Mehmet Ardilli
01.Mayıs.2009, 17:40
Ekim ayın da bir sabah hava pırıl pırıl, şafak sökmek üzere ufukta, köpekleri saldım meraya. Kuladayız köpeklerim ve ben. İçim içime sığmıyor, hava da taze taprakkokusu ve çiğ taneleri birer inci gibi parıldıyor güneşin ilk ışıklarıyla. Techizatı kuşandım, çiftemi aldım, şöyle bir baktım etrafıma, bir istikamet belirledim sivri iki tepenin arasında ki vadiye doğru. Hadi bakalım rasgele dedim kendi kendime, bir ıslık köpeklere ve başladım yürümeğe.
Köpekler çok iştahlı kara seterim Kontes ve pointerim Çakır ayrı, ayrı arıyorlar arazi de. Kontes kafasını kaldırıp bakınıyor arasıra, beni görünce tekrar dvam aramaya. Çakır yarım daire şeklin de turlar atıyor, arasıra ani dönüşlerle heycanlandırıyor beni. Vadinin hafif rampasında bir kaç pinar dan oluşan çalılıklara yöneldim. Dönüp arkama baktığım da arabam gözükmüyordu artık. Sonra köpeklerime bakıp kontesin ve çakırın arama keyfine dayanamayıp bir sigara yaktım. Kimse yoktu etrafım da, şehrin stresinden uzak doğayla başbaşa inanılmaz huzurlu bir sakinlik için de nekadar şanslı olduğumu düşündüm.
Ağır adımlarla yürümeye devam ettim. Çakırın ve kontesin hareketlerini izliyor ara da onları teşfik edici sözlerle işlerine burnumu sokuyordum herzamanki gibi. Bir türlü vaz geçmemiştim bu alışkanlığımdan, nezaman bana baksalar hadi veya nerde kelimelerimle onlara varlığımı hissettiriyordum. Çalılıklara yaklaşınca kontesin hareketleri birden değişti, çok seri hareketlerle küçük daireler ve ani dönüşler yapmaya başladı. Çok heyecan verici görüntülerdi bunlar. Pozisyon olarak çalılıkların üst kısmına yürüyüp, olası bir atış konumuna geçmiştim gayri ihtiyari. Kendi kendime tavşan kokusu bu, köpek şimdi kaldıracak derken, benim daha üst tarafım da çakırın ferma verdiğini gördüm. Şim di ne yapmalıydım, çakırın yanına çıksam kontes tavşanı kaldıra bilirdi, yada beklesem ya çakır neyi fermalamıştı. Keklikse kalkdığında üstüme sarkılırdı, ya tavşanı önce o bulduysa ozaman kalkan tavşan yukarı kaçacak ve atış menzilin de olmayacaktı. Ben bunları düşünürken kontes kafasını uzatı verdi, bir karışlık bir geven dikenine, hafif yan duruyor . Kalbim yerinden çıkacak, sanki imkanım olsa bir sigara içsem rahatlasam, şöyle bir sakinleşsem. Derin bir nefes aldım. Kontese tut kızım dedim. Yavaş bir iki adımla ilerledi ve hafif ense tüylerini kabartarak dikti kafasını. Bes belli tavşandı bu. Biraz önüne geçip ferma verdiği yere bakındım hiçbirşey göremiyordum. Sabırla bekliyordu kontes, göz ucuyla çakıra baktım yaklaşık bir iki dakikadır oda bozmamıştı fermayı. Tut diye komut verdim tekrar. Aman yarabbi; bir gürültü koptu ki sormayın, bir alay keklik sağ üst tarafımdan Çakırın önünden parladı, kontesin önünden koca bir tavşan. Ben o şaşkınlıkla baktım keklikler sarkılıyo ve alayın altından bir tavşan kaçıyo tavşana bir el ata bildim. Yamayı döndü tavşan, kekliler de menzilden çıktı, indirdim çifteyi. Kontes tavşanın kalktığı yeri kokluyor, Çakır keklilerin, ben de çifteyi kırdım boş fişeği kokladım bu pozisyon da karavana olurmu yauw dedim ken di kendime. Neyse tavşanın gidiş istikametin de çakırın koştuğunu görün ce oyalanmadım bende yürüdüm. Yamayı dönmeye az kaldı bir de baktım Çakır azın da tavşan ağır adımlarla geliyor. İnanılmaz bir mutluluk ve çoşku kapladı içimi. Tavşanın vızıklıyan sesine Kontes koşunca, çakır geniş bir daire ile yanıma geldi. Tavşanı kesip orta yere bıraktım ikisi de burunlarını sürte sürte çekiştirdi tavşanı. Yeter bu kadar hadi bakalım deyip, koyduk tavşanı torbaya.
