08.Aralık.2009, 12:56
AVCILIĞIN CEREMESİ
Bir gün önceden Ören Beldesine bağlı Gürceğiz köyünden Mustafa Yılmaz cep telefonunda heyecanlı bir şekilde haber veriyordu “ Başganım dala daşla bıldırcınla dolu “ bende “ Tamam Mustafa yarın sabah oradayız sen bizi Akçakaya köyünde bekle “ dedim telefonu kapattım.
12 Eylül 2009 Cumartesi günü sabah 05,30 da Güllük Mavi Tatil Köyü sahibi Burak Çelik ile Beçin yol kavşağında buluştuk, o gün için köpeğim Lusi’yi yanıma almamıştım , sebebine gelince bir hafta önce dernek üyesi avcı bir arkadaşın köpeğini gideceğimiz avlakta yılan sokmuş, kurtaramadılar ! Yazık olmuş hayvana ... Ben de çekindim köpeğimi ava götürmeye , Burak ‘ta köpeği Paşa ’yı bu sebepten yanına almadı, iyi ki götürmemişiz az kalsın ben de bir yılanın üstüne basıyordum ! Yola çıktığımızda hava çakır yıldızdı Ören Beldesi, Bayır köyüne vardığımızda hava hafiften çiselemeye başladı,yola bu şekilde devam ettik Akçakaya köyüne varır varmaz hava patladı , gündüzleri kapalı olan köy kahvesi önüne zor geldik , baktık av arkadaşımız Mustafa ıslanmamak için Şaçak altına girmiş bizi bekliyor , yağmur o kadar şiddetliydi ki ne biz arabadan inebildik , ne de arkadaşımız sığınaktan çıkabildi , bir süre sonra yağış hafifledi Mustafa arabaya bindi yola devam ettik, avlanacağımız mıntıkaya geldiğimizde yakın zamanda görmediğim bir şekilde yağmur yağmaya başladı ve bu sağanak yarım saat civarında sürdü , bulutlar yükselmişti hemen hazırlanıp avlağa girdik , dağın yamacını baştan aşağı gezdik tık yok ,bu arada Burak seslendi “Başkanım bir şey yok ,istersen dönelim “ diye . Ben de “Tamam oğlum dönelim “ der demez önümden bir bıldırcın kalktı attım kanat kırığı düştü bir kovuğa girmesin diye hemen koştum fişek attığım yerden otuz metre kadar aşağıda zorlukla yakaladım, geriye dönerken bir dakika önce üzerine basıp geçtiğim çıtır dikenin içinden bir tane daha bıldırcın kalktı onu da düşürdüm, avlağın sonuna gelmiştik biraz daha ilerleyip tekrar gerisin geriye döndük bu sefer Mustafa Yılmaz’ın önünden beş tane bıldırcın kalktı , ikisini vurdu diğerleri atım vermedi, benim önümden iki tane daha kalktı onlarda torbaya girdi fakat Burak’ın önünden bir tek kalkmamış dolayısıyla tüfekte atamamış haliyle canı biraz sıkkındı , ona doğru dönüp “ Burada pek kuş yok , bir gün önce Gürceğiz köyünde bıldırcın çokmuş isterseniz oraya gidelim. “ Bu önerim kabul gördü, tekrar arabaya binip dönüşe geçtik köyün çıkışındaki mezarlığın önünde durduk , arabadan inince mezarlık içerisindeki çitlembik ağaçlarından onlarca sarı asma uçtu yıllardır tek sarı asmaya rastlamamıştım bu güzel kuşların uçuşlarını doyasıya seyrettik, aşağı yukarı 45 senedir avcılıkla iç içeyim ilk kez sayıca bu kadar çok sarı asma görmüştüm !
