PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : kzılderililer...tarih ve yok oluş...



çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:45
http://img714.imageshack.us/img714/1115/112he.jpg

1972 yılında çevrilen The Goatfather (Baba) filmindeki rolu nedeniyle en iyi oyuncu ödülünü Oscar yönetimi altın heykelciği Marlon Brando'ya vermeye kararlaştırır. Ödül töreni açıklandıktan sonra dünyanın sabırsızlık içersinde beklediği heykellerin dağıtıldığı güne gelir. Herkes spot ışıklarının gösterdiği yerden Marlon Brando'nun gelip ödülünü almasını bekler. Derken hiç kimsenin aklına gelmeyen bir olay olur. Brando'nun gelmesini bekleyen Holywood sakinleri karşılarında yüzyıllar öncesi dedelerinin katlederek yok ettikleri bir halkın temsilcisini görünce şaşırıp kalırlar. Marlon Brando Oscar ödülünü reddederek Kızılderililere tarih boyunca yapılan ve devam eden haksızlıkları protesto etmek üzere ödülü reddettiğini açıklar. Ve kaleme aldığı bildiriyi okuması için Kızılderili kadın "Küçük Tüy"ü gönderir ödül törenine. Beyaz adamın ödülünü ilk reddeden kişi unvanını kazanan Marlon Brando bu hareketiyle büyük tepki almasına rağmen yüzyıllar öncesine ait bir olayı tekrar gündeme getirerek Kızılderili ırkına yapılan vahşetin gerçek yüzünü göstermeye çalışır. Brando o kadar bu davayı sahiplenmiştir ki; FBI ve ABD istihbarat örgütlerinin ülkeyi karış karış arayıp, bulmak istedikleri Amerikan yerlileri Hareketi Lideri olan Dennis Banks'ı karavanında ve kendisine ait olan adada aylarca gizler. Brando Kızılderililerin er ya da geç istediklerini elde edeceğine inanır. Brando; "kadınların veya çocukların haklarının genişletilmesine de öncülük etmekle veya tarihi topraklarını geri isteyen İsrail gibi bir devlete hazinesinin kapılarını açmaktan çekinmemiş olmakla övünen bir ülkenin hala kendi yerli halkı için hiç bir şey yapmamış olmasını kabul edilemez" diyerek Oscar ödülü aldığı fakat reddettiği "Baba" filmiyle Kızılderililerin babası olduğunu kanıtlar.


http://img714.imageshack.us/img714/3620/111cg.jpg

HİKAYENİN BAŞLANGICI
Amerika kıtası 12 Ekim 1492'ye kadar üzerinde güneşin batmadığı bir ülkeydi. Coşkun akarsularla kuşatılmış bu verimli topraklar üzerinde yer yüzünün büyük medeniyetlerini kurmuş doğayı katletmeden ondan faydalanmasını öğrenmiş silahı ve savaşı tanımayan ve öldürme nedir bilmeyen insanların yaşadığı ülkeydi Amerika. Araştırmacıların tahmini hesaplarına göre Kristof Kolomp'un Hint adaları sandığı Antil adalarına ayak bastığı tarihte bütün Amerika kıtasının nufüsu 30 ile 50 milyon arasında değişiyordu. Kristof Kolomp seyahatleri boyunca tuttuğu günlüğünde, ilk gördüğü yerlilerin silahsız olduklarını belirterek; "Onlara bir kılıç gösterdim keskin tarafından tuttular ellerini yaraladılar" diyor. Yine Kolomp günlüğünde; "Bunlardan çok iyi hizmetkarlar olur. Sadece elli adamla bütün bu yerlilerin hepsine kolayca boyun eğdirebiliriz ve her istediğimizi yaptırabiliriz" der. Amerika fatihi! Kristof Kolomp ve beraberinde götürdüğü katil, hırsız, çapulcu ve dolandırıcılardan oluşan maceracıların, tanrının adını yaymak ve bilinmeyen toprakları İspanya krallığı adına kutsamak adına çıktıkları kıtada yaptıkları ilk eylem, kılıçlarını kınından Kızılderililere çekmek olmuştu. Kolomp'un yeni toprakları keşif için çıktığı yolculuk, daha çok haçlı seferlerini andırıyordu. Kolomb'un Amerika kıtasında tek bir hedefi bulunuyordu. Zenginliğe ulaşmak Avrupa'da bulunmayan madenlere bir an önce sahip olma isteği ve hırsı.

http://img714.imageshack.us/img714/3691/113wn.jpg

YERLİLERİN KANIYLA YIKANAN ALTINLAR
Kristof Kolomp'un "Altın" sözcüğünün yetmiş beş kez geçtiği seyir günlüğündeki, Kızılderililerle ilk karşılaşmayı okuyalım birlikte "Kadınlar dahil hepsi anadan doğma çıplaktı. Gençtiler. Hiçbirisi otuzun üstünde değildi. Sağlıklı ve biçimli bedenleri bulunuyordu. Yüzleri çok güzeldi. Saçları düz, parlak ve at kuyruğu gibi gürdü. Gözleri koyu renkli ve iriydi. Bacakları düz ve uzun, karınları yağsız ve düzgündü." Görüldüğü gibi Kolomp kendisini esir pazarında gezinen bir tüccar edasıyla gözlem yapıyor.
Kıta yerlilerinin olanakları ölçüsünde kendi rızaları ile İspanyollara verdikleri onlara yetmedi. Yerlilerin geneli zayıftı, ihtiyaç duydukları ve az bir çabayla ürettiklerinden fazlasını ellerinde tutmazlardı. Ayda onar kişilik üç kişiye yeten miktar hristiyan bir İspanyol askerin sadece bir günlük tüketimiydi. İlk önceleri yerliler İspanyolları çok iyi insanlar olduklarını zannetmişlerdi. Fakat günler geçtikçe bu insanların nasıl bir vahşetin temsilcisi olduklarını anlamakta zorluk çekmediler. Yerliler karılarını, çocuklarını, mallarını dağlara kaçırarak saklama yolunu tuttular. Hıristiyanlar halkı tokatla yumrukla sopayla dövüyorlardı. Olaylar ele geçirdikleri bir köy beyinin karısının ırzına geçilmesiyle çığrından çıktı. Bu olayların ardından yerlilerde ok ve yaylar ile silahlanmaya başlarlar. Yerliler için artık dayanılmaz bir hayat başlar. Katliam ve kan dökme bütün Orta Amarıka kıyılarını sarar. Hrıstiyanlar köylere giriyor, çoluk çocuk, yaşlı, hamile veya loğusa kadın demeden" ağıllara sığınmış kuzulara saldıran kurtlar gibi "kurbanlarının karınlarını deşiyorlar, parçalara ayırıyorlardı. Hatta aralarında kimin tek bıçak darbesiyle bir insanı ortadan ikiye ayıracağı veya tek mızrak atışıyla başını keseceği yada bağırsaklarını ortaya dökeceği üzerine bahse giriyorlardı. Anne sütü emen bebekleri tek tek toplayarak ayaklarından tutup başlarını taşlara çarpıyorlar bazılarını ise yüksekten ırmaklara atarak vahşette sınır tanımıyorlardı. Tuttukları yerlileri ağaçlara bağlıyarak topluca ateşe veriyorlar katliamların diğer köylere ulaşmasını sağlamak içinde sağ kalanların ellerini keserek vahşetten diğer köylerin haberdar olmalarını istiyorlardı.Yakaladıkları köy beylerini ise önce direkler üzerine tahta çubuklardan bir ızgara yapıyorlar sonra ızgaraya bağladıkları beylerin altındaki ateşi körükleyerek diri diri yakıyorlardı. İspanya'dan gelen bu işsiz güçsüz çapulcu takımı özellikle İspanya'da kötü insanlar arasından seçilerek buralara getirilmiş gibiydiler. Gün geçtikçe katledilen yerliler kıtanın ormanlık bölümlerine kaçarak gizlenme yolunu tuttularsa da İspanyollar bunları bulmaları için köpek ve tazılar yetiştirdiler. Günlerce aç bıraktıkları yırtıcı hayvanları yerlileri parçalatmak için kullanmaya başladılar. Bu hayvanlar bir yerliyi görür görmez, kaşla göz arasında paramparça ediyorlardı. Artık İspanyollar arasında yerlileri vahşi köpeklerine parçalatmak bir spor haline gelmişti. O günleri gözleriyle görüp yazan Bartolome de Las Casas bakın ne diyor bu konu hakkında: "İspanyollar bu köpekleri beslemek için domuz sürüleri gibi yürüyen zincirlere vurulmuş birçok yerliyi öldürür ve insan eti satılan halka açık kasap dükkanları işletirlerdi. Birbirlerine "şu rezil herifin dörtte birini ver de bir diğerini öldürüne kadar köpeklerimin karnını doyurayım derlerdi. Sanki bir domuz yada koyunun dörtte biri konusunda pazarlık yapıyorlardı. Bazıları köpekleriyle birlikte ava giderlerdi. Geri döndüklerinde onlara avın nasıl geçtiği sorulurdu. O zaman şöyle cevap verirlerdi. "Çok iyi köpeklerimle birlikte 15-20 tane rezil yerli öldürdüm"
Savaşlar bitip bütün yerli erkekler ölünce genelde olduğu gibi geride sadece genç delikanlılar, kadınlar ve küçük kızlar kaldılar. Hrıstiyanlar onları aralarında paylaştılar. Yerli erkek köleler Amerika kıtasının en önemli madeni olan Altın ocaklarında çalıştırıldılar. Kadınları ise toprağı sürmeleri için tarlalara çiftliklere yerleştirdiler. Lohusa kadınların göğüslerindeki sütler bakımsızlıktan kurudu sütü kuruyan annelerin çocukları da kısa sürede açlıktan öldüler. Eşleri birbirinden ayıran İspanyollar yüzünden Kızılderili nüfusu azaldı. Yorgunluk ve açlıktan kadınlar ve erkekler teker teker ölmeye başladılar. Dağlara kaçan yerliler korkudan ne yapacaklarını bilemez bir duruma düşmüşlerdi. Ümitsizliğe düşen bir çok yerli çoluk çocuğu ile birlikte ağaçlara kendini asmaya başladılar. İspanyol Vahşeti'nden kaçmak için intihar etmeye başladılar.


