PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : RIFKI AMCA!!!(R.DÖNMEZ)



Recep DÖNMEZ
04.Mayıs.2010, 11:41
Hikaye biraz uzun,ama vaktinizi ayırıp sonuna kadar okursanız
eğer bu değerli vaktinizi harcadığınıza değecektir mutlaka....

RIFKI AMCA!!!!
Vakit gece yarısı... Ortada ses seda yok... Uzaktan bir iki köpek havlaması duyuluyor o kadar. Rıfkı amcanın yüreği kıpır kıpır... Akşam üzeri hac işlemini birlikte yaptırdığı müstakbel hacı arkadaşlarıyla vedalaşmış, evine gidiyor.
Birkaç gün sonra Allah nasip ederse mukaddes topraklara doğru yola çıkacaklar...
Bu duyguyu ailesi ve çocuklarıyla paylaşmak için aceleci...
Tenha sokakta ilerlerken, loş ışığı henüz sönmemiş bir evin önüne geldiğinde pis bir koku burnunun direğini kırıyor. Öyle pis koku ki, midesi bulanıyor.
"Üüffff!" diyor gayri ihtiyari, "Bu ne pis bir koku Allahım. Leş kokusu bu be..."
Koku sebebiyle sağına soluna bakınırken loş ışıklı pencereden bir ses duyuyor ağlamaklı:
-Anne pişmedi mi daha?
Durup içeriye kulak kabartıyor. Duyduğu ses yüreğini dağlıyor:
-Az daha sabret yavrum. Az kaldı. Bir başka çocuk sesi. Diğer kardeşi olmalı.
-Anne çok acıktım.
-Tamam oğlum pişiyor işte.
Pis koku insanın midesini bulandırıyor. Öğürmemek için çaba gerek. Peki yavrularını teselli etmek isteyen annenin sesindeki mahzunluğa ne demeli... Rıfkı amca duramıyor:
"Ben altmış yaşıma gelmiş bir ihtiyarım. Merak ettim yahu. Bir gidip soracağım." diyor kendi kendine.
O zamanlar terör nerde, öyle anarşist nerde? Kimin aklına gelir art niyet...
Üstelik bir az arattırsan herkes birbirini tanır. Hele Rıfkı amca ki, Erzurum'da bilmeyen çıkmaz.
Biraz da bu cesaretle burnunun direği kırılsa da çalıyor kapıyı. Bir iki tıklatıyor tabii. Sonunda kapı çekingen bir şekilde gıcırtıyla açılıyor. Tamam itte, o let kokusu içerden geliyor. Ama artık merak, kokuyu bastırmıştır. Kapı aralındı işte. Gencecik bir gelin. Otuz otuz beş yaşlarında. Yüzüne yaşmak denilen cilbanını çekmiş kapı aralığından soruyor:
-Kim o?
-Benim kızım, ismim Rıfkı.
-Ne istersiniz?
-Yoldan geçiyordum. Sesler duydum. Halinizi merak ettim yavrum. Müsaade ederseniz bu meraktan kurtulmak istiyorum.