- Hemen tüfek ve teçhizatımızı kuşanıp dağın yamacına doğru yürüdük ,bir gün önceden her çalının dibinden bıldırcın kalktığını duyduğumuz yamaca vardığımızda avcı kolu dağılıp ilerlemeye başladık , belki de yarım saat bıldırcın aradık tık yok ! Bu arada yağmurda tek tük atıştırmaya başlamıştı , baktım üzerimize doğru kara bir bulut gelmekte belli ki hava yağacaktı , şöyle bir etrafıma bakındım gizlenecek bir yer var mı ? Diye, sadece 200 metre kadar önümüzde boyu bodur fakat gövdesi ve dalları çok kalın olan Pinar ağacı var ( Meşe ) arkadaşlara seslendim “ Arkadaşlar Yağmur bastıracak karşımızdaki büyük ağaca doğru yürüyün “ ağaca varamadan yağmur bardaktan boşanırcasına tepemize bindirdi , asırlık ağacın iri ve enli dalları bizi koruyordu bu şekilde beklerken bizim gibi yağmurdan kaçarak pinar ağacı altına sığınmak için beş avcı arkadaş daha geldi , bir anda bir ağacın altında 8 kişi olduk yağış azalacağına her geçen dakika daha da şiddetini arttırıyordu , bir süre sonra akan sulardan ağacın altında da durulmaz oldu, mecburen dönüşe geçtik dağa çıktığımız patika yollar dönüşte dere olmuştu... Botlarımızın içi su dolu bir vaziyette aşağıya binbir güçlükle indik, arabaya vardığımızda iliklerimize kadar ıslanmıştık , işte avcılığın ceremesi de bu olsa gerek , yaş giysilerle evlere döndük.
- Üç gün önceki yaşadığımız rezilliği sanki biz çekmemiş gibi 16.09.2009 Çarşamba günü Burak Çelik ile gene yollardayız tabi bıldırcın avlayacağız umudu ile... Avlağa girdik on metre ilerlemeden Burak’ın önünden kalkan ilk bıldırcın havada söndü. Sevindik demek ki kuş vardı , o gün için güzel av yapıyorduk limitleri doldurmaya az kalmıştı, saat 09,30 sularıydı sanırım yan tarafımdan bir bıldırcın kalktı attım düştü , düşürdüğüm yere giderek kuşu almak için yere eğildim ve bir anda neye uğradığımı şaşırdım , Eşek Arısı yuvasının içine girmişim başımdaki oranj renkli şapka onları kızdırmaya yetmişti , çünkü geçen yıl aynı tarihlerde bu şapka Bal arılarını da kızdırmış beni 15 yakın Bal arısı sokmuştu ! Her yanımı Eşek arıları sardı ve ben deliler gibi kaçıyordum ama peşimi bırakmıyorlardı , başımdaki şapkayı fırlatıp attığım halde kurtulamıyordum , yerlere yattım gene olmadı fırsatını bulan iğnesini batırıyordu , son çare bir Ahlat ağacının ( Deli Armut ) altına girdim ağacın dikenli olmasından mı nedir ? Eşek Arılarından kurtulmuştum , kurtulmuştum ama bir tane alnımdan iki tane kolumdan sokmuşlardı , arkadaşlar geldi arıların soktuğu yeri sıktılar , Mustafa Yılmaz’ın işi Arıcılık , az çok bu konuda tecrübeli hemen gidip bir incir ağacından dal koparıp geldi yapraklarının sütünü arıların soktuğu yere sürdü hemen arabaya döndük arıların soktuğu yerler dayanılmaz acıyordu , Milas’a geldik doktorluk olduk , ilaç aldığım halde ertesi gün her tarafım şişmişti bir kaç gün bu sıkıntıyı çektik , işte sevgili okurlarım avcılık bu insanın başına ne geleceği belli olmaz daha kötüsü olabilirdi...
22 Eylül 2009 sabahı saat 06 , birkaç gün önce çekilen acı ve ceremeyi ben yaşamamışım gibi içim kıpır,kıpır bir vaziyette av için gene yollardayım...
