23.Haziran.2009, 07:05
MERSİNET ÇAYIRI
1981 senesinin soğuk bir kış gecesi. Ava gitme heyecanından, yataktan kakma zamanı olan sabah 03,30 sularına kadar uyuyamadığım gecelerden birisi daha. Dört yoldan Karadeveci ’nin İzmir’e gidecek olan 04,30 otobüsünde İbrahim Ardıç ( Yetim dayı ) ve Ali Rıza Uzunay amca ile beraber üç avcıydık. Mersinet köyü ( Şimdiki adı Pınarcık ) önünde indik , bir çok avcının unutamayıp doyumsuz avlar yaptığı Bafa Gölü , Mersinet çayırı avlağına gidiyoruz. Ayaklarımız da aşağıya doğru sıvanıp toparlanmış bir vaziyette kasık çizmeleri, sırtımızda av çantamız , kumanyamız elde tüfek, belimizde fişeklik İki pilli el fenerlerimizin ışığında dört kilometrelik yolun nasıl bittiğini anlayamamış , yirmi dakikada gölün kıyısına varmıştık. Hareket halinde olmamıza rağmen Ocak ayının o buz gibi ayazı iliklerimizi donduruyordu. Gölün suyu o sene aşırı yağan yağmurlar neticesinde iyice yükselmiş , yazın civar köylülerinin konakladığı tek odalı evlerin yarısına kadar su basmış ve kenar tarafları buz tutmuştu , su derinliği sabah geçidi için bekleyeceğimiz yerlerde kasık çizmelerimizin boyunun yarısını geçer vaziyete idi . Sabah avında ördeklerin geçit noktalarını tutmak için ,mecburen o soğukta suyun içinde bekleyecektik. Kıyıya yakın ılgın ve sazlıklara girip görüşü engelleyen yüksekçe dalları kesip beklemeye başladım.Bu arada Yetim dayıda botuna binip , gölün içerisine doğru bulunan sazlıklardan birisine girdi. Ali Rıza amcada bana yakın bir sazlığa girmişti. Hava daha zifiri karanlık, Göl henüz uyanmamış İşte o an geldi sabırsızlıkla beklediğimiz şafağın ilk ışıkları , Beşparmak dağlarının güzelliklerini gözler önüne seriyor ve Kapıkırı köyünün camisinde okunan sabah ezanın sesi , dağlarda yankılanıyordu. Ezan biter bitmez sanki start verilmiş gibi uyanan gölün sularını, inleterek kopup gelen kanat sesleri:
Fi fi fi fi fi...
O kadar dikkatli bakmama rağmen ördekleri bir türlü göremiyordum belli ki az daha zamanı vardı.
Çok beklemeden ortalık görünmeye başladı. Ve tüfek sesleri , namlunun ucundan gökyüzünün alaca karanlığına uzanan kara barutun dumanla karışık alevleri ...
Tüfekler peş peşe patlıyor, Göl inliyor, Serçin köyü kıyısından itibaren başlayıp , adeta karşımızda bir gökdelen gibi yükselen Beşparmak dağları inliyor. Aralıklarla atış yapıyorum, fakat vurulan bir şey yok, bu arada üzerime gelen bir boz ördeğe atışımı yapıyorum, düşürüyorum ,fakat o da kanadı kırık vaziyette, doğru Yetim dayının durmuş olduğu sazlığın önüne düşüyor , kaçmaya çalışıyor , ve rahmetlinin tek tüfeğinin namlusundan alevle karışık duman uzanıyor,kaçmaya çalışan hayvan bu kez sulara kapanıp kalıyor...
İbrahim amca vurulan ördeği alıp kümesine dönerken sesleniyorum ;
- Ne yapıyorsun Yetim Dayı , ördeği ben vurmadım mı ? ” Rahmetli hemen cevap veriyor;
- Madem ördeği sen vurdun , o zaman bu ördek senin çantada olur !..
Aldığım cevap karşısında afallamıştım, ne diyeceğimi düşünürken, bu sefer benim yakınımda bulunan ve yaşananların baştan sona takipçisi olan rahmetli
Ali Rıza amcanın sesi duyuldu ;
-Oğlum Mustafa , Yetim Dayın doğru söylüyor, Çünkü su avlarında , vurmuş olduğun av çantaya girmeden senin değildir !.. “
Bunu avcılık yaşamım boyunca hiç aklımdan çıkarmadım ve su avlarında her zaman kulağıma küpe oldu !