http://img28.imageshack.us/img28/1985/117pz.jpg


BİR NESİL KATLEDİLDİ
Bugün Peru'da 15.5 milyon nufüsun 9 milyonu, Ekvator'da 6,5 milyonu, Boliyva'da 4,5 milyonun 3,5 milyonu İnka nufüsundandır. Guetemala'nın 6 milyon nufüsundan 4 milyonu ise Maya Kızılderilisidir. 60 milyon nüfuslu Meksika'da 10 milyon Maya ve Aztek, 10 milyon nüfuslu Şili'de ise 600 bin İnka yaşamaktadır. ABD ve Kanada'da kökleri kazınmış olduğu halde, Amerika kıtasının tümünde aşağı yukarı 40 milyon Kızılderili bulunmaktadır. Özellikle ABD'nin Kızılderili toplumlarının köklü değişimlerini sağlamak için özel eğitim yöntemleri bulunmaktadır. ABD Kızılderililer için önce, onları hristiyanlaştırabilecek okullar açarlar. 1500'lerin başından itibaren, başta Virjinia olmak üzere, yerlileri Amerikanlaştırmak için birçok okul açılır. Batılı eğitim baskısıyla yerlileri değiştiremeyeceğini anlayan beyaz insan her zamanki gibi güce ve hilelere başvurur.


http://img186.imageshack.us/img186/460/30dinaziza177836fv8.jpg


KRİSTOF KOLOMP'UN SONU
Amerika'ya 1493, 1498 ve 1502 yıllarında seferler düzenleyen Kristof Kolomp her seferinde Kızılderililer, papağanlar ve az miktarda altın ile geri döndüğünde kendisine "Sinek Amirali" diye adlandırılırdı. 1500 yılının 3 kasım günü kardeşleri Bartolomeo ve Diego ile birlikte İspanya'ya getirilirken kollarına takılan zincirlerin tabutuna sarılmasını vasiyet eder. Bu dileği son nefesini verdiği 20 Mayıs 1506'da gerçekleşir. Kolomp'un ölümünden sonra tabutunun yolculuğu başlar. Valladolid'de gömülen Kolomb'un kemikleri 1509-1514 yılları arasında Sevilla yakınlarındaki Las Cuevas kentinin Kartauser mezarlığına taşınır. 1537 yılına gelindiğinde, sağlığında dört kez çıktığı yolculuğa yeniden başlar Kristof Kolomp. Amerikan fatihinin kemikleri Atlantik'i aşarak Santa Domingo Katedrali'nin bodrumuna getirilir. Fransız ordusundan korunmak amacıyla oradan da çıkarılan tabut 1795'de Küba'nın başkenti Havana'ya nakledilir. 1899'da ise Atlantik yeniden geçilir ve Kristof Kolomp'un kemikleri Sevilla'da onuruna dikilmiş bir heykelin ayakucuna gömülür. Kolomp'a hayranlık duyan Papa Pius onun kilise tarafindan cennetlik ilan edilmesi için 1866'da bir girişimde bulunur. Kilise mahkemesinden olumlu yönde yalnızca bir oy çıkar ve papanın teklifi reddedilir.


http://img186.imageshack.us/img186/3083/09dinaziza95244tu1.jpg


VAHŞİ BATININ İNSAN AVCILARI
Kolomp'un yarım bıraktığı yerden İspanyollar, Fransızlar, İngilizler, Almanlar, yeni kıtaya akın ederler. Hepsi gözü kara olarak ve zengin olma hayalleriyle tutuşarak gelirler. Peki niçin onca mesafeyi göze alan bu insanları çeken nedir. Tabiiki Kolomp'un günlüğünün tüm sayfalarında adı geçen Altın. Evet Orta, Güney Amerika derken sıra Kuzey Amerika ve Vahşi Batıya gelir. Buralarda başlayan seri insan avları ise Kolomp'un yaptığı avları hiç aratmaz. ABD'deki Kızılderili reisleri teker teker avlanarak, kandırılarak esir edilir veya öldürülürler. Kovboyların dillerinden düşmeyen bir şarkıda söyle diyor "Maymunların kralı Geronimo nerdesin. Karnım ziller çalıyor yesem seni ne dersin?" diye seslenilen ünlü Kızılderili şefi Geronimo'dur. Vahşi batının kurallarını Kızılderililerde uygulayan kovboylar birde bunlara şarkı yazarlar. İşte bunlardan birkaçının hikayesi.


http://img714.imageshack.us/img714/8753/130bs.jpg


GERONIMO
Geronimo'nun reis olma gibi bir beklentisi olmamasına rağmen olaylar onu önder olmaya itmiştir. Köy halkıyla kasabaya alışverişe inen Geronimo köyüne döndüğünde karısı, üç çocuğu ve annesininde aralarında bulunduğu bir katliamla karşılaşır. ABD hükümeti ve Meksika hükümeti arasında bir antlaşma yapılır. Bu antlaşmaya göre Apaçileri takip eden Meksika ve ABD sınırı birbirlerine sormadan geçebilecekler ve ünlü Apaçi lideri Geronimo'yu yakalayacaklardı. Apaçiler hem Meksika hem de ABD ile savaşırken diğer bir düşmanlada savaşmak zorunda kalacaklardı ki o da kendilerini vahşi ve barbar yerine koyan gazetelerdi. Gazetelerde çıkan haberlerde yakılan köylerden göçe zorlanan, öldürülen, işkence yapılan Kızılderililerden söz edilmiyor aksine Kızılderilileri katleden
askerlerin kahramanlıkları anlatılıyordu. Kızılderililerin Kurt adını taktıkları General Crook ile Geronimo arasında yapılan barış antlaşması bir yılını doldurduğunda bölgede ne şiddet ne de herhangibi bir yağma görülür, fakat gazetelerin savaş çığlıkları akıl almaz boyutlara ulaşır. Çağrılar üzerine hükümet Kızılderililer ile barış yapan generali görevden alarak yerine savaş yanlısı Nelson Miles'i atar ve savaş başlar. Katliamlar ve kaçışlara dayanamayan Geronimo teslim olur. Asılması beklenirken serbest bırakılır. Tek suçu canını ve malını korumak olan Geronimo 1909'da hayata gözlerini yumar.


http://img368.imageshack.us/img368/88/youngnativeamericangirlit4.jpg


MANGAS
Beyazlara karşı özgürlük savaşı veren Apaçi reisi Mangas yetmişi aşkın yaşına rağmen genç Kızılderilileri kıskandıracak ustalıkta ata biner. Mangas yada "Kırmızı yen" 1863 yılında kanın durması için beyaz adamla barış görüşmeye razı olur. Askerlerin kampına doğru yola koyulan Mangas'i savaşçıları yalnız göndermeyi kabul etmediğinden yanına 15 adam verirler. Apaçiler kampa ulaşınca beyaz adamlar Mangas'ı almak üzere yanlarına gelirler. Ama savaşçılar kampın direğine barışı simgeleyen beyaz bayrak çekilmeden reislerini göndermeyeceklerin söylerler. Bayrak çekilir 15 yerli uzaklaşır uzaklaşmaz çalıların arkasına gizlenen askerler Mangas'i rehin alırlar. Mc Lean kalesine getirilen Apaçi reisinin General West ile karşılaşmasını madenci Daniel Conner şöyle anlatır; "General, Mangas'in mahpus beklediği yere yürüdü, çevresindekilerin arasında görkemli bir heykel gibi duran ihtiyar reisin karşısında General cüce gibi kalmıştı." O gece nöbetçi olan Daniel Conner'in tanık olduğu olaylar ise çok daha fazladır. Askerlerin Mangas'a bir şeyler yaptığını gören Conner karanlık bir köşeden olanları izlediğinde insanlığından utanır. Askerler ateşte kızartdıkları süngülerini ihtiyar reisin ayaklarına ve bacaklarına sürterler. Mangas kendisinin oyun oynayacak bir çocuk olmadığını söylediğinde ise askerler, tüfeklerindeki bütün mermileri bedenine boşaltırlar. General West'in "Onu sabaha ölü istiyorum" emri yerine getirilmiştir. Tek suçu barış toplantısına katılmak olan Apaçi reisinin cansız bedenine tabancalarındaki mermileri boşaltırlar askerler. Bir asker Mangas'in kafa derisini yüzerken bir başkası frenoloji uzmanına satmak üzere başını keser ve kaynayan suda haşlarlar. Savaşın başından beri barışı kucaklamak isteyen Kırmızı Yen'in başsız gövdesi bir hendeğe atılıp yüzlerce Kızılderili öldürdükten sonra resmi makamlara karşı rapor düzenlenir. "Kaçmaya çalışırken vuruldu" Aynen diğer Kızılderililer gibi kaçarken...