Tüm avcı dostlara rasgele.
Bir gün önceden Ören Beldesine bağlı Gürceğiz köyünden Mustafa Yılmaz cep telefonunda heyecanlı bir şekilde haber veriyordu “ Başganım dala daşla bıldırcınla dolu “ bende “ Tamam Mustafa yarın sabah oradayız sen bizi Akçakaya köyünde bekle “ dedim telefonu kapattım.
12 Eylül 2009 Cumartesi günü sabah 05,30 da Güllük Mavi Tatil Köyü sahibi Burak Çelik ile Beçin yol kavşağında buluştuk, o gün için köpeğim Lusi’yi yanıma almamıştım , sebebine gelince bir hafta önce dernek üyesi avcı bir arkadaşın köpeğini gideceğimiz avlakta yılan sokmuş, kurtaramadılar ! Yazık olmuş hayvana ... Ben de çekindim köpeğimi ava götürmeye , Burak ‘ta köpeği Paşa ’yı bu sebepten yanına almadı, iyi ki götürmemişiz az kalsın ben de bir yılanın üstüne basıyordum ! Yola çıktığımızda hava çakır yıldızdı Ören Beldesi, Bayır köyüne vardığımızda hava hafiften çiselemeye başladı,yola bu şekilde devam ettik Akçakaya köyüne varır varmaz hava patladı , gündüzleri kapalı olan köy kahvesi önüne zor geldik , baktık av arkadaşımız Mustafa ıslanmamak için Şaçak altına girmiş bizi bekliyor , yağmur o kadar şiddetliydi ki ne biz arabadan inebildik , ne de arkadaşımız sığınaktan çıkabildi , bir süre sonra yağış hafifledi Mustafa arabaya bindi yola devam ettik, avlanacağımız mıntıkaya geldiğimizde yakın zamanda görmediğim bir şekilde yağmur yağmaya başladı ve bu sağanak yarım saat civarında sürdü , bulutlar yükselmişti hemen hazırlanıp avlağa girdik , dağın yamacını baştan aşağı gezdik tık yok ,bu arada Burak seslendi “Başkanım bir şey yok ,istersen dönelim “ diye . Ben de “Tamam oğlum dönelim “ der demez önümden bir bıldırcın kalktı attım kanat kırığı düştü bir kovuğa girmesin diye hemen koştum fişek attığım yerden otuz metre kadar aşağıda zorlukla yakaladım, geriye dönerken bir dakika önce üzerine basıp geçtiğim çıtır dikenin içinden bir tane daha bıldırcın kalktı onu da düşürdüm, avlağın sonuna gelmiştik biraz daha ilerleyip tekrar gerisin geriye döndük bu sefer Mustafa Yılmaz’ın önünden beş tane bıldırcın kalktı , ikisini vurdu diğerleri atım vermedi, benim önümden iki tane daha kalktı onlarda torbaya girdi fakat Burak’ın önünden bir tek kalkmamış dolayısıyla tüfekte atamamış haliyle canı biraz sıkkındı , ona doğru dönüp “ Burada pek kuş yok , bir gün önce Gürceğiz köyünde bıldırcın çokmuş isterseniz oraya gidelim. “ Bu önerim kabul gördü, tekrar arabaya binip dönüşe geçtik köyün çıkışındaki mezarlığın önünde durduk , arabadan inince mezarlık içerisindeki çitlembik ağaçlarından onlarca sarı asma uçtu yıllardır tek sarı asmaya rastlamamıştım bu güzel kuşların uçuşlarını doyasıya seyrettik, aşağı yukarı 45 senedir avcılıkla iç içeyim ilk kez sayıca bu kadar çok sarı asma görmüştüm !