Heyecanla kekliklerin sarkıldığı istikamete yöneldim. Köpekler çoşmuştu gerçekten fırtına gibi arıyorlardı. Üçyüz metre kadar ilerde kontes yerleri yalarcasına soya yapmaya başladı, fakat çakır elli metre kadar sağ tarafım da kalmıştı. Ben de hafif hafif sağ tarafımdaki tepeye doğru çıkmaya başladım, merak için deydim önce hangisi vericekti fermayı. Ben yukarı çıkarken baktım Kontes benden önce dorultmuş izi önüm de gidiyor, belli keklikler sekmiş yukarı. Köpekler geniş daireler atmaya başlayınca durdum ben de. Kekliklerin sektiği tepe inanılmaz dik bir yamaç ve birtek çalı yok, yerler mıcır taşı gibi küçücük taşlarla dolu, kayıp düşmemek için zor yürüyorum zaten. Yaklaşık yüzmetre kadar önüm de kontes hareketsiz kala kaldı. Çakır ona doğru gidiyor ben düşmemek için gidemiyorum adeta. Sırtımda ki tavşanın ağırlığı işin cabası. Yavaş adımlarla ilerlerken bir kaç keklik tırladı köpeklerin önün den. Köpekler aynı yer de kısa kısa soyak yapıyor. Yavaş adımlarla yaklaştım ama yine de menzilin dışındayım. Köpeklerin ikisi birden fermaya durdu araların da on metre var yok. Hızlandım tabi dayanamadım.
Fakat ayağım öyle bir kaydı ki ne olduğunu anlamadan yerde buldum kendimi. Kolumun üstüne düşmüştüm, kolum acımıştı ama esas kolumda taşıdığım çiftem koltuk altıma sıkışmıştı. Baktığım da çiftemin kabze kısmının kırıldığını gördüm. Çok üzücüydü bu, dipçik sallanmak üzereydi adeta. Bu arada keklikler de kalkmış karşı ki tepeye doğru uçmuştu. Üstümü başımı kontrol ettikten sonra doğruldum, av bitmişti artık, kahrolmuştum, tavşanı vurmama rağmen tüfeğime çok üzülmüştüm. Oturdum olduğum yere, kimse yoktu ama dokunsalar alıyacaktım. Köpeklerim geldi yanıma, sanki teselli etmeye çalışır gibi başlarını koyuyorlardı kucağıma. Onlarla dertleştim biraz, napacaktım şim di arabam da başka tüfek olsa, gider bir yemek yer sonra tekrar avlanırdım. Gözüm avlakta kalmıştı, aklım tüfekte. Hatta birkaç çivi olsa çakacaktım oracıkta dipciği, sonra aklıma botumun bacıkları geldi bağlasam olmaz mıydı. Ama sıyrılırdı dipçik tutmazdı. Dipçiğin kırılan kısmına baktım ve aklıma bıçakla kertikler açarsam, dipçikle kabzeyi birbirine geçme yapabilirim diye bir fikir geldi. Yarım saatlik uğraştan sonra, dipçikle kabzeyi kenetlenecek şekilde bir araya getirdim ve düğümü avuç içinde kalacak şekilde bağladım bot bağcıklarımın bir kısmıyla. Bir kaç deneme yaptım, baktım hafif bir sallantıya rağmen baya sağlam olmuş. En azından namlunun ucundan tutup sallayınca düşmüyor.
Şöyle bir baktım saat kuşluk vaktini çoktan geşmiş öğleye geliyor. Çantamda ki birkaç lokmayla karnımı doyurdum, köpekleri besledim biraz da su verdikten sonra hadi bakalım keklikler nerdesiniz deyip, istkameti doğrultum karşı ki tepeye. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra makilik bu tepenin zirvesine varmıştım. Tepenin üstünde ki açıklığa sınır çalıları dolaşmaya başlamıştım ki Kontes fermayı verdi. Çalının alt tarafından dolaşırken üç keklik kalktı birini gözüme kestirip tetiği sıktım. Kanat kırığı düştü, taklalar atarak. İkincisine tam arkadan namlunun altına alıp bir sıkı çektim ondan toz çıktı, fakat tepenin eğiminden çok aşağı düştü. İlk düşenin peşinden Kontes hemen yakaladı çelgini. Onu aldım, kesip, öbürüne yöneldim. Çalılardan koyduğum işaretlere göre düştüğü yere gelince Köpekleri çağırdım ikisi de geldi, başladılar aramaya. Fakat keklik yok. Yahu yaralı kekliği buldunuz cansız hayvanı nasıl bulamıyonuz diye söylenirken birde baktım Çakır ferma da. Meğer keklik yüksek bir palamut çalısına takılmış duruyor onu da alınca rahatladım. İki keklik vurmuştum, bir de tavşan vardı torbamda yeterliydi bu günlük. Birde çiftemin dipçiği kırılmasaydı keyfime diyecek yoktu. Ama kolum kırılmamıştı hiç değilse, sağlam dönecektim evime.
işte böyle avkolikler, doksanlardan kalma bir hatıra buda, avcılık serivenlerimiz içinde. Kalın sağlıcakla.