http://img527.imageshack.us/img527/7889/indiensfromwwwmetacafecet5.jpg


CEYEN REİSİ ÇILGIN AT
Diğer bir efsane savaşcı lideri ise "Halkın toprağı satılamaz" diyerek kara tepelerin beyaz adama satılmasına karşı çıkan Sioux direnişçisi Çılgın At'tır. Asıl adı "Tashunka Witko" olan Çılgın At, 23 Eylül 1875'te toprakları satmak üzere Robinson Kalesinde toplanan Kızılderili reislerine "Kara tepeleri satacak ilk reisi burada öldürürüm " diye haber gönderir. Toprakları satma yanlısı reislerin planlarını altüst eden bu haberi getiren Çılgın At'ın güvendiği yerlilerden olan Küçük Dev Adam olur. Antlaşmanın bozulması üzerine toplantıdaki Sioux yerlileri sevinç gösterileri yaparlar. Toprakları parayla alamayan Beyazlar her zamanki gibi yeni bir katliama girişirler. Başta satılma işini engelleyen Oturan Boğa ve Çilgın At başına ödül konulur. Halklarının evleri ve arazileri yağmalanır. 17 Haziran 1876'da Çılgın At, askerlere karşı büyük bir zafer kazanır. Savaşlardan Zaferler ile çıkan yerlileri beyazlar bölmeye çalışırlar. Çılgın At, Büyük Baba olarak kastettiği ABD başkanıyla görüşmek üzere Washington'a giden reislerin geriye şişmanlamış ve gevşemiş olarak döndüklerini söyleyerek; beyazların tüm davetlerini reddeder. Fakat Çılgın At'ın çağrısına kulak asmayan birçok şef Beyaz adamla görüşüp toprağını satar. Çılgın at özelleştirmeye karşı direnen adamlarının onurlarını satmış olmalarına üzülür ve kendisine sadık yoldaşlarını toplayarak yeni bir direnişi örgütlenmeye koyulur. Ama askerler Çılgın At'ı eski bir dostu olan "Başı bulutlara eren"in yanında tutuklarlar. Robinson Kalesi'ne getirildiğinde kendisini beyaz adamın satın aldığı bir Kızılderili tarafından karşılanır. Bölge polisi kılığındaki Kızılderili iki yıl önce Robinson Kalesi'ndeki Kara tepeler'in satılmasıyla ilgili toplantıda Çılgın At'ın elçiliğini yapan "Küçük Dev Adam"dan başkası değildi. Kaçmak isteyen Çılgın At'ı, üstüne atlayan Küçük Dev adam engeller. Koşarak gelen bir asker Küçük Dev Adam'ın tuttuğu Çılgın At'ın karnına saplar süngüsünü. Çıkarıp bir daha, bir daha, saplar süngü kırılır yüzlerce kez. göğsüne aldığı süngülerle savunmasız bir şekilde katledilir. 5 Eylül 1876 günü öldürülen Çılgın At 35 yaşında Kızılderililer arasında bir Efsane olur.


http://img53.imageshack.us/img53/2130/indiensfromwwwmetacafecsr8.jpg


VE LION KATLİAMI
28 Kasım 1864 günü 1000'e yakın askerle kaleden çıkan Albay Chivington kesin emir almıştı ne pahasına olursa olsun Kızılderililer bertaraf edilecekti. Cheyenne ve Araphelar kabilesine doğru yönelen askerler kendilerini karşılamaya gelen ilk yerliyi kurşunlarıyla yere sererler. Ölümle tehdit edilerek Kızılderililerin köyünü göstermeye zorlanan Çiftçi Robert Bent'den gelişen olayları dinleyelim; "Kampın iyice yakınına geldiğimizde Amerikan bayrağının dalgalandığını gördüm. Kızılderili reisi Kara kazan'ın etrafına toplanan halkına Kızılderili bayrağı çevresinde durmalarını söylediğini işittim. Gerçekten'de kadını erkeği çocuğu bayrağın çevresinde toplanmışlardı. Kızılderililerle aramızda 50-60 metre vardı. Aynı zamanda bir de beyaz bayrağın yükseldiğini gördüm. Bu iki bayrak da o kadar ortalıkta bir yerdeydiler ki görülmemeleri imkansızdı. Askerler birden tüfeklerindeki binlerce mermileri silahsız Kızılderililerin üzerine boşaltmaya başladılar. Bazı erkekler silahlarını almak için çadırlarına daldılar. Kanımca hepsi 600 kişi civarında idi. Ama bunların içinde 35 kadar savaşçı bir o kadar da ihtiyar bulunuyordu. öteki erkekler kampın uzağında Ava gitmişlerdi". Albay Chivington katliam sonrası verdiği resmi raporda 9 askerin öldüğünü, bunun karşılığında 400 ile 500 arasında yerlinin yok edildiğini yazıyordu. Gerçeği yine olayın tanığı Robert Bent'den öğreniyoruz; "Bacağından aldığı yarayla yerde yatan bir kadına takıldı gözüm, askerlerden biri kılıcını çekerek kadının yanına geldi. Kadın kendini korumak için kolunu kaldırdı ama asker kılıcıyla vurarak kolunu kesti. Bu kez öbür kolunu kaldırdı, asker kılıcıyla onu da kesti, sonra öldürmeden öylece bırakıp gitti". Köyde "Squaw" denilen, bir Kızılderili kadınla evlenip kabileler arasında yaşayan beyaz erkekler de bulunuyordu. Ama onların da sonu farklı olmaz; "Otuz kırk kadar Squaw korunmak için bir çukura sığınmışlardı., 6 yaşındaki küçük bir kızın eline bir sopaya bağlanmış bir beyaz bayrak vererek ortaya saldılar; kızcağız daha birkaç adım atmıştı ki alnında giren bir kurşunla yere düşer. Daha sonra o çukurdaki bütün Squaw'lar ve dışarda kalanlar hep öldürülürler. Squaw'lar en ufak bir direnme göstermezler. Gördüğüm bütün ölülerin kafa derileri yüzülmüştü. Karnı ortadan yarılmış bir Squaw kadını, yanı başında henüz doğmamış bir çocuğuyla yerde yatıyordu. Robert Bent'in sözlerini Teğmen James Conner'de doğrular. "Ertesi gün savaş meydanında dolaştığımda, kafa derileri yüzülmemiş tek bir kadın, erkek yada çocuk ölüsüne rastlamadım; çoğunun gövdesi en korkunç işkencelere uğratılmıştı. Erkeklerin kadınların ve çocukların cinsel organları kesilmişti. Kara kazan'ın kurtulduğu katliamda çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 133 Kızılderili öldürüldü. Ardından Wounded Knee katliamında da 300 Kızılderili barış antlaşması yapılacak vaadiyle silahsızlandırılarak katledilirler.


http://img710.imageshack.us/img710/8034/127el.jpg


HAYALET DANSI, DİRENİŞİN SEMBOLU OLDU
1885 Yıllarında Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada Kızılderilileri bir bunalımla yüz yüze geldiler. Artık Kızılderililerin geçimini ve hayatanı idame ettiren Bufalolar yok olmuştu. Hükümet kendi katlettiği Bufaloların yerine Kızılderililere bisküvi, un, tuzlu domuz eti ve sığırlardan oluşan yiyecekler gönderdi. Kızılderililerin büyükleri beyaz adamın yiyeceğini kabul etmedi, çoğu soğuğa ve açlığa dayanamayarak öldü. Kızılderili önderleri cesaretlerini yitirmişti. Tembellik içinde oturup hükümetin yavaş yavaş gelen bağışını beklemekten başka yapacak birşeyleri yoktu. Her Kızılderili reisi kendilerini kurtaracak bir reisin geleceğini ve beyazların elinden kurtaracağını inanmaya başladı. Uzaklarda Nevada'da geleceği görebilen, ölülerle konuşabilen bir Kızılderilinin yaşadığı söylentisi tüm Kızılderili topluluğunu kapladı. Bu konunun araştırılması için tüm Kızılderili reisleri heyet gönderdi. Bu söylenen medyum yoksa kendi hayal güçleriyle mi bilinmez Kızılderililerin çoğu kendilerini kaybederek trans haline girerek dans etmeye başladılar. Dansı ve rituelleri merak eden tüm Kızılderili kabileleri merak içinde bu dansı uygulamaya başladılar. Kızılderili önderleri ısrarla beyazları silip süpürecek ve Kızılderililere topraklarını geri verecek olan Kızılderili reisten söz etmeye başladılar. Beyazlar bundan Hayalet dansı dini olarak söz etmeye başladı. Büyük olasılıkla Kızılderililer kendilerinden geçene kadar kadar dans ettikleri hayaletle konuştukları için böyle bir ismi verdiler. Çok geçmeden tüm ülkenin Kızılderilileri bu dansı yapmaya başladı. Heyecan büyüktü ve giderek daha da artıyordu. Bu yeni önderlerin verdiği sözlerden kuşku duyan dost Kızılderililer beyazlara karşı bir isyanın başlamakta olduğunu ve toplu bir katliamın yapılabileceği konusunda ırkdaşlarını uyardılar. Hükümet bu yeni hareketten etkilenen Kızılderilerin üzerlerine kuvvetler göndererek durdurmaya çalıştı. Katliamlar bir birini kovaladı. Kızılderililere karşı olan sürek avı arttı. Fakat hükümet Hayalet dansı'yla gelen bu özgürlük kıvılcımını katliamlar kesemedi. Onun yerine aldığı bir kararla Hayalet dansının yapılmasını tüm kabilelerde yasaklattı. Büyük reis Oturan Boğa Hayalet dansı yasağına uymadığı için öldürüldü. "Kısa boğa" ve "Tekmeleyen Ayı" ise kurtulan reislerden bir kaçı idi. Hayalet dansı ve kuralları yıllarca gizlilik içersinde kabileler arasında sezsizce uygulandı.


