03.Eylül.2009, 08:32
SÖKE OVASI AŞKI
Milas havalisinde ,Köfteci Çineli Hüsamettin , Terzi Balıkçı Özcan , Kare Mehmet ve sevgili babacığım Aşçı Süleyman , ördek avına aşırı düşkünlüğü ile tanınırlar. Kasım sonlarında soğuklar kendisini göstermeye başladı mı, her Cuma öğleden sonra bağlasan durmazlar ve Söke Ovasına taşınırlar. Orada yaşadıkları güzel av anıları yüzünden olsa gerek, adeta aşıktırlar Söke’nin ovasına !.. Oluşumu gayet basit olsa da tam teşekküllü teşkilatları vardır. Mecan ( ıssız ) ovada geçirecekleri üç gün onlara öyle eğlenceli ve zevkli gelir ki sanki beş yıldızlı otelde tatil yapmaya gidiyor gibi giderler ava... Avdan dönüş Pazar günüdür. Teşkilatlarını sayacak olursak , bunlar ; Naylondan dikme çadır , bağ orağı . küçük tara ,Alüminyum tencere , çaydanlık , birer naylon bardak, battaniye , kumanya ise ; Kuru fasulye, kuru tarhana çorbası , küçük bir şişede zeytin yağı , kuru acı biber, yarım kilo kuzu eti , salça, peynir, zeytin ,soğan,tahin helvası , 2 büyük Yeni Rakı ve yeteri kadar ekmek. Ben vatan görevi için askerdeyim .1979 yılı ,Ocak ayı sonlarında bir Cuma günü öğleden sonra dört avcı arkadaş , Milas- Söke güzergahında çalışan dolmuşlara binip Sarıkemer beldesini geçince meşhur yıkık damın önünde inerler.Eşyalar sarılı, iple bağlı vaziyette omuzlara asılır ve en az 7-8 km. çamurlu yollardan geçerek, güç bela varırlar kargılı mevki ye. Kısa süren bir moladan sonra , herkes görevini ezbere bilir ve yakacak odun , çadırı kurmak için ılgın çubuğu, yerin rutubetini kesmek için çadır içine döşenen gaşak denilen ot gibi gerekli şeyler yapılır. Söke ovasında gece kalmak için en önemli unsur bunlardır. Bunları yapmadığın takdirde , ovanın soğuğunda barınmak mümkün değildir. Naylondan yapma çadırı kurma işi akşam avına yakın bir zamana dek sürer. Eşyalar ve kumanya çadır içine yerleştirilir ve çadırın ağzı kapanır. Akşam avı için her biri ayrı tarlalarda beklerler. Hava sakin olduğu için ördek işlemez , ama gene de nasiplerine bir kirik ördek (civil ) ,birkaç adet sakar meke düşer. Akşam ılgın közünde nar gibi kızaran mekeler rakıya meze olur. Çadırın içinde bu tadına doyulmayan muhabbet sonunda yatılır. Ertesi gün sabah avında ne yazık ki hiç biri umduğunu bulamaz . Çadıra dönüp ateşi yakarlar önce kahvaltı için bol acılı tarhana çorbası yapılıp afiyetle İçilir daha sonra öğle yemeği için akşamdan suya ıslanmış kuru fasulyeler , kuzu etiyle pişmek üzere ateşe konur. Çaylarda içildikten sonra, Çineli sıkı yapmak için çadırın hemen önüne av malzemelerini açar ve 100 gr. Dumansız barutu av çantasının ters yüzüne boşaltır, bu arada ağzında da sigara yanmaktadır. Bunu gören Babam , Çineli Hüsamettin’e ; “ Çömez ! , ağzındaki sigaraya dikkat et, önünde barut var “ demeye kalmaz sigaranın külü barutun üzerine düşer ve barut ateş alır. Sonuçta Çinelinin kaşı , saçları ve bıyıkları hafif bir yanmayla kurtulur. Bir anlık dikkatsizlik sonucu oluşan hata , az daha o güzel av günlerini kabusa dönüştürecektir. Allah’a şükür ki ,olan sadece çadıra olmuş üst kısmında kocaman bir delik açılmış. O vaziyette ki çadırda kalınmayacağı için mecburen eve dönmek için eşyalarını toplarlar.
Bu meşakkatli avlardan bazen bol, bazen de birkaç ördekle dönerler, arada bir boşta döndükleri tabi ki olmuştur.
Avcılık bu, hava bahar havası gibi durgun olur ördek işlemez , soğuk olur ördek başka tarafa işler ,curnata olur bu sefer sıkılar öldürmez , bazen de böyle dikkatsizlik sonucu oluşan hatalar...
Tabi hatanın daha büyüğü ve kötüsü olmaması kaydı ile,kazaları bu kadarı ile savuşturmak işin tek sevinçli yanı Bunlar biz avcıların aşık olduğu AVCILIĞIN yağı , tuzu ve biberidir.
Allah tüm avcı dostları kötü rastlantılardan ve kötülüklerden korusun, sağlıcakla kalın.