Köpekler çok iştahlı kara seterim Kontes ve pointerim Çakır ayrı, ayrı arıyorlar arazi de. Kontes kafasını kaldırıp bakınıyor arasıra, beni görünce tekrar dvam aramaya. Çakır yarım daire şeklin de turlar atıyor, arasıra ani dönüşlerle heycanlandırıyor beni. Vadinin hafif rampasında bir kaç pinar dan oluşan çalılıklara yöneldim. Dönüp arkama baktığım da arabam gözükmüyordu artık. Sonra köpeklerime bakıp kontesin ve çakırın arama keyfine dayanamayıp bir sigara yaktım. Kimse yoktu etrafım da, şehrin stresinden uzak doğayla başbaşa inanılmaz huzurlu bir sakinlik için de nekadar şanslı olduğumu düşündüm.
Ağır adımlarla yürümeye devam ettim. Çakırın ve kontesin hareketlerini izliyor ara da onları teşfik edici sözlerle işlerine burnumu sokuyordum herzamanki gibi. Bir türlü vaz geçmemiştim bu alışkanlığımdan, nezaman bana baksalar hadi veya nerde kelimelerimle onlara varlığımı hissettiriyordum. Çalılıklara yaklaşınca kontesin hareketleri birden değişti, çok seri hareketlerle küçük daireler ve ani dönüşler yapmaya başladı. Çok heyecan verici görüntülerdi bunlar. Pozisyon olarak çalılıkların üst kısmına yürüyüp, olası bir atış konumuna geçmiştim gayri ihtiyari. Kendi kendime tavşan kokusu bu, köpek şimdi kaldıracak derken, benim daha üst tarafım da çakırın ferma verdiğini gördüm. Şim di ne yapmalıydım, çakırın yanına çıksam kontes tavşanı kaldıra bilirdi, yada beklesem ya çakır neyi fermalamıştı. Keklikse kalkdığında üstüme sarkılırdı, ya tavşanı önce o bulduysa ozaman kalkan tavşan yukarı kaçacak ve atış menzilin de olmayacaktı. Ben bunları düşünürken kontes kafasını uzatı verdi, bir karışlık bir geven dikenine, hafif yan duruyor . Kalbim yerinden çıkacak, sanki imkanım olsa bir sigara içsem rahatlasam, şöyle bir sakinleşsem. Derin bir nefes aldım. Kontese tut kızım dedim. Yavaş bir iki adımla ilerledi ve hafif ense tüylerini kabartarak dikti kafasını. Bes belli tavşandı bu. Biraz önüne geçip ferma verdiği yere bakındım hiçbirşey göremiyordum. Sabırla bekliyordu kontes, göz ucuyla çakıra baktım yaklaşık bir iki dakikadır oda bozmamıştı fermayı. Tut diye komut verdim tekrar. Aman yarabbi; bir gürültü koptu ki sormayın, bir alay keklik sağ üst tarafımdan Çakırın önünden parladı, kontesin önünden koca bir tavşan. Ben o şaşkınlıkla baktım keklikler sarkılıyo ve alayın altından bir tavşan kaçıyo tavşana bir el ata bildim. Yamayı döndü tavşan, kekliler de menzilden çıktı, indirdim çifteyi. Kontes tavşanın kalktığı yeri kokluyor, Çakır keklilerin, ben de çifteyi kırdım boş fişeği kokladım bu pozisyon da karavana olurmu yauw dedim ken di kendime. Neyse tavşanın gidiş istikametin de çakırın koştuğunu görün ce oyalanmadım bende yürüdüm. Yamayı dönmeye az kaldı bir de baktım Çakır azın da tavşan ağır adımlarla geliyor. İnanılmaz bir mutluluk ve çoşku kapladı içimi. Tavşanın vızıklıyan sesine Kontes koşunca, çakır geniş bir daire ile yanıma geldi. Tavşanı kesip orta yere bıraktım ikisi de burunlarını sürte sürte çekiştirdi tavşanı. Yeter bu kadar hadi bakalım deyip, koyduk tavşanı torbaya.
