PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : LALE BAHCESİ İ AKKAYA



İBRAHİM AKKAYA
23.Şubat.2010, 21:49
[HR]
HERKES DOST OLMAZ

Genç adam artık büyüdüm der gibiydi, çıkışır gibi konuştu:


- Benim de dostlarım var baba!


Baba biliyordu dostun dosttan farkını, alttan aldı:


- Oğul, gerçek dostu bulmak zordur.


Delikanlı ısrarlıydı, onun da bildiği şeyler vardı. Hatta bazı şeyleri babasından iyi bilirdi:



- Benim dostlarım benim için canlarını bile verirler!


Ne kolay söylenmiş bir sözdü bu! Oysa adam ne bedeller ödemişti bunu anlamak için.


- Demek bu kadar güveniyorsun dostlarına…


Oğlunun konuşma tarzı adamın içini burkmuştu biraz, ama renk vermek istemedi. Bir taraftan da onun bu kendinden emin hali hoşuna gitmişti. Kendisi bu yaşında bile kolay kolay yapamazdı bunu. Bir yandan da oğlunun toyluğunu görüyordu. Elbet herkes gibi o da yaşayıp öğrenecekti. Fakat baba sorumluluğu da vardı, bir şeyler yapmalıydı.


- Ne dersin, diye sordu, dostların seni ne kadar seviyor, öğrenelim mi?


Delikanlı altta kalmak istemedi. Dostlarına güveni tamdı ama doğrusu biraz da meraklanmıştı.


- Tamam, dedi, ama nasıl olacak bu iş?


Şefkatle oğlunun gözlerine baktı adam:


- Sen büyükçe bir çuval bul, gerisini bana bırak.


Adam gidip ağıldan bir koyun çıkardı, bahçeye getirip kesti. Oğlunun meraklı bakışlarının arasında koyunu çuvala soktu. Çuvalı delikanlıya uzatırken:


- Şimdi en güvendiğin dostuna git, ben bir adam öldürdüm de. Bakalım ne yapacak, dedi.


Delikanlı sırtına yüklendi kanlı çuvalı. Akşamın karanlığında arka sokaklardan geçerek yürüdü. Bu iş kolay olacaktı. Gidebileceği o kadar çok dostu vardı ki… Rast gele birini seçti. Yürümeye devam etti. Çuvaldan süzülen kan ellerine, boynuna bulaşmıştı. Nihayet dostunun evine vardı. Bir eliyle çuvalı sıkı sıkı tutarken, diğeriyle kapıyı çaldı. Dostu karşısındaydı. Şaşkınlıkla arkadaşının ellerine, yüzüne bakıyor, anlamaya çalışıyordu. Çuvalı fark edince saklanamayacak bir endişeyle sordu:


- Hayırdır, bu da ne?


Delikanlı:


- Birini öldürdüm, diyecekti ki, daha sözünü tamamlayamadan kapı yüzüne kapanıverdi.


Şaşırdı delikanlı. Elinde kanlı çuval, kapının önünde kalakaldı. Tekrar kapıyı çalacak oldu, vazgeçti. Gidebileceği daha bir sürü gerçek dostu vardı nasılsa. Uzaklaşırken döndü, bir kez daha baktı dostunun evine. Perdenin kenarından biri kendisini izliyordu. Aniden perde çekildi, odanın ışığı söndü sonra.
Verilen sözler geldi aklına, dostluk yeminleri, yaşanan onca şey geldi. Babası haklı mıydı yoksa? Bir başka dostunun evinin önünde durdu, ümitliydi bu kez. Fakat yine aynısı oldu. Sonra başkası, bir diğeri…
Gece yarısına kadar omzunda kanlı çuvalla dolaştı durdu delikanlı. Ayakta duracak hali kalmamıştı artık. Kırgın ve öfkeliydi. Çaresiz evin yolunu tuttu. Babasının yüzüne bakmaya utanıyordu. Çuvalı bir kenara bırakırken babasına döndü.


- Sen haklıymışsın, dedi, dünyada gerçek dost yokmuş!
- Belki, dedi adam gülerek, belki de vardır. Şimdi de benim bir dostuma gideceksin. Ben falancanın oğluyum, bir adam öldürdüm diyeceksin. Bakalım ne olacak?


Delikanlı mahcubiyetinden kaçacak yer arıyordu zaten. Seve seve kabul etti. Hem, belki babasının dostuna gittiğinde aynı şeyler olacaktı. Sanki öyle olmasını istiyordu. Gecenin karanlığına daldı, yeniden sokakları arşınlamaya başladı.
Babasının yerini tarif ettiği evin kapısına gelince önce çuvalı bir kenara bırakıp soluklandı delikanlı. Dört yanı bahçeyle çevrili büyük bir evdi burası. Kapıyı çaldı, çuvalı omzuna alıp beklemeye başladı. Kır beş-elli yaşlarında, irice gözlü, hafif şişman, saçları yer yer ağarmış bir adam açtı kapıyı. Delikanlının halinden kötü bir şeyler olduğunu sezinleyerek;


-Hayırdır evlat, dedi, sen kimsin?