http://img714.imageshack.us/img714/2986/115ym.jpg


KATLİAMCILARIN ŞOVMENİ BUFFALO BILL
Ömründe bir inek bile gütmeyen Codi, namı diğer Buffalo Bill, Kansas Pacific Demiryolu hesabına işçilerin yiyecek ihtiyacını sağlamak için çalışırken attığı kurşunlarla Buffaloları öldürürek şöhret başamaklarını tırmanmaya başlar. Bu işinde o kadar ünlenir ki adı Buffalo Bill olur. İlk Kızılderiliyi 14 yaşındayken öldüren Bill sırtına astığı tüfeği ve tabancalarıyla bir kahramana dönüştürülür. Bill Kızılderili katlıamlarında hep ön sıralarda yer alır, hatta Cyenlerin ünlü reisi Sarı El'in öldürülmesinden sonra yanına giderek cebinden çıkardığı bıçağıyla reisin kafa derisini yüzer. Bu olaydan sonra Kovboy romanlarının kapaklarında görürüz Bill'i. Süslü bir Meksika kostumü giyen "Kovboyların en ünlüsü" Winshecter tüfeği ve Colt tabancalarıyla bir yıldızdır artık. Kurmuş olduğu sirkte, izleyicilere Kızılderilerin öldürdüğü askerlerin kanını yerde bırakmadığını ballandıra ballandıra anlatırken elinde tuttuğu Cyen reisinin kafa derisiyle savaş naraları atıp alkış alır. ABD'nin birçok şehrinde aynı şovu tekrarlayan Bill alkış toplamakla kalmaz, şovlardan servet edinir. Savunmasız yüzlerce Kızılderiliye pusu kurup hile ile öldürüp kanlarıyla bir servet kazanan Bill tarih kitaplarında ise "Amerikalı öncü lider" diye anılır ne hikmetse. Evet o gerçekten yüzyılın bir lideriydi sadece eli kanlı bir liderdi.


http://img714.imageshack.us/img714/140/114no.jpg


TOPLAMA KAMPLARINDA YOK EDİLENLER
Uygar batı geçmişiyle övünmek istesede kendi tarihinin kan ve gözyaşıyla kurulduğunu her zaman görecektir. Tek tek toprakları elllerinden alınan Kızılderililer Toplama kamplarında uygarlaştırılmak için eğitimden geçirilmeye başlanırlar. Toplama kamplarında yaşamaya zorlanan Kızılderililerin yiyeceklerini sağlamak üzere bir çok kişiyle sözleşmeler yapılır. Getirilen yiyeceklerin üstlerinde kullanılamaz damgası olsa da Kızılderiilere dağıtılır. Yiyecek zehirlenmesi sonucunda meydana gelen ölümler sıralamasında çocuklar birinciliği hiçbir zaman bırakmazlar. Soğuk kış geceleri ısınmaları için Kızılderililere battaniye dağıtılır. Ardından, verem, kızamık, difteri gibi bulaşıçı hastalıklar boy gösterir kamplarda. Beyaz adam savaşmadan da Kızılderilileri yok etmenin yollarını daha önce neden düşünemediğine üzülür. Bir kurşun ile ancak bir Kızılderili öldürebilirken Mikroplu battaniyelerle binlercesini katletmek çok daha kolay olduğunu anlar. Kızılderililer ulusal kıyafetlerinden vazgeçmek "Uygar giysi" denilen elbiseleri giymek zorundaydılar. Ayrıca her Kızılderili erkeği saçını kısa kestirmeliydi. Saçıyla gurur duyan bir Kızılderili için son derece onur kırıcı bir uygulamaydı bu durum. Ama onları insan yerine koyan olmadığı için bunun önemi yoktu beyazlar için. Beyaz adam Kızılderıliler ile dört yüzü aşkın anlaşma yapar. Hepsi de beyaz adam tarafından bozulan anlaşma metinlerinde şunlar yazılıdır; "Irmaklar aktıkça, güneş tepede parladıkça ve çimenler yeşerdikçe bu topraklar sizindir ve sizin izniniz olmadıkça da ne elinizden alınabilir ne de satılabilir."


http://img230.imageshack.us/img230/3015/indiensfromwwwmetacafecue0.jpg


VE ŞİMDİ
Kızılderılilerin özgürlük kavgaları sonraki yıllarda da devam eder. 1975'te FBI'ın "yok edilmesi gereken hedef " listesinde yer alan Kızılderili harekatın günümüzdeki lideri Leonard Peltier sahte iddia ve belgelerle gözaltına alnır. FBI'ın Azınlık liderlerine uyguladığı tuzak bir eylemle ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Peltier için tüm Kızılderililer eylem başlatmalarına rağmen etkili bir lobileri olmadığı için sesleri hep cılız kalmakta.. ABD yönetimi'de Kızılderilileri pasif bir hale getirmek için elinden geleni yapmaya devam ediyor. Ülkede her Kızılderiliye kumarhane açma ve oynama izni veren hükümet Kızılderililerin kendi aralarında da içki ve fuhuşun yaygınlaşması içinde ön tedbirler alarak bir nevi asimile politikasını devam ettirerek kendine göre tehlikeli gördüğü bir ırkı pasivize etmektedir. Bir dönem özgürlük fikrini danslarıyla dile getirip beyazlara karşı güçlerini gösterme savaşı veren Kızılderililerin torunları ise günümüzde ABD hükümetinin kendilerine yaşamaları için ayırdığı toplama kamplarında dolarlara karşı hayalet dansını uygulayarak soylarını devam ettirmeye çalışıyorlar.


http://img707.imageshack.us/img707/9863/116ts.jpg

http://img638.imageshack.us/img638/754/76994529.jpg

http://img714.imageshack.us/img714/5272/97879904.jpg

http://img704.imageshack.us/img704/6679/110yg.jpg

çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:48
Aşağıdaki yazıt bir Kızılderili kitabesinden alınmıştır

- Yalan tohumdur. Bire kırk verir. Verdiği kırkın her biri bir tohumdur ki bire kırk verir.
- Bilgi de tohumdur. Bire yüz verir. Verdiği yüzün her biri bir tohumdur ki; sana bilgelik, torunlarına da ilham verir.
- Zeka sudur. Tohumları yeşertir. Yalanı da bilgiyi de.
- Yetenek topraktır. Ne ekersen onu biçersin. Ekmezsen üzerinde ayrık otları biter.
- Emek güneştir. Tohuma da suya da toprağa da hayat verir.
- Kader çadırındaki kilim gibidir. Ipliğini Ulu Manitu verir sen dokursun.Deseni sendendir, renkleri doğadan...
- Şans doğal gübredir. Boktan bir şeydir yani. Ne zaman nereye düşeceği belli olmaz. Kilimine düşerse kirletir. Desenini değiştirir. Her şeyi bombok eder. Oysa toprağına düşerse besler.

çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:50
Kızılderililer Türk Mü?

“İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir’lerin Tunç çağı evrelerinden beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit etmiştir. Huş ağacından oyulmuş kayıklar, Pirok yani deri, ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler, önünde yarık bulunan hafif giysi türleri, makosenler, karlı ormanların temel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir. (Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)” (Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay)

“Sümer Tanrıçası İnanna’yı sembolize eden İnanna’nın “Ay kayığı” simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı. (The Hitites-Gurney-Pelican-U.S.A.) (Age. Sayfa:315)

“Tork isimli, Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar. (H.C. Tanju- Tunçderililer- S.68)” (Age. Sayfa:315)

“Sümer alfabesinde “Tork” timsali C hilal “N” harfi yerine geçer. Fin-ogur dilinde de “Tork” kelimesi boğaz, boyun anlamına gelen C hilal ile sembolize edilirdi.” (Age. S.315)

“Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle “Mayanca” demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi...

Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir. (Papau Mailu Language- D’Argingy- Luzac- New Guiness) (Age. S.315)

“Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır. (H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106) (Age.s.316)

“Doktor kelimesi yerine “Ah-men”, kırık çıkıkçıya “Kak-bak”, şifacı hekime”Ah-bak”, çocuk doğurtan ebeye “ilk-alan-zah” derlerdi.” Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme adeti tespit edilmiştir. (Tunç derililer. S.162) (Age. S. 316)

“M***vk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.”

“Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş, rakiplerden birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki “Kırkpınar” efsanesinde de pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir.”

“Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.” (Tunç derililer. S. 181) (Age. S. 316)

“İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. “

“Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya Türklerinde hala yaşatıldığı üzere, kadın kocasını adı ile çağırmaz, “Evin büyüğü”, “çocukların babası” gibi sıfatlar kullanırdı. Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.” (Age. S. 317)

Yukarıdaki paragrafta anlatılanların tamamı Anadolu’da yaşanmakta olan Türk kültürünün bire bir aynıdır. Bu kadar yakın ve benzer bir yaşam biçiminin binlerce kilometre uzaktaki bir kıtada aynen yaşanıyor olması tesadüflerle izah edilebilir mi?

“İnkalarda aşağı sınıftan yani “Kara budun”dan olan birisi bir boğayı öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. “

“M***vk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu’lar gibi, nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar.”

“Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanır.”

“Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları tutarlar. (Anadolu’da, Ankara yöresinde bu gelenek “Yasçı Tutmak” olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış durumdadır. Aynı gelenek yine Ankara il sınırları içindeki Kürt köylerinde de uygulanmaktaydı ve halen uygulanıyor. M.K.) Mayalar ölüm yıl dönümünde “Yıl aşı” verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.” (Age. S. 317)

“Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı “Tez Katlı Poka” (Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler.”

“Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir. (Tunç derililer.s.246)”

“İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar “Ç-şıra” (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye “Çira” derlerdi.” (Age.318)

çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:52
Washington'daki Büyük Başkan'a

Washington'daki büyük başkan bize topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir haber yolluyor. Büyük Başkan bize aynı zamanda dostluk iyi niyet dolu sözler de gönderiyor. Bu dostça bir davranıştır, zira biz onun bu dostluğa ihtiyacı olmadığını pek iyi biliriz. Biz onun istediğini düşüneceğiz, zira eğer biz satmağa razı olmazsak, belki o zaman da beyaz adam tüfeğiyle gelecek ve bizim topraklarımızı zorla alacaktır.

Gökyüzü nasıl satılır, ya da satın alınır, ya toprakların sıcaklığı? Bunu tasarlamak bize yabancıdır. İnsan havanın tazeliğine, suyun şarıltısına sahip olamazsa onu nasıl satabilir?

Siz onu bizden nasıl satın alabilirsiniz? Biz kararımızı vereceğiz. Seattle Reis ne söylerse, Washington'daki Başkan bunun doğruluğuna emin olmalıdır, tıpkı beyaz kardeşimizin mevsimlerin tekrar geleceğine güveni olduğu gibi.

Benim sözlerim yıldızlara benzer ki onlar hiç bir zaman sönmez. Bu dünyanın her bir parçası ulusum için kutsaldır, pırıldayan her çam yaprağı, her kumsallık kıyı, karanlık ormanlardaki her sis, her geçit, vızıldayan her böcek ulusumun düşünce ve yaşantılarında kutsaldır. Ağaçların içinde yükselen özsuyu kızılderili adamın hatıralarını taşır. Beyazların ölüleri, yıldızların altından geçmek için uzaklara giderken doğdukları toprakları unuturlar. Fakat bizim ölülerimiz bu büyülü dünyayı hiç bir zaman unutmazlar,çünkü o kızılderililerin annesidir. Biz bu toprakların bir parçasıyız ve onlar bizden birer parçadırlar. O güzel kokan çiçekler bizim kız kardeşlerimiz, geyik, at ve büyük kartal da bizim erkek kardeşlerimizdir. Yüksek kayalıklar, yeşil çayırlar, tayların ve insanların vücutlarının ılık sıcaklığı hepsi aynı bir aileye aittir.

Washington'daki büyük başkan bize bir yer vereceği ve bizim orada rahatça kendi kendimize yaşayabileceğimizi haber veriyor. O bizim babamız, biz de onun çocukları olacağız. Fakat böyle şey acaba hiç olabilir mi?

Tanrı bizim ulusumuzu sever, fakat kızılderili çocuklarını terk etti. O beyaz adama işinde yardım etsin diye makinalar yolluyor ve onun için büyük köyler yapacak. O geçen her günle sizin ulusunuzu daha kuvvetli yapacak.
Beklenmeyen bir yağmurdan sonra ırmaklar nasıl yataklarından taşarlarsa, siz de çok geçmeden bu toprakları dolduracak, her tarafa taşacaksınız.

Benim ulusum gelgitin çekilen dalgalarına benzer, fakat onlar bir daha geri gelemezler. Hayır biz başka başka ırklardanız. Çocuklarımız beraber oynamazlar, ihtiyarlarımızın anlattığı öyküler de başka başkadır. Tanrının lütfu sizin üzerinizdedir, bizler yetim kaldık. Biz topraklarımızı satmak için yaptığınız teklifleri bir kere daha düşüneceğiz. Bu sandığınız kadar kolay olmayacaktır.
Çünkü bu topraklar bize kutsaldır. Biz bu ormanlarla seviniriz. Bilmiyorum. Bizim davranışımız sizinkinden farklıdır. Derelerin ve ırmakların içinden geçerken pırıldayan sular yalnız su değildir: onlar bizim atalarımızın kanlarıdır.

Biz size bu toprakları sattığımız zaman, bilesiniz ki, onlar kutsaldır ve sizin çocuklarınız da onların kutsal olduklarını ve göllerin berrak sularında oynaşan her yansının benim ulusumun yaşantılarına ait masalları ve öyküleri anlatmakta olduklarını öğrenmelidirler. Suların çıkardığı sesler benim atalarımın sesleridir. Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, onlar bizim susuzluğumuzu giderirler, bizim kayıklarımızı taşır, ve çocuklarımızı beslerler. Topraklarımızı sattığımız zaman, bunu hatırınızda tutmalısınız, ve çocuklarınıza öğretmelisiniz. Irmaklar bizim kardeşlerimizdir, sizin de. Ve siz şimdiden başlayarak ırmaklara iyiliğinizi esirgememelisiniz, öteki her kardeşe karşı da.

Kızılderili adam onun topraklarına giren beyaz adam karşısında her yerde geriledi, nasıl ki sabahın sisi dağlarda doğan güneşin önünden kaçar. Fakat bizim babalarımızın külleri kutsaldır. Onların mezarları mübarek topraklardır, bütün bu tepeler, ağaçlar, dünyanın bu kısmı, bizim için mübarektir.

Biz beyaz adamın düşünümüzü anlamadığını biliriz. Toprağın her parçası onun için birdir, çünkü o gece gelen ve yerden ihtiyacı olan şeyi alıp giden bir yabancıdır. Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır, onu elde ettikten sonra ilerlere gider, babalarının mezarlarını geride bırakır ve onlarla bir daha ilgilenmez. O toprağı çocuklarından çalar ve gene ilgilenmez. Babalarının mezarları ve çocuklarının doğum hakkı çabukça unutulur. O annesi olan toprağı ve kardeşi olan gökyüzünü satılacak ve talan edilecek şeyler gibi, ya da koyunlar veya parıldayan inciler gibi satın almak için kullanır.

Onun açlığı dünyayı saracak ve geride her tarafta çölden başka bir şey kalmayacak! Ben bilmiyorum, bizim düşünüşümüz sizinkinden farklıdır. Sizin şehirlerinizin görüntüsü kızılderili adamın gözlerini ağrıtır. Belki bu onun bir vahşi olmasından ve bu gibi şeyleri anlayamamasından ileri gelir!

Beyazların şehirlerinde sessizlik denen bir şey yoktur. Orada ilkbaharda oluşan yaprakların seslerini, uçuşan böceklerin vızıltılarını işitecek bir yer de bulamazsınız. Fakat bütün bunlar benim bir vahşi olmamdan ve bunları anlayamamamdandır. Gürültü, patırtı bizim kulaklarımızı adeta tahkir eder. Kuşların ötüşünü, ya da geceleyin su başında kurbağaların bağırışlarını işitmedikten sonra dünyada ne vardır. Ben kızılderili bir adamım ve bunu anlayamıyorum.

Bir kızılderili gölün üstünden gelen rüzgârın mülâyim gürültüsünü sever, öğleyin yağan yağmurun temizlediği, taze çam yapraklarının ağırlaştırdığı rüzgâr kokusundan hoşlanır. Kızıl adam için hava kıymetlidir, çünkü her şey aynı solunumdan pay alır. hayvan, ağaç ve insan, hepsinin teneffüs ettiği hava aynıdır. Beyaz adam teneffüs ettiği havanın farkında değilmiş gibi görünüyor. Bir kaç gün önce ölen bir insanın kötü kokulan duymadığı gibi. Fakat biz size topraklarımızı satarsak, unutmamalısınız ki, hava bizim için kıymetlidir ve hava hayatta tuttuğu her şeyle ruhunu paylaşır. Rüzgâr babalarımıza ilk nefeslerini vermişti ve son nefeslerini de alan odur.

Çocuklarımıza da yaşama ruhunu o vermelidir. Eğer biz topraklarımızı size satarsak, onu özel ve mübarek bir şey olarak kıymetlendirmelisiniz. Beyaz adam da çayır çiçeklerinin üzerinden geçen rüzgârın onların kokularıyla nasıl tatlı koktuğunu duymalıdır. Topraklarımızı satmak üzerinde düşüneceğiz ve eğer buna karar verirsek, bunun bir şartı olacaktır. Beyaz adam topraklarımızdaki hayvanlara kardeşleri gibi muamele etmelidir.

Ben bir vahşiyim ve başka türlüsünü anlayamam. Ben şimdiye kadar beyaz adam tarafından bırakılmış, çürümüş binlerce bizon gördüm. Ben bir vahşiyim ve demir atın (lokomotif), sırf hayatta kalmak için öldürdüğünüz bizondan daha kıymetli olduğunu anlayamam. Hayvanları olmadıktan sonra insanların ne kıymeti vardır. Eğer bütün hayvanlar onu bıraksalardı, insanlar ruhlarının yalnızlığından ölmezler miydi? Hayvanların başına gelenler çok geçmeden insanların da başına gelecektir. Hayatta her şey birbirine bağlıdır. Toprağın başına gelen, onun oğullarının da başına gelir.

Sizler çocuklarınıza ayaklarının altındaki toprakların bizim büyük babalarımızın külleri olduklarını öğretmelisiniz. Toprağa kıymet vermeleri için onlara,toprağın bizim atalarımızın ruhlarıyla dolu olduğunu anlatınız.Çocuklarınıza, bizim öğrettiğimiz şeyleri öğretiniz.Toprak bizim annemizdir.Toprağın başına gelenler onun çocuklarının da başına gelir.

İnsanlar toprağa tükürürlerse,kendi kendilerinin yüzüne tükürmüş olurlar.Zira biz biliyoruz ki,toprak insana değil,insan toprağa aittir.Her şey, bir aileyi birbiriyle birleştiren kan gibi birbirine bağlıdır. Her şey birbirine bağlıdır.Toprağın başına gelen oğullarının da başına gelir.