Heyecanla kekliklerin sarkıldığı istikamete yöneldim. Köpekler çoşmuştu gerçekten fırtına gibi arıyorlardı. Üçyüz metre kadar ilerde kontes yerleri yalarcasına soya yapmaya başladı, fakat çakır elli metre kadar sağ tarafım da kalmıştı. Ben de hafif hafif sağ tarafımdaki tepeye doğru çıkmaya başladım, merak için deydim önce hangisi vericekti fermayı. Ben yukarı çıkarken baktım Kontes benden önce dorultmuş izi önüm de gidiyor, belli keklikler sekmiş yukarı. Köpekler geniş daireler atmaya başlayınca durdum ben de. Kekliklerin sektiği tepe inanılmaz dik bir yamaç ve birtek çalı yok, yerler mıcır taşı gibi küçücük taşlarla dolu, kayıp düşmemek için zor yürüyorum zaten. Yaklaşık yüzmetre kadar önüm de kontes hareketsiz kala kaldı. Çakır ona doğru gidiyor ben düşmemek için gidemiyorum adeta. Sırtımda ki tavşanın ağırlığı işin cabası. Yavaş adımlarla ilerlerken bir kaç keklik tırladı köpeklerin önün den. Köpekler aynı yer de kısa kısa soyak yapıyor. Yavaş adımlarla yaklaştım ama yine de menzilin dışındayım. Köpeklerin ikisi birden fermaya durdu araların da on metre var yok. Hızlandım tabi dayanamadım.
Fakat ayağım öyle bir kaydı ki ne olduğunu anlamadan yerde buldum kendimi. Kolumun üstüne düşmüştüm, kolum acımıştı ama esas kolumda taşıdığım çiftem koltuk altıma sıkışmıştı. Baktığım da çiftemin kabze kısmının kırıldığını gördüm. Çok üzücüydü bu, dipçik sallanmak üzereydi adeta. Bu arada keklikler de kalkmış karşı ki tepeye doğru uçmuştu. Üstümü başımı kontrol ettikten sonra doğruldum, av bitmişti artık, kahrolmuştum, tavşanı vurmama rağmen tüfeğime çok üzülmüştüm. Oturdum olduğum yere, kimse yoktu ama dokunsalar alıyacaktım. Köpeklerim geldi yanıma, sanki teselli etmeye çalışır gibi başlarını koyuyorlardı kucağıma. Onlarla dertleştim biraz, napacaktım şim di arabam da başka tüfek olsa, gider bir yemek yer sonra tekrar avlanırdım. Gözüm avlakta kalmıştı, aklım tüfekte. Hatta birkaç çivi olsa çakacaktım oracıkta dipciği, sonra aklıma botumun bacıkları geldi bağlasam olmaz mıydı. Ama sıyrılırdı dipçik tutmazdı. Dipçiğin kırılan kısmına baktım ve aklıma bıçakla kertikler açarsam, dipçikle kabzeyi birbirine geçme yapabilirim diye bir fikir geldi. Yarım saatlik uğraştan sonra, dipçikle kabzeyi kenetlenecek şekilde bir araya getirdim ve düğümü avuç içinde kalacak şekilde bağladım bot bağcıklarımın bir kısmıyla. Bir kaç deneme yaptım, baktım hafif bir sallantıya rağmen baya sağlam olmuş. En azından namlunun ucundan tutup sallayınca düşmüyor.
Şöyle bir baktım saat kuşluk vaktini çoktan geşmiş öğleye geliyor. Çantamda ki birkaç lokmayla karnımı doyurdum, köpekleri besledim biraz da su verdikten sonra hadi bakalım keklikler nerdesiniz deyip, istkameti doğrultum karşı ki tepeye. Yarım saatlik bir yürüyüşten sonra makilik bu tepenin zirvesine varmıştım. Tepenin üstünde ki açıklığa sınır çalıları dolaşmaya başlamıştım ki Kontes fermayı verdi. Çalının alt tarafından dolaşırken üç keklik kalktı birini gözüme kestirip tetiği sıktım. Kanat kırığı düştü, taklalar atarak. İkincisine tam arkadan namlunun altına alıp bir sıkı çektim ondan toz çıktı, fakat tepenin eğiminden çok aşağı düştü. İlk düşenin peşinden Kontes hemen yakaladı çelgini. Onu aldım, kesip, öbürüne yöneldim. Çalılardan koyduğum işaretlere göre düştüğü yere gelince Köpekleri çağırdım ikisi de geldi, başladılar aramaya. Fakat keklik yok. Yahu yaralı kekliği buldunuz cansız hayvanı nasıl bulamıyonuz diye söylenirken birde baktım Çakır ferma da. Meğer keklik yüksek bir palamut çalısına takılmış duruyor onu da alınca rahatladım. İki keklik vurmuştum, bir de tavşan vardı torbamda yeterliydi bu günlük. Birde çiftemin dipçiği kırılmasaydı keyfime diyecek yoktu. Ama kolum kırılmamıştı hiç değilse, sağlam dönecektim evime.
işte böyle avkolikler, doksanlardan kalma bir hatıra buda, avcılık serivenlerimiz içinde. Kalın sağlıcakla.