O esnada zaten çocuklar da annelerinin eteğinden tutarak kapı aralığından bu meçhul adama bakıyorlar, niçin geldiğini anlamak istercesine...
Rıfkı amca üstleri başlan loş ışıkta bile per perişan olan bu çocukların halini görünce koy veriyor kendini. Dünyası allak bullak oluyor.
Ne haccın sevinci kalıyor yüreğinde, ne az önceki manevi heyecan. O yürek şimdi bir sorumlulukla sarsılıyor. Bir mü'min olarak, bu gece vakti iki küçük çocukla bu tenha sokakta loş ışığın altında hayat mücadelesi veren bu sahipsiz genç kadının halinden sorumlu hissediyor kendini.
-Kimin kimsen yok mu kızım?
-Yok amca. Kocam öleli iyice naçar kaldım.
-Evine misafir olabilir miyim?
-Buyur gel ama...
Cümlenin sonundaki "ama"nın ne anlama geldiğini çok iyi biliyor Rıfkı amca. "Ne oturtacak misafir odam var, ne ikram edecek bir kahvem" denilmek isteniyor. Ne fark ederdi ki, Rıfrı amca ne misafir köşesine kurulmak ne de kahve içmek istiyor. Onun tek derdi bu kimsesiz ailenin halini öğrenmek.
Öğreniyor tabi. Yüreği kıyım kıyım kıyılarak öğreniyor. Kapıdan içeri girer girmez dayanamayıp soruyor:
-Kızım bu pis koku ne Alla sen.
Susuyor genç kadın. Dudakları titriyor. Gözlerinden aşağı inen yaşları fazla saklayamıyor. Başını kaldırıp şöyle bir bakıyor, gece yarısı belki de Allah tarafından gönderilen nur yüzlü ihtiyara.
—Söyle yavrum çekinme söyle.
-Ölmüş köpek eti amca...
Ardından hıçkırıklarını koy veriyor anne. Başını Rıfkı amcanın omzuna koyup babasına sarılır gibi çaresizliğini anlatıyor:
-Çocuklarım aç amca. Kimsem yok. Ne yapaydım? Kime gideydim... Rıfkı amca tat mı sanki? Kim dayanır o hale? Koskoca adam, çocukluğundan beri ilk kez hıçkırarak ağlıyor, hem de çocuklar gibi:
-Allahım affet... Allahım affet!..
Çocuklar melül melül annesiyle birlikte ağlayan ak saçlı adamın yüzünden aşağı süzülen yaşlara bakadursunlar, Rıfkı amca ani bir kararla anneyi omuzundan tutuyor:
-Tamam kızım, artık ben yanındayım. Sen benim kızımsın, bunlar da torunlarım.
Hemen indir o leşi ocaktan. Bekleyin ben yarım saate kalmaz gelirim.
Kimsede konuşacak hal yok. Rıfkı amca kapıdan çıkar çıkmaz, ardından atlı kovalarcasına koşuyor. Hem koşuyor hem söyleniyor:
-Hacca gitmiyorum bu sene... Hacca gitmiyorum... Allahım affet...
Hacca gitmiyorum...
Kendi evine vardığında evdekilerin yüreği ağzına geliyor. Eyvah, babalarına ne oldu? Öyle ya Rıfkı amcanın göğsü körük gibi inip kalkıyor.
-Baba, bu ne hal.
-Hemen dediğimi yapın!
-Tamam da baba?
Ardından talimatlar yağdırıyor herkese: -Hanım, kullanmadığın ne kadar tabak çanak varsa hepsini çıkart. Yastık yorgan, halı kilim ne varsa çıkartın.
Bu telaş üzerine Rıfkı amcanın diğer çocukları da başına üşüşüyor. Ama baba bu.
Kimse bir isteğim ikileyemez. Öyle bir saygı var o zaman. Rıfkı amca, hem ağlıyor hem oğluna kızına torunlarına emirler yağdırıyor tatlı tatlı:
-Sen badana boya için kireç vs tedarik et; sen keser çekiç çivi falan ayarla.
Sizler yastık yorgan çarşaf çıkartın. Sen un yağ şeker gibi erzak hazırla...
Haydi hemen yola çıkacağız!
"Eyvaah" diyor aile, "Rıfkı amca hac sevdasıyla aklını oynattı."
Çünkü gece gündüz hac için hazırlık yapan bu adam birden ne oldu da bu hale geldi?
"Tamam bu iş burda bitti" diyor aile. Ama bakalım ne olacak?
Yarım saat sonra baba önde, yastık yorgan, mala çekiç, tencere tabak, ailesi ardında. Rıfkı amca yine aynı heyecanla kapıyı tıklatıyor.
"Geldik yavrum, geldik!" diyor.
Rıfkı amcanın ailesi gördüğü manzara karşısında şaşkın. Herkes nerdeyse küçük dilini yutacak. Ama az sonra işin sırrı anlaşılıyor. Bu kez görev taksimatı hemen aracıkta yapılıyor. Mağdur anne ve çocukları hemen Rıfkı amcanın evine misafir olarak götürülüyor. Çocukların yemekleri hazırlanacak. Güzelce yıkanıp temizlenecek ve karınları doyurulacak.
Orda kalanlar da kadıncağızın evini oturacak hale getirecekler.
Sabaha kadar evin altı üstüne getiriliyor. Biri kapıyı pencereyi tamir ediyor. Biri boyayı badanayı başlatıyor. Yastıklar yorganlar yerleştiriliyor. Kilimler seriliyor. Ev sabaha bayram evi gibi hazırlanıyor. Üstelik o gürültüyü ne bir komşu duyuyor, ne kimse rahatsız oluyor, hayret!..
Sabah ezanıyla birlikte herşey tamam... Rıfkı amca ertesi gün huzura kavuşmuş, belli... Sakinleşmiş halde, çocukları tekrar evinde ziyaret ediyor.
Erzak getirilmiş çuval çuval... Ayrıca hacca gitmek için ayırdığı parayı da genç anneye teslim ediyor.
-Amca Allah senden razı olsun. Allah gönlüne göre versin.
Birkaç gün sonra... Hacı adayları yola revan oluyorlar... Rıfkı amca arkadaşlarını yolcu ederken bir garip halde. O mübarek topraklara gidemediği için yüreği buruk. Gerçi çaresiz bir annenin imdadına yetiştiği için de huzurlu.
Bu garip duygularla yol arkadaşlarını uğurlayıp, mahzun bir şekilde arkalarından el sallarken, Rıfkı amcanın çocukları, babalarının bu haline doğrusu çok üzülüyorlar.
İki buçuk ay boyunca hacdan dönen arkadaşlarının yolunu gözlüyor Rıfkı amca. Hiç olmazsa onlardan dinleyecek o mübarek yerleri...
Ama Rıfkı amcanın ailesi bir kere daha şaşıracak. Çünkü hacdan dönen arkadaşlarının soluk aldığı ilk yer Rıfkı amcanın evi. Herkes Rıfkı amcaya gelip, hürmetle elini öpmek için eğiliyor. Rıfkı amca bile şaşkın:
-Hayırdır, hacdan dönen sizsiniz. Ben size gelecekken?
-Sen oradaydın. Bizden sonra nasıl gittin? Bizden önce nasıl döndün Hacı Rıfkı?
-Yanılmış olmayasınız.
-Nasıl yanılırız Hacı Rıfkı, Bize bu yeşil akikleri hediye vermedin mi?
Rıfkı amcanın buğulu gözleri uzak ufuklara dalıp giderken, hacı arkadaşları hala, ellerindeki yeşil akikleri Rıfkı amcaya gösterip onu inandırmaya çalışıyorlardı…..(Alıntı)
Allah hepimize Rıfkı Amca gibi düşünmeyi ve yaşamayı nasip etsin.....
Hepinize selam ve saygılar….