İnsan hayatın dokusunu yaratmamıştır, onun içinde yalnız bir liftir. Siz dokuya ne yaparsanız, bunu kendinize yapıyorsunuz demektir. Hayır, gündüzle gece bir arada yaşayamazlar. Bizim ölülerimiz dünyanın tatlı ırmaklarında yaşamağa devam ederler ve ilkbaharın yavaş adımlarıyla tekrar geri dönerler, onların ruhu gölün yüzeyini çalkalayan rüzgârdır. Beyaz adamın topraklarımızı satın almak hususundaki isteğini düşüneceğiz.

Fakat benim ulusum soruyor, beyaz adam neyi satın almak istiyor? Gökyüzü ve toprakların sıcaklığı, koşan antilopların çabukluğu nasıl satın alınabilir? Biz size bütün bu şeyleri nasıl satabiliriz, siz de bunları nasıl satın alabilirsiniz? Kızıl adam bir kâğıt parçası imzaladığı ve bunu beyaz adama verdiği için siz bu topraklara istediğinizi yapabilir misiniz? Havanın tazeliğine ve suyun pırıltısına sahip değilsek, onları size nasıl satabiliriz? Sonuncusu öldükten sonra bizonları yeniden geriye satın alabilir misiniz? Biz teklifiniz üzerinde düşüneceğiz. Biz, satmağa razı olmadığımız takdirde, beyaz adamın tüfeğiyle gelip topraklarımızı alacağını bilmekteyiz. Fakat biz vahşi insanlarız. Beyaz adam ise, geçici olarak iktidardadır ve O kendisini bütün dünyanın kendisine ait olduğu, Tanrı sanmaktadır. Bir insan, annesine nasıl sahip olabilir? Biz topraklarımızı satın almak hususundaki tekliflerinizi tekrar düşüneceğiz.

Gece ve gündüz beraber yaşayamazlar, biz, sizin başka topraklara göç etmemiz teklifinizi düşüneceğiz. Biz uzakta ve sükun içinde yaşayacağız. Günlerimizin kalan kısımlarını nerede geçireceğimiz önemli değildir. Çocuklarımız babalarını gururları kırılmış ve yenilmiş gördüler. Savaşçılarımız utandırıldılar. Yenilgiden sonra günlerini miskince geçirdiler, vücutlarını tatlı yemekler ve kuvvetli içkilerle zehirlediler. Günlerimizin geri kalan kısmını nerede geçireceğimizin bir önemi yoktur. Zaten geriye de pek fazla zaman kalmamıştır. Bir kaç saat, bir kaç kış, sonra eskiden bu topraklar üzerinde yaşayan insanlardan, kendi uluslarının mezarlarında matem tutacak kimse kalmayacaktır. O ulus ki bir vakit sizinki gibi kuvvetli idi ve geleceğe ümitle bakıyordu; oysa şimdi ormanlarda başı boş dolaşmaktan başka yapacak bir şeyleri olmayacaktır.

Fakat ben ulusumun çöküşüne neden ağlayayım? Uluslar insanlardan oluşurlar, başka bir şeyden değil. İnsanlar da denizdeki dalgalar gibi gelip geçerler. Onlara yol gösteren ve onlarla dostun dostla konuştuğu gibi konuşan bir Tanrıya sahip olan beyaz adam bile, herkes için belirlenmiş olan alınyazısından kaçamayacaktır. Belki biz hep kardeşleriz.

Yalnız biz, beyaz adamın da bir gün keşfedeceği bir şeyi şimdiden biliyoruz. Bizim Tanrımız da aynı Tanrıdır. Sizler belki bizim topraklarımıza sahip olduğunuzu düşündüğünüz gibi ona da sahip olacağınızı düşünüyorsunuz, fakat buna muktedir olamayacaksınız. O insanların Tanrısıdır, kızılderililerin de beyazların da. Bu topraklar onun için kıymetlidir. Onları yaralamak, onların yaratıcısını hor görmek demektir.

Beyazlar da bir gün bu dünyadan gideceklerdir, belki de bütün öteki ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeğe devam ediniz, ve bir gece kendi çöplerinizin içinde boğulacaksınız. Fakat batışınızda her tarafa parlak bir ışık yayacaksınız, bu, sizi bu topraklara getiren ve size bu ülkeye ve kızılderili adama hakim olmanızı emreden Tanrının kudretinin ateşinden gelecektir. Bu kader bizim için bir muammadır.

Bütün bizonlar öldürüldükten sonra, yaban atları evcilleştirildikten, ormanların en gizli köşeleri, binlerce insanın ağır kokusuyla dolduktan,sevimli tepelerin görüntüsü konuşan tellerle kirletildikten sonra... Çalılıklar nerede? Kayboldular! Kartallar nerede? Gittiler! O hızlı koşan taya ve ava "Allahaısmarladık" demek, ne demektir? Bu, o yaşamın sonu ve sırf daha fazla hayatta kalmanın başlangıcıdır! Tanrı bizim hayvanlara ve kızılderililere hâkim olmamızı istedi, herhalde bunun özel bir sebebi olacaktır, fakat bu sebep bizim için bir muammadır.

Belki beyaz adamın nelerden rüya gördüğünü, uzun kış geceleri çocuklarına hangi ümitlerini anlattığını, onların sabahın özlemini çekmeleri için imgelemlerinde (muhayyile) ne gibi hayalleri ateşlediğini bilseydik, evet belki o zaman onu anlayabilirdik. Fakat biz yaban insanlarıyız ve beyaz adamın düşleri bize saklıdır. Ve onlar bize saklı oldukları için de, biz kendi yollarımızdan gideceğiz. Çünkü biz her şeyden önce her insanın kardeşlerininkinden -ne kadar farklı olursa olsun- istediği gibi yaşama hakkını tanır ve sayarız. Bizi birbirimize bağlayan şeyler çok değildir. Biz sizin teklifinizi düşüneceğiz.

Eğer ona evet dersek, bu sırf bize vaat ettiğiniz yeni toprakları güvenlik altına almak içindir. Belki orada kısa günlerimizi kendi alıştığımız şekilde geçirebileceğiz. Son kızılderili bu dünyadan gittiği ve onun hatırası, yalnız bir bulutun sonsuz çayırların üzerindeki gölgesi olarak kaldığı zaman, babalarımın ruhu bu kıyılarda ve ormanlarda yaşamağa devam edecektir. Çünkü onlar bu toprakları seviyorlardı, yeni doğan bir çocuğun annesinin kalbinin atışını sevdiği gibi.

Size bu toprakları sattığımız zaman, siz de onları bizim sevdiğimiz gibi seviniz, onlarla bizim ilgilendiğimiz gibi, ilgileniniz. Onları bugün bulduğunuz gibi hatırlayınız. Ve bütün kuvvetinizle, ruhunuzla ve kalbinizle onları çocuklarınız için koruyunuz ve Tanrının hepimizi sevdiği gibi, siz de onları seviniz.

Çünkü biz bir şey biliyoruz: Tanrımız aynı Tanrıdır. Bu dünya mübarektir. Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz. Belki biz hepimiz kardeşiz. Zaman bunu gösterecektir.

Duwarmish kızılderililerinin reisi Reis Seattle

çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:54
OTURAN BOĞA
Oturan Boğa (Tatanka Yotanka , Tatanka Latince'de bizon anlamına gelmekte.) ünlü Kızılderili lideri. Gençliğinden itibaren beyazların yerli halklar üzerindeki baskısını izleyen Oturan Boğa savaşçı ve lider olarak büyük ün yapmıştı. Beyazlarla anlaşma yapmaya sonuna kadar karşı çıktı. 1876'daki Little Bighorn Savaşı'nın önderlerinden biriydi.
http://666kb.com/i/avz8x8ka78jur4fnc.jpg http://666kb.com/i/avz8xl1ou2dhdtq9k.jpg
Savaştan sonra halkıyla birlikte Kanada'ya göç etti. Ancak buradaki koşulların zorluğu ve ABD hükümetinin baskısı sonucunda dönüp rezervasyona yerleşmek zorunda kaldı. Oturan Boğa, rezervasyon yaşamı sırasında da halkı arasında büyük bir otoriteye ve saygınlığa sahipti.

Bir dönem Buffalo Bill'in Vahşi Batı gösterisine katılarak, ABD'yi dolaştı ve Kızılderililere yapılan haksızlıklara dikkat çekmeye çalıştı. Kızılderililer arasındaki otoritesi kırılamadığı için, 1890 yılında Hayalet Dansı bahanesiyle rezervasyon polislerince öldürüldü.


APAÇİLER
Apaçi adı bir Zuni kelimesi olan apachu'dan gelmektedir ve anlamı "düşman" dır. Kendi aralarındaki adları N'de ya da Dineh'tir, insanlar anlamına gelir. 1500!li yılların başlarında Athapascan halkından bir grup, anavatanları olan batı Kanada'yı terkederek şimdi Arizona, New Mexico ve dört köşe bölgesi olarak bilinen yerlere indiler. Buralarda Lipan, Jicarilla (İspanyolca'da derin içecek kaplarına istinaden söylenmiş bir kelimedir ve anlamı "küçük sepet"tir), Chiricahua, Tonto, Mescalero ve Beyaz Dağ Apaçileri olarak küçük kabile ve gruplara ayrıldılar.

Apaçiler göçebe insanlardı ve konik biçimde yapılmış, dört ayakla tepeye desteklenen çadırlarda (wicki-up) yaşarlardı. Avlanır ve yabani bitkiler toplarlardı; çok sonraları mısır ve kabak da ekmeye başladılar. Genellikle geyik derisi elbiseler giyerler, saçlarını uzatır ve açık bırakırlar, başlarına bir bant takarlardı. Erkekler de uzun, uçuşan edep yerlerini örten kalça etrafıyla bacak arsına sarılan örtü giyerlerdi. Yumuşak, hassas deri çarıkları kayalık, dikenli ve engebeli arazilerde çok önemliydi, çünkü binicilikten önce inanılmaz uzun mesafelerde iyi koşuculardı (buna rağmen atı ehlileştirmeyi kısa sürede öğrenmiş ve mükemmel biner hale gelmişlerdi). Temel silahları yaydı ve ateşli silahları aldıktan sonra bile uzun süre bunu kullandılar.

