08.Şubat.2008, 07:48
AVCILIK AŞKI
Çevremdeki büyüklerimin bir çoğunun avcı olmasından olsa gerek , bende çok küçük yaşlarda avcılığa merak sarmaya başladım. İlk av silahım sapandı. Ava giderken biri elimde diğeri boynumda olmak üzere çift sapan taşırdım, birinin lastiği kopar ise diğerini kullanmak için. Uçar avını sapanla öğrendim desem yalan olmaz. 15 yaşıma geldiğimde , haftada 10 lira taksitle ,750 liraya ilk tüfeğim olan ,Huğlu marka ,16 tek kırmayı aldım. Ve günlerce gece yatağımın yanı başında bu tek kırma ile yattım. Hayatının büyük bir bölümünü avlaklarda , özellikle ördek gümelerinde geçirmiş olan sevgili babacığım , önceleri tüfek almama çok kızmışsa da ,
zaman geçtikçe beni de yavaş ,yavaş yanında ava götürmeye başlamıştı.
Ateş bacayı sarmış, bundan sonra o önüne geçilmez tutku başlamıştı. Çok kısa bir süre sonra , fişekleri kendim doldurmaya başladım. O yıllarda av malzemesi sıkıntısı vardı. 50 gram dumansız barut almak için , av bayisin-den barutun yanında bir sürü malzeme almak zorunda kalırdık. Kapsül zaten yoktu, Babam oyuncak tabanca mantarından kapsül yapmayı öğretti,
hatta bir ara boru kurşunlarından saçma döktük , semercilerden aldığımız çıkıntı keçelerden tapa kestik .Bunları yapmak bize çok eğlenceli gelirdi. Tüfekle ilk defa ava çıktığım yıllarımda , gençliğimin ve acemiliğimin verdiği hırs ve doyumsuzlukla benimde hatalarım elbette oldu , fakat bu bilmeden ve hilesiz bir şekilde cereyan etti, büyüklerimden duyduğum kadarı ile, bilmeden yapılan yanlış hatadır, doğal karşılanıp affedilebilir, ancak bile, bile bu yanlışlara devam ettik mi , işte o affedilmez... Ben bu yanlışları bırakalı uzun yıllar oldu , o zaman yaptıklarımı ise bir türlü kendime yediremedim ve bunları tecrübe eksikliği ve cahilliğime bağlıyorum, ama belirli bir olgunluğa erişince avcılığın kurallarına uymaya gayret göstermeye başladım , ve geçen yıllar içinde gördüklerim ve yaşadıklarım beni yasalara saygılı ,yasaklara duyarlı, yeri geldiğinde avcı, yeri geldiğinde korumacı yaptı. İnanın av yaşamı bambaşka bir yaşam , bundan kopmak bence mümkün değil, tabiata ve içindeki yaban hayatına aşık birisi olarak satırlarıma büyüklerimden duyduğum bir fıkrayla noktalamak geldi içimden.
Yaşı hayli ilerlemiş bir avcıya sormuşlar ; Avcılığı ne zaman bırakacaksın?
Artık yaşını başını aldın.
O da ; Avcılığı ne zaman bırakacağımı bana sormayın, çünkü ne zaman öleceğimi bende bilmiyorum demiş...
Hoşçakalın , sağlıcakla kalın.
Mustafa ÖZKAN / MİLAS
Çevremdeki büyüklerimin bir çoğunun avcı olmasından olsa gerek , bende çok küçük yaşlarda avcılığa merak sarmaya başladım. İlk av silahım sapandı. Ava giderken biri elimde diğeri boynumda olmak üzere çift sapan taşırdım, birinin lastiği kopar ise diğerini kullanmak için. Uçar avını sapanla öğrendim desem yalan olmaz. 15 yaşıma geldiğimde , haftada 10 lira taksitle ,750 liraya ilk tüfeğim olan ,Huğlu marka ,16 tek kırmayı aldım. Ve günlerce gece yatağımın yanı başında bu tek kırma ile yattım. Hayatının büyük bir bölümünü avlaklarda , özellikle ördek gümelerinde geçirmiş olan sevgili babacığım , önceleri tüfek almama çok kızmışsa da ,
zaman geçtikçe beni de yavaş ,yavaş yanında ava götürmeye başlamıştı.
Ateş bacayı sarmış, bundan sonra o önüne geçilmez tutku başlamıştı. Çok kısa bir süre sonra , fişekleri kendim doldurmaya başladım. O yıllarda av malzemesi sıkıntısı vardı. 50 gram dumansız barut almak için , av bayisin-den barutun yanında bir sürü malzeme almak zorunda kalırdık. Kapsül zaten yoktu, Babam oyuncak tabanca mantarından kapsül yapmayı öğretti,
hatta bir ara boru kurşunlarından saçma döktük , semercilerden aldığımız çıkıntı keçelerden tapa kestik .Bunları yapmak bize çok eğlenceli gelirdi. Tüfekle ilk defa ava çıktığım yıllarımda , gençliğimin ve acemiliğimin verdiği hırs ve doyumsuzlukla benimde hatalarım elbette oldu , fakat bu bilmeden ve hilesiz bir şekilde cereyan etti, büyüklerimden duyduğum kadarı ile, bilmeden yapılan yanlış hatadır, doğal karşılanıp affedilebilir, ancak bile, bile bu yanlışlara devam ettik mi , işte o affedilmez... Ben bu yanlışları bırakalı uzun yıllar oldu , o zaman yaptıklarımı ise bir türlü kendime yediremedim ve bunları tecrübe eksikliği ve cahilliğime bağlıyorum, ama belirli bir olgunluğa erişince avcılığın kurallarına uymaya gayret göstermeye başladım , ve geçen yıllar içinde gördüklerim ve yaşadıklarım beni yasalara saygılı ,yasaklara duyarlı, yeri geldiğinde avcı, yeri geldiğinde korumacı yaptı. İnanın av yaşamı bambaşka bir yaşam , bundan kopmak bence mümkün değil, tabiata ve içindeki yaban hayatına aşık birisi olarak satırlarıma büyüklerimden duyduğum bir fıkrayla noktalamak geldi içimden.
Yaşı hayli ilerlemiş bir avcıya sormuşlar ; Avcılığı ne zaman bırakacaksın?
Artık yaşını başını aldın.
O da ; Avcılığı ne zaman bırakacağımı bana sormayın, çünkü ne zaman öleceğimi bende bilmiyorum demiş...
Hoşçakalın , sağlıcakla kalın.
Mustafa ÖZKAN / MİLAS