Osman KARATEPE
04.Mayıs.2010, 12:26
Güzel ve anlamlı bir hikayeydi abi saolasın..

Hüseyin ORHAN
04.Mayıs.2010, 12:48
çok duygulandım allah c.c rıfkı amca gibi yaşamamızı nasip etsin inşallah

çetin ekren
04.Mayıs.2010, 16:14
Recep abi dediğin gibi uzunca bir yazı ama inan ben bunun etkisinden bir hafta kurtulamam...
ben bu Rıfkı amcayı nasıl olduda tanımadım yaw...
dört dörtlük bir paylaşım ama inşallah okurlar...

Abdullah ATASOY
04.Mayıs.2010, 16:31
valla millet mal mülk biriktirme peşinde kimse kimsenin haline bakmıyo oysa çevremizde okadar muhtaç varki ama allah ayarlamış mal öbür tarafa geçemiyo kalanlar tarafından talan ediliyo

veyselll
04.Mayıs.2010, 21:28
recep abi harika bir hikaye
türkiyede ekonomik kriz varken hacca gidenlerin geneline bakacak olursak çoğ ikinci yada üçüncüye gidiyor
hatta bazıları 5 yıldızlı hacıya gidiyorlar
konforlu oteller enfes yemekler
hemde israfın haram olduğu islam dininde
allah sonumuzu hayır etsin

05.Mayıs.2010, 07:18
Recep Kardeşim eline saglık. Allah (C.C) Kimseye yokluk göstermesin. Kimseyi açlıkla terbiye etmesin. Muhtaç olanlarıda Rıfkı Amcalarla karşılaştırsın.Selamlar.

Yıldıray İNCE
05.Mayıs.2010, 07:30
teşekürler recep eline emeğine sağlık........

Mesut BÜLBÜL
05.Mayıs.2010, 09:00
Receb kardeşim hakikaten uzun konu olmuş ellerine vede emeklerine sağlık diyorum bizler icin verdiğin bu emeklere duyarsız kalmak mümkün diyil cok güzel örnek bir davranış sergilemiş rıfkı amcamız olması gerekende böyle ama bu zamanda böyle bir insan cok az bulunur diyebilirim allah razı olsun rıfkı amcadan diyorum

İBRAHİM AKKAYA
05.Mayıs.2010, 22:00
İşte benim imzamda yazanın anlamı sadece Hacı olmak için gidilmemeli.
Ben borc bulup hacıya gidenleri tarla satıp hacıya gidenleri biliyorum.
Allah hidayet versin herkese.
Ellerine sağlık yeğenim.http://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gif