Apaçi kadınları özellikle gösterişili sepetler örerlerdi, bazıları lifleri arasından bir iğnenin bile geçemeyeceği kadar sıkı dokunurdu. Bebeklerini sırtlarında taşırlardı. Kadınlar aile yaşamında önemli rol oynarlardı; tüm ihtiyaçlarını kendileri karşılayabilir, gerektiğinde büyücü hekimlik yapabilirlerdi.

Lipan Apaçileri, önceleri beyazlarla barış içindeydiler. 16. yüzyılda onlarla savaşmaya başladılar. Haşin göçebe istilacılar olarak Lipanlar batı Teksas ve Rio Grande'nin doğusunda kalan New Mexico'nun büyük bölümünü ele geçirmiş ve özellikle Meksika'da madenci veya göçmen haline gelmişlerdir. Cochise, Mangus Colorado ve Goyathlay, Esneyen Adam (gerenimo olarak tanınır) gibi ünlü şefleri vardı. Apaçilerin beyazlara yaptıkları saldırılar planlı değildi, bu kabilelerin çoğu beyaz Amerikalı ve Meksikalı'ların hilelerine, anlaşmaları bozmalarına ve katliamlarına kurban gitmişlerdir. 1880'lere kadar yine de boyun eğmemişlerdir.

Şimdilerde sayıları ancak 1500-2000 civarında olan Jicarillalar, New Mexico'nun kuzeyindeki yüksek dağlarda yaşamaktadırlar. White Mountain (Beyaz Dağ) Apaçileri Arizona'da ve New Mexico'da yaşarlar. 1905'de sadece 25 Lipan Apaçisi kurtulabilmişti ve bunlar Mescalero Apaçi Rezervasyonu'na yerleştirildiler.

http://666kb.com/i/avz907zlqf1uu3prs.jpg



http://www.turkiye-forum.org/images/statusicon/wol_error.gifBu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 650x477.http://666kb.com/i/avz90kx61tb944o54.jpg

http://666kb.com/i/avz90xaras01cps8o.jpg


KARAAYAK (Blackfoot)
Karaayaklar Algonquian kabilelerine bağlı üç gruptur; Siksikalar ya da Karaayaklar, Bloodlar ve Pieganlar. Siksikalar karaayaklı insanlar anlamına gelmektedir ve bir zamanlar siyah deri çarıklar giymiş olabilirler. Bloodlar ise muhtemelen isimlerini yüzlerine sürdükleri vermilyon(kırmızının bir tonu) rengi boyalardan almışlardır. Piegan'ın anlamı ise az ya da kötü giysi giymiş insanlardır.

Bu kabileler Kanada'dan yola çıkıp Kootenay ve Shoshoni'yi geçerek Montana'ya inmişlerdir. Kunduz aramak için av sahalarına giren tüm beyazları öldürdüklerinden, beyazlar ve kürk avcıları onlardan çok korkarlardı. Bizon sahasının kuzey sınrında yaşamalarına rağmen, Karaayaklar da diğer ova Kızılderilileri gibi çadırlarda yaşamış ve bizon avlamışlardır.

Pieagan'ların en temel törenleri güneş dansı ve savaşçı toplulukları tarafından düzenlenen Tüm Dostlar festivaliydi.

http://666kb.com/i/avz920apb9ye85ut4.jpg

http://666kb.com/i/avz92c5ljseokhv08.jpg


CHEYENNELER
Cheyenne adının anlamı Fransızca chien, "köpek" kelimesinden gelmektedir. Bunun nedeni ise köpek yeme ayinleridir. Cheyenne'ler kendilerini Tis-Tsis-Tas (insanlar) adıyla çağırırlar. İki ya da üç asır kadar önce Büyük Göller Bölgesi'nden büyük çayırlıklara gelen bir Algonquian kabilesidir. Çadırlarda yaşayan bizon avcıları, usta biniciler ve cesur savaşçılardı. Batıdaki Sioux kabileleriyle çok yakındılar ve Küçük Boynuz'da Custer'a karşı birlikte savaştılar.

Son savaşlardan sonra Kör Bıçak ve Küçük Kurt komutasındaki bir grup, eski av toprakları olan Montana'daki Topal GeyikRezervasyonu'na doğru efsanevi bir yürüyüş yaptı. Diğer bir grup olan güneyli Cheyenne'ler ise Oklahomada kaldılar.
http://www.turkiye-forum.org/images/statusicon/wol_error.gifBu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 619x874.http://666kb.com/i/avz93n1qrwzrikpbs.jpg



http://www.turkiye-forum.org/images/statusicon/wol_error.gifBu Resim Küçültülmüşdür.Gerçek Boyunu Görmek İçin Tıklayın.Gerçek Boyut 650x492.http://666kb.com/i/avz93y667enfz5liw.jpg


CHEROKEELER
Cherokee adı büyük olasılıkla bir Choktaw kelimesi olan ve Mağara İnsanları anlamına gelen chiluk-ki'den gelmektedir. Cherokee'ler 1876'daki Kızılderili Bürosu'nun raporlarına göre "en uygar" beş kabileden biridir. Bu kabileler Birleşik Devletler'i örnek alan anayasal hükümetlere ve komün fonlarına sahiptirler. Ayrıca beyaz komşularının yöntemlerine benzer biçimde çiftçilik yapmaktadırlar.

En zengin ve bereketli topraklar Cherokee'lerindi. Andrew Jackson ve Van Buren'in Kızılderililer'i temizleme politikası doğrultusunda General Winfield Scott tarafından yönetilen birlikler, beyazların bu topraklara yerleşebilmeleri için Kızılderililer'i sürdüler. Missisipi'nin batısındaki sözde Kızılderili Bölgesi'ne sürülmeleri sırasında üçte biri telef olan Kızılderililer, bunu Gözyaşı Sürgünü olarak anarlar.

Hayatta kalmayı başaran az sayıda Cherokee'nin büyük çoğunluğu bugün Oklahoma'da yaşamaktadırlar. Kuzey Carolina'daki Cherokee Rezervasyonu'nda yaşayan Cherokee'lerin sayısı 7000'e yükselmiştir.
http://666kb.com/i/avz94oo4y8ms48114.jpg
NAVOJOLAR
Navajolar, 1300'lü yıllarda kuzeybatı Kanada'dan güneybatıya inen bir Athapascan kabilesidir. Kendilerine Dineh, yani İnsan derler. Haşin, deri yüzücü, göçmen istilacılar olarak, güneybatıdaki çiftçi kabilelerin korkulu rüyasıydılar. Pueblo'lar onlara "düşman yabancılar" anlamına gelen apachu derlerdi. Bundan Tewa ve İspanyolca karışım olan "Apaches de Nabahu" adı türemiş ve zaman içinde Navajo halini almıştır.

Navajolar Pueblo komşularından gördükleri maskeli dans, sepetçilik ve seramikçilik gibi birçok kültürel uygulamayı benimsemişlerdir. Pueblolar'dan dokumayı, İspanyollar'dan da gümüş işini öğrenmişlerdir. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında mücevhercilik ve dokumacılığa başlamışlardır. Basit şef battaniyeleri bugün ünlü Navajo dokumalarına dönüşmüştür.

130.000'lik nüfusuyla Navajolar Birleşmiş Milletler'deki en kalabalık kabiledir. Rezervasyonları Gallup'dan Büyük Kanyon'a kadar New Mexico ve Arizona üzerinde 200 millik bir alana yayılır. Bu alan içinde Heykel Vadisi, Canyon de Chelly gibi doğa harikaları, kömür ve petrol kaynakları bulunmaktadır. Navajolar oldukça zengin bir kabiledir; tarım ve hayvancılıkta ilerlemişlerdir.

Kadınları hala geleneksel kıyafetlerini giyerler; kadife bluzlar, bilek seviyesine inen etekler ve gümüş ya da turkuvaz gerdanlıklar.


İşte en ünlü kızılderililer

Yıllarca Amerika Kıtası'nın gerçek evsahipleri kızılderililere karşı savaşan ve kısa sürede çoğunu yeryüzünden silen 'beyaz Amerikalılar', kaderin bir cilvesiyle dönüp dolaşıp yine kızılderililere 'hayran' oldular.
'Solukbenizli' ABD'lilerin yere göğe sığdıramadığı Hollywood'un dünyaca ünlü yıldızları arasından bazılarının ataları, gerçek kızılderililer.

İşte en ünlü 'yerli' Hollywood yıldızları:
Burt Reynolds: Hollywood'un 55 yaşındaki maço yıldızı. Dörtte bir kızılderili. Babasının annesi Cherokee kızılderilisi (anne tarafı İtalya'dan göç etti). Filmlerinde 1966 ve 68'de iki kez kızılderili rolü oynadı.


Cher: Gerçek adı Cherilyn Sarikissian Lapierre. 44 yaşındaki güzel yıldız yarı kızılderili. Annesi Cherokee kızılderilisiydi. Ten rengi, çekik kahverengi gözleri ve kalçası yerli kanının en belirgin özellikleri.


Raquel Welch: Hollywood'un 50 yaşındaki ölümsüz erotizm ilahesi de sekizde bir kızılderili kanı taşıyor. Bolivyalı babasının büyükbabası kızılderiliydi. Welch de 28 yıl önce doğan kızına, en ünlü kızılderili isimlerinden Tahnee'yi koydu.


