PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : GERÇEK AŞK ÖMÜR BOYU AŞK VARDIR...



unforgiven
25.Mayıs.2009, 21:45
(Biraz uzun ama okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum...)
Kocam bir mühendisti. Onunla sakin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sakin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı. Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sakinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu. İş ilişkiye gelince oldukça içli, hatta aşırı hassas bir kadınım. Romantik anlara, küçük bir çocuğun şekere düşkünlüğü gibi can atıyorum. Oysa kocamın sakinliği, başka bir deyişle vurdum duymazlığı, evliliğimize romantizm katmaması beni aşktan almış, uzaklaştırmıştı. Sonunda kararımı ona da açıkladım: boşanmak istiyordum. Şaşkınlıktan gözleri açılarak 'niye?' diye sordu. 'Gerçekten belli bir sebebi yok' dedim, 'sadece yoruldum.' Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hali ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki! Sonunda sordu: 'seni caydırmak için ne yapabilirim?' Demek ki söyledikleri doğruydu: insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da kaybolmuştu. 'İşte mesele tam da bu' dedim. 'Sorunun cevabını kendin bulup kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.' 'Diyelim dağın tepesinde bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hatta ölümüne mÃl'olacak. Bunu benim için yapar mısın?' Yüzümü dikkatle inceledi ve 'Sana bunun cevabını yarın vereceğim' dedi. Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu. Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not bırakmıştı. 'Sevgilim' diye başlıyordu, 'O çiçeği senin için koparmazdım' Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim. 'Çünkü her zaman yaptığın gibi bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım var.' 'Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım var.' 'Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' Sadık arkadaşının her ayki ziyaretinde sebep olduğu, karnındaki krampları rahatlatabilmem için avuçlarıma ihtiyacım var.' 'Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikayeler anlatabilmem için ağzıma ihtiyacım var.' 'Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem, merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin - gençliğinde senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım var.' 'Ama seni benden daha fazla seven biri varsa, evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir tanem.' Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer dağılıyordu. Göz yaşlarım mektuba düşüyordu. 'Mektubu okuduysan ve kalbin ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütle kapıda bekliyorum.' Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi. Artık çok iyi biliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçeği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim. Bu gerçek aşktı. İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz. Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil... Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz... Ama hep oralarda bir yerdedir. Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

Hayat tam da böyle bir şeydir.

25.Mayıs.2009, 23:49
PAYLASIM ICIN TESEKKURLER SAYGI VE SEVGILER

26.Mayıs.2009, 06:57
işte,ilk heyecan ilk hareket zamanla kendini monoton bir hayata bırakmıyormu.yani herşey rayına oturuyor demektir bence.herşey ilk günkü gibi gülüm balım olmaz.hayat böyle devam etmez.ev geçindirme derdi,kira derdi,çocukların ihtiyacı falan derken o ilk günkü canlılığınızdan eser kalmıyor.bana göre gerçekler.ama yukarıda okuduğumuz kadın misali bunu anlayamayan kadın sayısı çoktur eminim.yani rahat mı battı acaba......

Recep DÖNMEZ
26.Mayıs.2009, 07:37
İsmail Kardeşim! güzel ve anlamlı,bir o kadarda
duygusal vede ders alınması gereken paylaşımın için
teşekkür ederim.
Gerçekten de her evliliğin(bazıları birliktelik der ya) zaman
geçtikçe heyecanının azaldığı,romantızmin azaldığı muhakkaktır.
Ama hikayedeki misal görsel olarak bu böyle isede insanların
içlerindeki heyecan,aşk,romantizm aslında çok ta azalmamakta...
Ancak hayat şartları,yaş ilerlemesi ve olgunluk,aile hayatı,çoluk çocuk
gibi birçok hayatın doğal akışı içerisindeki etkenler nedeni ile
böyle görünmektedir.
Düşünebiliyormusunuz 45-50 yaşlarındaki eşlerin 20-25 yaşlarındaki
eşler gibi davranışlar sergilediğini,ilk önce çevre bu durumu abes
karşılar,aslında bu çiftlerin içlerinde ilk günlerin heyecanının,romantıkliğinin
olduğuna inanıyorum.
Tabi bu durumlarda insanlar hayat arkadaşlarına hala ilk günlerin heyecanının
devam ettiği izlenimlerini vermeli ...
Uçurumun ucundaki çiçeği kopartıp getiremezse de zaman zaman çiçekçiden
bir demet gül,doğadan rengarenk çiçekler toplayıp hayat arkadaşına sunmalı,
zaman zaman susamlı ekmek ve taze süt alıp kapıda beklemeli.....
Tüm çiftlere ömür boyu beraberlik,sağlık,mutluluk ve huzurlu bir aile hayatı dileklerimle....
Saygılar......

Mehmet Ardilli
26.Mayıs.2009, 09:06
Aşk aşığı varsa, sevgi seveni varsa, insan dostu varsa yaşar. Aşk; sevgi ve dostluktan mayalanmış bir tutkunun saygıyla donatılmış bir yüzüdür:))

unforgiven
26.Mayıs.2009, 10:30
Allah razı olsun abilerim ilginize çok teşekkür ederim...

Saygılarımla...