Bizimki kendini tanıtıp olan-biteni anlatmaya başlayınca, adam ellerini dudaklarına götürüp:
-Sus, dedi, aman bir duyan olmasın! Gel içeri gir önce.


Hemen bir kazma kürek getirdi. Evin arka tarafındaki lale bahçesine aceleyle bir çukur kazdılar. Gecenin karanlığında çuvalı çukura koyup, üstünü toprakla kapattılar. Taze toprağın üstüne de biraz öteden söktüğü lale fidanlarını dikti adam. Delikanlı elini-yüzünü yıkarken ona yatacak yer hazırladı.
-Bu gece kal evlat, diyordu. Ne olur ne olmaz, sabah olsun gidersin…
Delikanlı adama hayranlıkla bakıyor, kendi dostlarını düşünüp, işte, diyordu, işte gerçek dost!
Bütün ısrarlara rağmen gitmek için müsaade almayı başardı. Bir an önce eve dönüp, babasına, sen haklıymışsın, demek istiyordu.
Yorgundu delikanlı. Omzunda çuval yoktu artık, ama yorgundu. Bu bir tek gecede bütün dostlarını tanıyıvermişti. Yürüyordu. Bir günde birkaç yıl büyümüştü sanki. Uzaktan evlerinin ışığını gördü. Biraz daha yaklaşınca pencerenin önündeki karaltının babası olduğunu fark etti. Koşarak ellerine sarıldı babasının.


-Haklıymışsın, dedi, gerçek dost başka bir şey sen haklıymışsın…

Olan-biteni gülerek dinledi adam.

-Dur bakalım dedi, bu kadar acele etme, hele bir yarın olsun…

Ertesi gün öğlen vakti baba dostunun evine doğru yürürken utanıyordu delikanlı. Bunu nasıl yapacaktı? Babasının neden böyle bir şey istediğine anlam veremiyordu. Gidip o adama herkesin içinde bir tokat atacaktı! Ses çıkarmazsa biraz daha hırpalayacaktı. İyi ama babası neden böyle bir şey yapmasını istemiş olabilirdi? Böyle yaparak neyi anlayacaklardı?
Evin olduğu sokağa geldiğinde işinin biraz daha zor olacağını fark etti. Yüzü kızardı birden. Caminin köşesini dönerken, avluda birilerinin oturduğunu görmüştü. Babasının dostu az sonra olacaklardan habersiz, birkaç ihtiyarla sohbet ederek ezanı bekliyordu.
Cami avlusunda oturanlara doğru yürüdü. Yüzünün, kulaklarının yandığını hissediyordu. Yaklaşıp, oradakilerin şaşkın bakışları arasında adamcağıza bir tokat vurdu. Ama adam bırakın karşılık vermeyi, ses bile çıkarmadı. Bir kez daha kendinden utandı delikanlı ama henüz işi bitmemişti. Tartaklamaya başladı adamı, bir tokat daha vurdu. Adam bir şeyler anlamıştı sanki. Delikanlıyı kollarından tutup kendine doğru çekerek kulağına fısıldadı:


- Evlat, var git babana selam söyle. Biz öyle birkaç tokada lale bahçesini bozmayız…



Evet Dostlar Gerçek Dostluk budur.
Allah(c.c) Gerçek Dostlardan ayırmasın.

ALINT

çetin ekren
23.Şubat.2010, 22:21
ibrahim abi bu hikayeyi yıllar önce bana dedem anlatmıştı ve hala kulağımda küpe niyetine taşırım...çünki bunu kulağına küpe yap demişti...
Allah şükürler olsun belki dostlarımız böyle sınamadık ama ihanet edeceğini düşündüğümüz insanlarada dost demedik...inşallah cenabı hak bizi yanıltmaz...
gerçekten harika bir hikaye ağzına sağlık...
paylaşım içinde ayrıca teşekkürler...

24.Şubat.2010, 08:17
İbret alabilenlere ne mutlu... http://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gif

Recep DÖNMEZ
24.Şubat.2010, 09:51
Abicim! Söylenecek söz kalmamışki bizler...
Sadece bu güzel ve anlamlı paylaşım için teşekkürler.
Hikaye herşeyi açık açık anlatmış ve sonuçlarını göstermiş...
Allah hepimize böyle dostlar nasip etsin...
Saygılar...

Yıldıray İNCE
24.Şubat.2010, 10:28
ibrahim abi ağzına sağlık harika bir hikaye teşekürler.........

cemalreis
24.Şubat.2010, 11:47
Aminnnnnnnnnnnn İbarhim abim amin Rabbim
cümlemize gerçek dostlarla dosluk kurmayı
nasip etsin.Ve hiç birimizin lale bahçesi bozulmasın.

İBRAHİM AKKAYA
25.Şubat.2010, 05:51
http://img412.imageshack.us/img412/3715/resim004i.jpg

İşte lalae bahçemiz iki tokata bozulmaz

25.Şubat.2010, 07:04
İbretlik dünyada ibretlik bir yazı emeklerinize ellerinize sağlık