Her ikisinin yattığı yer nur , toprakları bol olsun. Hoşçakalın
m.ozkanmilas@hotmail.com
1981 senesinin soğuk bir kış gecesi. Ava gitme heyecanından, yataktan kakma zamanı olan sabah 03,30 sularına kadar uyuyamadığım gecelerden birisi daha. Dört yoldan Karadeveci ’nin İzmir’e gidecek olan 04,30 otobüsünde İbrahim Ardıç ( Yetim dayı ) ve Ali Rıza Uzunay amca ile beraber üç avcıydık. Mersinet köyü ( Şimdiki adı Pınarcık ) önünde indik , bir çok avcının unutamayıp doyumsuz avlar yaptığı Bafa Gölü , Mersinet çayırı avlağına gidiyoruz. Ayaklarımız da aşağıya doğru sıvanıp toparlanmış bir vaziyette kasık çizmeleri, sırtımızda av çantamız , kumanyamız elde tüfek, belimizde fişeklik İki pilli el fenerlerimizin ışığında dört kilometrelik yolun nasıl bittiğini anlayamamış , yirmi dakikada gölün kıyısına varmıştık. Hareket halinde olmamıza rağmen Ocak ayının o buz gibi ayazı iliklerimizi donduruyordu. Gölün suyu o sene aşırı yağan yağmurlar neticesinde iyice yükselmiş , yazın civar köylülerinin konakladığı tek odalı evlerin yarısına kadar su basmış ve kenar tarafları buz tutmuştu , su derinliği sabah geçidi için bekleyeceğimiz yerlerde kasık çizmelerimizin boyunun yarısını geçer vaziyete idi . Sabah avında ördeklerin geçit noktalarını tutmak için ,mecburen o soğukta suyun içinde bekleyecektik. Kıyıya yakın ılgın ve sazlıklara girip görüşü engelleyen yüksekçe dalları kesip beklemeye başladım.Bu arada Yetim dayıda botuna binip , gölün içerisine doğru bulunan sazlıklardan birisine girdi. Ali Rıza amcada bana yakın bir sazlığa girmişti. Hava daha zifiri karanlık, Göl henüz uyanmamış İşte o an geldi sabırsızlıkla beklediğimiz şafağın ilk ışıkları , Beşparmak dağlarının güzelliklerini gözler önüne seriyor ve Kapıkırı köyünün camisinde okunan sabah ezanın sesi , dağlarda yankılanıyordu. Ezan biter bitmez sanki start verilmiş gibi uyanan gölün sularını, inleterek kopup gelen kanat sesleri:
Fi fi fi fi fi...
O kadar dikkatli bakmama rağmen ördekleri bir türlü göremiyordum belli ki az daha zamanı vardı.
Çok beklemeden ortalık görünmeye başladı. Ve tüfek sesleri , namlunun ucundan gökyüzünün alaca karanlığına uzanan kara barutun dumanla karışık alevleri ...
Tüfekler peş peşe patlıyor, Göl inliyor, Serçin köyü kıyısından itibaren başlayıp , adeta karşımızda bir gökdelen gibi yükselen Beşparmak dağları inliyor. Aralıklarla atış yapıyorum, fakat vurulan bir şey yok, bu arada üzerime gelen bir boz ördeğe atışımı yapıyorum, düşürüyorum ,fakat o da kanadı kırık vaziyette, doğru Yetim dayının durmuş olduğu sazlığın önüne düşüyor , kaçmaya çalışıyor , ve rahmetlinin tek tüfeğinin namlusundan alevle karışık duman uzanıyor,kaçmaya çalışan hayvan bu kez sulara kapanıp kalıyor...
İbrahim amca vurulan ördeği alıp kümesine dönerken sesleniyorum ;
- Ne yapıyorsun Yetim Dayı , ördeği ben vurmadım mı ? ” Rahmetli hemen cevap veriyor;
- Madem ördeği sen vurdun , o zaman bu ördek senin çantada olur !..
Aldığım cevap karşısında afallamıştım, ne diyeceğimi düşünürken, bu sefer benim yakınımda bulunan ve yaşananların baştan sona takipçisi olan rahmetli
Ali Rıza amcanın sesi duyuldu ;
-Oğlum Mustafa , Yetim Dayın doğru söylüyor, Çünkü su avlarında , vurmuş olduğun av çantaya girmeden senin değildir !.. “
Bunu avcılık yaşamım boyunca hiç aklımdan çıkarmadım ve su avlarında her zaman kulağıma küpe oldu !
Her ikisinin yattığı yer nur , toprakları bol olsun. Hoşçakalın
m.ozkanmilas@hotmail.com