Tina Turner: Müzik dünyasının efsane yıldızı. 51 yaşındaki Turner da sekizde bir kızılderili. Büyükbabası dörtte üç Navajo, büyükannesi dörtte üç Cherokee dörtte bir zenciydi. Her zaman kızılderili kanıyla gurur duydu.

çetin ekren
29.Nisan.2011, 08:59
Yaralı Diz Katliamı


Wounded Knee Katliamı, (Türkçe'de "Yaralı Diz" anlamına gelir) Lakota Siuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışmadır. General Nelson A. Miles tarafından Yerli İşleri Komisyonuna yazılan bir mektupta çatışma sonrasındaki olaylar katliam olarak nitelendirilmiştir.
1890'da ABD hükümeti Amerikan yerlileri (Kızılderili) arasındaki "Hayalet Dansı" nın bir savaş dansı olduğundan şüpheleniyordu. Ancak bu dans Kızılderililer için kutsal bir seremoni idi ve bazı yerliler ellerinden alınan haklara bu kutsal dansı icra ederek kavuşacaklarına inanmışlardı. Savaş Bakanlığı yerlilerin bir isyan hareketine kalkışacakları düşüncesiyle 7. Süvar alayını Pine Ridge ve Rosebud bölgelerindeki Lakota yerlilerinin kamp yerine göndermiş, bu kutsal dansı icra edenleri tutuklamak istemişti.
29 Kasım1890'da Birleşik Devletlerin beş yüz kişilik 7. Süvarialayı Minneconjou Lakota yerlilerinin kamp yerlerini çevirmiş ve çıkan çatışmada yirmi beş süvariye karşılık, aralarında altmış iki kadın ve çocuğun yer aldığı 153 Siu öldürülmüştür. Ancak çatışma sırasındaki kargaşada tam olarak kaç kişinin öldüğü bilinmemektedir.
Dee Brown 1970 yılında yazdığı Bury My Heart at Wounded Knee adlı incelemesinde (Türkçe'ye Kalbimi Vatanıma Gömün olarak çevrilmiştir) Kristof Kolomb'un İspanya Kraliçesine Kızılderililerle ilgili şunları yazdığını aktarır: "Yeryüzünde bunlardan daha iyi bir ulus bulunmadığına Majestelerin önünde ant içebilirim. Komşularını kendileri kadar seviyorlar, konuşmaları son derece tatlı ve kibar, konuşurken hep gülümsüyorlar." Ancak sözlerine şöyle devam eder: "Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

1890'da Wounded Knee'deki Siu katliamı Kizilderili özgürlüğünün sembolik olarak sonu oldu. Katliamı yaşayan Kara Geyik o gün bir başka şeyin daha öldüğünü söyler: "O zaman kaç kişinin öldüğünü anlayamamıştım. Şimdi kocamışlığımın şu yüksek tepesinden gerilere baktığımda, yerde birbirleri üzerinde yığılı duran boğazlanmış kadınları ve çocukları hâlâ o genç gözlerimle görebiliyorum. Ve orada, o çamurun içinde bir şeyin daha öldüğünü ve o kar fırtınasına gömüldüğünü görebiliyorum. Evet, bir halkın düşü öldü orada..."

Bu katliamı yaşayanlardan biri, Gelincik Louise yaşadıklarını şöyle anlatıyordu: "Kaçmaya çalıştık. Ama yaban sığırı gibi bir bir vurdular bizi. Beyazların içinde de iyi insanlar bulunduğunu biliyorum, ama kadınları ve çocukları da vurduklarına bakılırsa askerler çok kötü insanlar olmalı. Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."


Katliam sonrası


Amerikan Ordusu katliam sonrasında ölüleri gömmek için sivil vatandaşlar kiraladı. Savaş meydanına gelenler soğuk havada 84'ü erkek, 44'ü kadın, 18'i çocuk Lakota cesedi ile karşı karşıya kaldı. Katliamdan yaralı kurtulan 7 Lakotalı Wounded Kne Creek bölgesindeki Pine Ridge hastanesinde öldü.

General Nelson Miles, katliamın sorumlusu albay Forsyth'ı görevden almış, Askerî Araştırma Mahkemesi taktik hatasından dolayı kendisini eleştirmiş ancak yine de mahkemede hakkında beraat kararı çıkmıştır.

Daha sonra The Wonderful Wizard of Oz'un yazarı olarak ünlenecek olan genç editör L.Frank Baum 3 Ocak 1891 yılında Aberdeen Saturday Pioneer'da şunları yazmıştı:

"Öncüler daha önce güvenliğimizin tek yolunun Yerlilerin tamamen yok edilmesine bağlı olduğunu ilan etmişlerdi. Asırlardır onlara karşı hata edip durmaktansa medeniyetimizi korumak adına daha büyük bir hata yapıp bu evcilleşmeyen ve evilleştirilemeyen yaratıkları dünya üzerinden tek bir iz kalmamacasına yok etseydik daha iyi yapardık. Biz sıradan insanlar ve beceriksiz komutanların emri altındaki askerler için gelecek güvenliğimiz bunda yatmaktadır. Aksi takdirde gelecekte de geçmişte olduğu gibi kızılderililerle tümüyle sıkıntı yaşayacağımızı bekleyebiliriz."



Yirminci yüzyılın sonlarında Wounded Knee Katliamına karşı protesto sesleri daha da yükselmiş, tarihçi Dee Brown aynı adla bir kitap yazmış, Buffy Sainte-Marie ise protest bir müzik bestelemişti. Ünlü oyuncu Marlon Brando 1973'de Baba (The Godfather) filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında verilen Oskar ödülünü Yaralı Diz Katliamı sebebiyle reddetmişti. 27 Mart 1973'teki ödül törenine kendi adına konuşma yapması için Sacheen Littlefeather adlı Kızılderili genç bir kadını gönderdi. Brando'nun kaleme aldığı, genç Kızılderilinin zaman darlığı nedeniyle tümünü okuyamadığı yazının bir bölümü şu şekildeydi:


"Marlon Brando... benden zaman darlığı ile şu anda sizinle paylaşamayacağım uzun bir konuşma yapmamı istedi ancak basınla paylaşmaktan memnuniyet duyacağım şey şu ki o... çok üzülerek bu cömert ödülü kabul edemiyor. Ve bunun sebebi de... günümüz film endüstrisinin ...beni affedin.. ve televizyonlardaki filmlerdeki yeniden çevrimlerde Amerikan Yerlilerine yaptıkları ve Wounded Knee'deki son olaylardır. Bu akşam aranızda bulunamadığım için beni affedin gelecekte kalplerimiz ve anlayışlarımızda sevgi ve cömerlikte biraraya geleceğiz. Marlon Brando adına sizlere teşekkür ederim."

Littlefeather, zaman darlığı sebebiyle tamamını okuyamadığı konuşmanın tam metnini basına dağıtmıştır. Brando'nun basına dağıtılan metininden bir bölümün çevirisi;

"200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: "İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte." Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkum ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiç bir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler........"

imported_avkolik
04.Ekim.2011, 15:50
Ooo Çetin ustam ben bu paylaşımı kaçırmışım harika bir paylaşım olmuş..Gerçekten büyük bir merakla bitirdim konuyu.. Harika hazrılanmış ve o derecede güzel bir konu.

Paylaşım için teşekkür ederim ustam..Ellerine, emeğine sağlık http://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gifhttp://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gif

Yıldıray İNCE
04.Ekim.2011, 16:00
Çetin kardeşim eline ve emeğine sağlık harika bir paylaşım olmuş teşekürler............http://www.avkolik.net/forum/Smileys/classic/grin.gif

ibrahim ozel
04.Ekim.2011, 17:00
Harika olmuş usta vallahi zevkle okudum. Bize barbar diyenler daha amerika ilk keşvedildiğinde yaptıklarını görmezden geliyorlar. Kızıldereliler gerçekten büyük bir kıyıma uğratıldı. Artiste helal olsun ödülü bile reddetmiş. Emeğine sağlık harika bir paylaşımdı.

Burhan KESKİN
04.Ekim.2011, 19:55
kızılderelilerin tarihini eğridir komando okulu yedek subay eğitim taburunda bir komutanım anlatmıştı komondoların özündede kızılderilerden esinlenerek kurulduğunu anlatmıştı. itina ile okudum eline emeğine sağlık çetin bey

Kemal_Uygur
04.Ekim.2011, 21:04
Amerika.... Gittiği heryere barış ve özgürlük götüren insanlar.
Balık baştan kokarmış! Önce dağdan gelip bağdakini katletmekle başlamışlar işe... Şimdide Irak'a Afganistan'a saldırıp halka barış! getirmelerine şaşmamak gerek...

Oktay AKÇAKMAK
06.Ekim.2011, 17:32
kardeş bizi aydınlattın elineeeeee kolunaaaaaaa sağlık bravo sana

çetin ekren
08.Ekim.2011, 08:53
yorumda bulunan ve üşenmeden okuyan tüm dostlara teşekkür ederim...
özgürlükler ülkesi amerika ve geçmişi...
o kadar masum insanın hayatına son verilen katliamlar...
savunmasız insanlara yapılan vahşet...

08.Ekim.2011, 20:21
garip olan bu uygarlığı katleden dünyadan kaldıran ve o kanlar üstüne kurdugu ülkeden dünyaya süzde insanlık dersi adalet daıtan insan musfetteleri halen dünya sahnesinde

veyselll
09.Ekim.2011, 18:26
abi baştan sona soluksuz okudum. paylaşım için eline koluna sağlık. amerika için zaten söylenecek söz yok...