Herkese rasgele...
m.ozkanmilas@hotmail.com
Milas havalisinde ,Köfteci Çineli Hüsamettin , Terzi Balıkçı Özcan , Kare Mehmet ve sevgili babacığım Aşçı Süleyman , ördek avına aşırı düşkünlüğü ile tanınırlar. Kasım sonlarında soğuklar kendisini göstermeye başladı mı, her Cuma öğleden sonra bağlasan durmazlar ve Söke Ovasına taşınırlar. Orada yaşadıkları güzel av anıları yüzünden olsa gerek, adeta aşıktırlar Söke’nin ovasına !.. Oluşumu gayet basit olsa da tam teşekküllü teşkilatları vardır. Mecan ( ıssız ) ovada geçirecekleri üç gün onlara öyle eğlenceli ve zevkli gelir ki sanki beş yıldızlı otelde tatil yapmaya gidiyor gibi giderler ava... Avdan dönüş Pazar günüdür. Teşkilatlarını sayacak olursak , bunlar ; Naylondan dikme çadır , bağ orağı . küçük tara ,Alüminyum tencere , çaydanlık , birer naylon bardak, battaniye , kumanya ise ; Kuru fasulye, kuru tarhana çorbası , küçük bir şişede zeytin yağı , kuru acı biber, yarım kilo kuzu eti , salça, peynir, zeytin ,soğan,tahin helvası , 2 büyük Yeni Rakı ve yeteri kadar ekmek. Ben vatan görevi için askerdeyim .1979 yılı ,Ocak ayı sonlarında bir Cuma günü öğleden sonra dört avcı arkadaş , Milas- Söke güzergahında çalışan dolmuşlara binip Sarıkemer beldesini geçince meşhur yıkık damın önünde inerler.Eşyalar sarılı, iple bağlı vaziyette omuzlara asılır ve en az 7-8 km. çamurlu yollardan geçerek, güç bela varırlar kargılı mevki ye. Kısa süren bir moladan sonra , herkes görevini ezbere bilir ve yakacak odun , çadırı kurmak için ılgın çubuğu, yerin rutubetini kesmek için çadır içine döşenen gaşak denilen ot gibi gerekli şeyler yapılır. Söke ovasında gece kalmak için en önemli unsur bunlardır. Bunları yapmadığın takdirde , ovanın soğuğunda barınmak mümkün değildir. Naylondan yapma çadırı kurma işi akşam avına yakın bir zamana dek sürer. Eşyalar ve kumanya çadır içine yerleştirilir ve çadırın ağzı kapanır. Akşam avı için her biri ayrı tarlalarda beklerler. Hava sakin olduğu için ördek işlemez , ama gene de nasiplerine bir kirik ördek (civil ) ,birkaç adet sakar meke düşer. Akşam ılgın közünde nar gibi kızaran mekeler rakıya meze olur. Çadırın içinde bu tadına doyulmayan muhabbet sonunda yatılır. Ertesi gün sabah avında ne yazık ki hiç biri umduğunu bulamaz . Çadıra dönüp ateşi yakarlar önce kahvaltı için bol acılı tarhana çorbası yapılıp afiyetle İçilir daha sonra öğle yemeği için akşamdan suya ıslanmış kuru fasulyeler , kuzu etiyle pişmek üzere ateşe konur. Çaylarda içildikten sonra, Çineli sıkı yapmak için çadırın hemen önüne av malzemelerini açar ve 100 gr. Dumansız barutu av çantasının ters yüzüne boşaltır, bu arada ağzında da sigara yanmaktadır. Bunu gören Babam , Çineli Hüsamettin’e ; “ Çömez ! , ağzındaki sigaraya dikkat et, önünde barut var “ demeye kalmaz sigaranın külü barutun üzerine düşer ve barut ateş alır. Sonuçta Çinelinin kaşı , saçları ve bıyıkları hafif bir yanmayla kurtulur. Bir anlık dikkatsizlik sonucu oluşan hata , az daha o güzel av günlerini kabusa dönüştürecektir. Allah’a şükür ki ,olan sadece çadıra olmuş üst kısmında kocaman bir delik açılmış. O vaziyette ki çadırda kalınmayacağı için mecburen eve dönmek için eşyalarını toplarlar.
Bu meşakkatli avlardan bazen bol, bazen de birkaç ördekle dönerler, arada bir boşta döndükleri tabi ki olmuştur.
Avcılık bu, hava bahar havası gibi durgun olur ördek işlemez , soğuk olur ördek başka tarafa işler ,curnata olur bu sefer sıkılar öldürmez , bazen de böyle dikkatsizlik sonucu oluşan hatalar...
Tabi hatanın daha büyüğü ve kötüsü olmaması kaydı ile,kazaları bu kadarı ile savuşturmak işin tek sevinçli yanı Bunlar biz avcıların aşık olduğu AVCILIĞIN yağı , tuzu ve biberidir.
Allah tüm avcı dostları kötü rastlantılardan ve kötülüklerden korusun, sağlıcakla kalın.
Herkese rasgele...
m.ozkanmilas@hotmail.com