- Hemen tüfek ve teçhizatımızı kuşanıp dağın yamacına doğru yürüdük ,bir gün önceden her çalının dibinden bıldırcın kalktığını duyduğumuz yamaca vardığımızda avcı kolu dağılıp ilerlemeye başladık , belki de yarım saat bıldırcın aradık tık yok ! Bu arada yağmurda tek tük atıştırmaya başlamıştı , baktım üzerimize doğru kara bir bulut gelmekte belli ki hava yağacaktı , şöyle bir etrafıma bakındım gizlenecek bir yer var mı ? Diye, sadece 200 metre kadar önümüzde boyu bodur fakat gövdesi ve dalları çok kalın olan Pinar ağacı var ( Meşe ) arkadaşlara seslendim “ Arkadaşlar Yağmur bastıracak karşımızdaki büyük ağaca doğru yürüyün “ ağaca varamadan yağmur bardaktan boşanırcasına tepemize bindirdi , asırlık ağacın iri ve enli dalları bizi koruyordu bu şekilde beklerken bizim gibi yağmurdan kaçarak pinar ağacı altına sığınmak için beş avcı arkadaş daha geldi , bir anda bir ağacın altında 8 kişi olduk yağış azalacağına her geçen dakika daha da şiddetini arttırıyordu , bir süre sonra akan sulardan ağacın altında da durulmaz oldu, mecburen dönüşe geçtik dağa çıktığımız patika yollar dönüşte dere olmuştu... Botlarımızın içi su dolu bir vaziyette aşağıya binbir güçlükle indik, arabaya vardığımızda iliklerimize kadar ıslanmıştık , işte avcılığın ceremesi de bu olsa gerek , yaş giysilerle evlere döndük.
- Üç gün önceki yaşadığımız rezilliği sanki biz çekmemiş gibi 16.09.2009 Çarşamba günü Burak Çelik ile gene yollardayız tabi bıldırcın avlayacağız umudu ile... Avlağa girdik on metre ilerlemeden Burak’ın önünden kalkan ilk bıldırcın havada söndü. Sevindik demek ki kuş vardı , o gün için güzel av yapıyorduk limitleri doldurmaya az kalmıştı, saat 09,30 sularıydı sanırım yan tarafımdan bir bıldırcın kalktı attım düştü , düşürdüğüm yere giderek kuşu almak için yere eğildim ve bir anda neye uğradığımı şaşırdım , Eşek Arısı yuvasının içine girmişim başımdaki oranj renkli şapka onları kızdırmaya yetmişti , çünkü geçen yıl aynı tarihlerde bu şapka Bal arılarını da kızdırmış beni 15 yakın Bal arısı sokmuştu ! Her yanımı Eşek arıları sardı ve ben deliler gibi kaçıyordum ama peşimi bırakmıyorlardı , başımdaki şapkayı fırlatıp attığım halde kurtulamıyordum , yerlere yattım gene olmadı fırsatını bulan iğnesini batırıyordu , son çare bir Ahlat ağacının ( Deli Armut ) altına girdim ağacın dikenli olmasından mı nedir ? Eşek Arılarından kurtulmuştum , kurtulmuştum ama bir tane alnımdan iki tane kolumdan sokmuşlardı , arkadaşlar geldi arıların soktuğu yeri sıktılar , Mustafa Yılmaz’ın işi Arıcılık , az çok bu konuda tecrübeli hemen gidip bir incir ağacından dal koparıp geldi yapraklarının sütünü arıların soktuğu yere sürdü hemen arabaya döndük arıların soktuğu yerler dayanılmaz acıyordu , Milas’a geldik doktorluk olduk , ilaç aldığım halde ertesi gün her tarafım şişmişti bir kaç gün bu sıkıntıyı çektik , işte sevgili okurlarım avcılık bu insanın başına ne geleceği belli olmaz daha kötüsü olabilirdi...
22 Eylül 2009 sabahı saat 06 , birkaç gün önce çekilen acı ve ceremeyi ben yaşamamışım gibi içim kıpır,kıpır bir vaziyette av için gene yollardayım...
Tüm avcı dostlara rasgele.