummadıktı, yaptıydıktı, filan hikaye. Alternatifleri hesaplamak için verilen aklı, nasıl kullanmazsın. Çık işin içinden çıka bilirsen. Tabi iş işten geçtikten sonra mümkün mü. Mümkün olan tek şey, eşşekliği kabul etmek vesselam. Eee, karşında bir eşşekle de sohbet can sıkıcı tabi.
Bari ders alalım dedikte, sıyırır olduk mulakattan, birazcık ısrarcı olsak, kafayı sıyırmak var işin ucun da. Hani derler ya ayağını sıcak tut başını serin, fazla düşünme derin, palavranın daniskası. Başından düşünmek lazım, hem en başın dan.
Mehmet ARDİLLİ